Eşber Erülgen

2018 dünya futbol şampiyonası

FUTBOL sevenler iki bölüme ayrılır.
1) Kim oynarsa oynasın futbol seyretmek için stada veya ekran başına gidenler.
2) Yalnız taraftarı oldukları takımın maçlarını stad veya ekran başında izleyenler.
Ben 1. bölümdenim. Mithatpaşa Stadının eski yıllara has seyirci kalitesinin sona ermesi ile stada gitmeyi de bıraktım. Ancak TV’de maç izlemek de yayın kanallarının çoğalması ile evde sistem kargaşasına sebep olduğu için gitgide zorlaşıyor. Dışarıda Barcelona, içerde GS taraftarıyım.
Onlar bir yana, iyi futbol ihtimali olan, alt ligler dahil her maçı izlerim. Ama her maçta bir takımı tutarım.
Dünya futbol şampiyonası tüm yayınların aynı kanalda olması ve tüm dünya ülkelerinin futbolunu seyretme imkânını vermesi sebebiyle çok zevkle takip ettiğim bir olaydır.
Maçlardaki taraf tutma sıralamam şöyleydi:
Brezilya, Arjantin, Uruguay, İspanya, Almanya; ancak maçlar devam ederken Hırvatistan, Japonya, Senegal ve Nijerya’nın da taraftarı olmaya başladım.
* Brezilya kurduğu yeni takımı oturtma çabasında. Futbolcuların çoğunluğu dünyanın muhtelif ülkelerinde olduğu için bu süre uzun sürer. Güvence görülen Neymar’ın oynadığı takımlarda kurulan düzen içinde olmaması başarıyı imkânsız yaptı.
* Arjantin, Brezilya ile aynı gerekçeleri yaşıyor. Çok şey beklenen “uzaylı gibi görülen Messi”nin takımı sert ve kalabalık defans baskısı karşısında kayboldu.
* Uruguay’lılar da gurbetçi olmalarına rağmen, özünü muhafaza eden, beraber oynayan bir takım niteliğinde gözüktü, iki şanssız gole kurban gittiler.
* İspanya, aşırı güvenin getirdiği rahatlık ve geçmiş başarıların ağırlığı altında kaldı.
* Almanya, zaten hazırlıksız ve formsuzdu, taraftar da Mesut Özil ve İlkay Gündoğan’a hak etmedikleri bir protestoyla takımın ahengini bozunca, ikinci maçta iki zenci futbolcu ile üstün ırk hastası Führer’in gazabına uğrayarak dağıldı.
* Hırvatistan, lejyonersiz, yerli futbolculardan kurulu kendi ligini ve Şampiyonlar Ligini kazanmış, oturmuş sistemi ve hiçbir durumdan etkilenmeyen hırsı ile bir lig takımı gibi turnuvanın parlayan yıldızı oldu.
* Senegal, Nijerya, Japonya milli takım şuuru ve sorumluluğunu hissederek turnuvaya renk kattılar.
Senegal’lilerin kazandıkları kornerin atılışı sırasında, rakip kale önünde kümelenip, birbirlerinin formalarını tutarak rakipleri aralarına sokmayıp birden dağılıp defansı şaşırtması yeni bir taktikti. İkinci turda İngiliz’lerin aynı hareketi denediklerini gördüm.
Ben bu satırları yazarken yarı finale gelindi. Evine dönenler ile buraya kadar gelenler arasında ne fark var diyecek olursak;
Bence, öncelikle mevsimi kapatmış milyarder profesyonel futbolcuların yorgunluklarına ek olarak, lig takımlarındaki alışkanlıklarını toplama milli takım sistemi içinde bulamadılar. Süper yıldızları rakip defanslar iki üç kişi ile preslediler. Neymar yerden kalkmayarak, Messi sahada dolaşarak vakit öldürdü.Defansların (kaleciler dahil) güçlü ve başarılı olması forvetleri çok zorladı. Dolayısı ile maç sonuçları orta saha futboluna ve duran top başarılarına bağlı seyri zevk vermeyen bir turnuva olarak tarihe geçti. Ayrıca dönerek giden yeni icat bir topun azizlikleri, akıl almayacak şekilde penaltı kaçıran yıldız oyuncuların şanssızlıkları, VAR sistemine rağmen verilen ve verilmeyen fauller ile milli maçın havasını bozmamak uğruna esirgenen kırmızı kartlarla hakem ve ofsayt kararlarındaki yan hakem hataları, sonuçları etkiledi.
Tuttuğum takımlarda tahminlerim hiç tutmadı. Yukarıda sözünü ettiğim milyarderlere benzemeyen, tam MİLLİ takım havasında, kulüp takımı gibi anlaşmış ve kaynaşmış futbol oynayan HIRVATİSTAN sonradan favorim oldu, keşke yarı finalden itibaren taraf tutmasaydım.

27 Temmuz 2018

İlgili Haberler

Yazarlar