Ali Erül

2019 → “Like” (“Beğen”)

BİR düşünceyi, bir yapıtı, bir kişiyi ya da bir nesneyi neden beğeniriz? Sahip olma isteği veya aidiyet duygusu mu, yoksa duygudaşlık veya yaşanmışlık mı, yoksa takdiri hak eden, sıra dışı, fazlasıyla yaratıcı özellikleri mi beğenme konumuz?
Belki bazen sadece biri, bazen de birkaçı bir arada katkı yapıyor beğenme sürecimize ve seçimimize.
Öte yandan gerek beğenme gerekse de beğenmeme oldukça kişisel ve öznel kararlar. Hatta aynı zamanda değişken de. 20 yaşında beğendiğin bir şeyi 50 yaşında beğenmemek kadar öğrenciyken keyif aldığın bir şeyi torun peşinde koştururken yapmayı düşünmüyorsun bile.
Oysa günümüz yaşamları neredeyse tamamen beğenme üzerine kurulu. Fotoğraf çektim “beğen”, şu yemeği yedim “beğen”, kedi oldum ve ağzımla kuş tuttum “beğen”, şunu giydim sen de al, bunu yaptım sen de yap!
Yani beğenmenin saflığı ve masumluğu bir tarafa bırakılıp yönlendirilmesi ve hatta yönetilmesi söz konusu oluyor. Bir kademe sonrasında da seçenekler arasından hiçbirini beğenmemek kadar çoğunu beğenip hiçbirine sahip olamamak da mutsuzluk sebebi oluyor.
Bana göre beğenmek sıkça yaşanacak bir şey değil. Beğenmek için sıra dışı, beklenti üstü, umulmadık bir şeyler olması gerek; sektör jargonu ile “ani, beklenmedik ve öngörülemeyen.”
“Boğaz’da yürümeyi severim”, ya da “caz müzik dinlemekten hoşlanırım” gibi geniş zamanlı bir durum değil bence beğenmek, anlık ve iz bırakan, sonrasında da düşündürüp özümsenen, anımsanan bir fotoğraf sanki.
Bir film izlersin mesela. Filmin öyle bir sahnesi veya oyuncuların öyle bir konuşması vardır ki sana seni veya değer verdiğin birini anımsatır, ya da yaşadığın bir olayı, filmi o an beğenirsin, filmin o anını beğenirsin, belki senin gibi bir düzine insan sadece aynı nedenle beğenir o filmi. Ama yok çekimleri imiş, yok efektleri imiş, yok başrolün oyunculuk yeteneğiymiş filan bakmazsın, ilgilenmezsin bile. Ertesi gün yaygın kamuoyu ilgisi bu filmin şurası burasıdır ama sen salt o sahneyi düşünürsün filmin adı her geçtiğinde, belki de kendini veya değer verdiklerini de anımsayarak.
Geçtiğimiz günlerde bir müşteri ziyaretine gittim. Görüşeceğim kişi o sırada şirket içinde başka bir yerde toplantıda olduğu için yardımcısı beni görüşeceğim kişinin odasına aldı, içecek bir şeyler ikram etti. Tam o sırada boynumdaki okuma gözlüğünün tozlandığını fark edip silmek için bir şeyler ararken o yardımcı metrelerce uzaktan koşup elindeki kağıt mendili bana uzattı. O anı beğendim, o yardımcının hızlı tepkisini beğendim, hatta belki bu sayede o firmayı da beğendim böyle sezgi sahibi ve düşünceli insanları istihdam ettiği için.
Sorun şu ki yaşamlar hızlanıp tüketimin kaçınılmaz yan etkileri bu yaşamlara daha çok egemen olmaya başlayınca beğenilecek durumlar da ters orantılı olarak azalıyor. Azami hız, azami ciro, hedef tutturma, günü kurtarma gibi zorunluluk ve baskı unsurları insanı insan yapan değerleri zayıflatıyor, maddiyat maneviyatı ve estetiği köreltiyor.
Teknoloji, iletişim, erişim, sosyal medya… Hepsi gerek tek başına gerekse de birbirleri ile etkileşim durumunda çok faydalı ve vazgeçilmez olgular ama hiçbirinin yaşamın ruhunu, insanlığın özünü alıp götürmesine de seyirci kalmamak gerek.
Tabii ki eskilerin deyişi ile müşkülpesent olmak, beğenme cimrisi olmak değil hedef, beğenecek ne kadar şey varsa beğenmeli insan. Ama bu konuda bir standardı ve tutarlılığı da olması gerek aynı zamanda.
Gerçekçi beklentiler, hoşgörü ve empati, biraz da algı açıklığı ve gözlem yeteneği ile aslında kendini mutlu edecek çok şeyi fark edebiliyor insan. Yeter ki bunu yapmak, bu duyguyu yaşamak istesin.
Bu vesile ile henüz ilk günlerinde olduğumuz 2019 yılının herkes için keyifli, sağlıklı, mutlu ve beğenilecek birçok şey ve durumla bezenmiş bir yıl olmasını dilerim.
Görüşmek üzere.

2 Ocak 2019

İlgili Haberler

Yazarlar