Timuçin Alpay

Sigortacı Gazetesi

Perşembe, 17 Mayıs 2012
Yazı Boyutu
  • increase font size
  • Default font size
  • decrease font size
Sigortacı Gazetesi Timuçin Alpay

Timuçin Alpay

Timuçin Alpay

Türkiye’de iş kazaları

Apartmanımızın tam bitişiğinde 1968 yılında inşa edilmiş Nevzat Ayasbey İlköğretim Okulu var. Biz 1993 yılında Göztepe’den Sahrayıcedit’e taşındığımızda okulun 20 dersliğinde sabah ve öğleden sonra ikili öğretim yapılıyordu… Okul cıvıl cıvıldı… Bayındırlık ve İmar Müdürlüğü yetkililerine göre 1999 Marmara depreminde okul hafif şiddette zarar görmüş… Marmara depremi sonrasında yüzlerce bina üzerinde yaptığımız mühendislik incelemeleri sonucu edindiğim bilgilere dayanarak söylemeliyim ki, yığma kagir bina tarzında inşa edilen okul binası bana kalırsa ciddi derecede zarar görmüştü. Ancak bu ağır hasarlar ve olası riskler gözardı edilerek  binaya yapılan ufak tefek onarımlar ile öğretime devam edildi…
Her yıl okulun öğrenci sayısı çıkan söylentilere koşut olarak azalıyordu… Nihayet bu sene 20 derslikli okula ancak 20 öğrenci yazılınca devlet okulu yıkmak zorunda kaldı… Evet ne yazık ki zorunda kaldı diyorum… Çünkü, İstanbul’un en popüler ve en merkezi semtlerinden biri olan Sahrayıcedit’te okula yakın oturan veliler tepki göstermeyip duyarsız kalsalardı o hasarlı hali ile eğitim ve öğretime devam edilecek, devlet de ileride olası büyük İstanbul depremi için hiç önlem alma gereği duymayacaktı. Tabii ki depremin  sonucu ölüm, göz yaşı ve hüsran olacaktı.
Sigportacı Gazetesi’ne yazı yazmaya karar verdiğim gün balkondan baktım okulun çatısında yaklaşık on kadar işçi çatıyı sökmeye ve binayı yıkılacak duruma getirmek için çalışmaya başlamış… Sabah erken saatte hem çayımı içip hem sıcacık güneşte gazetemi okumak hem de geleneksel Türk insanı olarak binanın yıkımını izlemek üzere camekanlı balkona yerleştim. Daha on beş dakika oldu olmadı gördüğüm manzara karşısında yüreğim ağzıma geldi… İşçiler 10 metrelik yükseklikteki çatının tam kenarından yağmur oluklarından başlayarak çatıyı sökmeye başladılar. Hiçbirinde güvenlik kemeri yoktu... Bir işçinin elinde ağır balyoz ve bir metre uzunluğunda  çelik levye vardı… İşçi elindeki o ağır balyozu vurmakta bir ıskalasa işçinin dengesi bozulacak aşağıda uçları kılıç gibi keskin bahçe demirlerinin üstüne düşüp anında hayatını kaybedecekti… Hem sigortacı hem kalpten yaralı olunca dayanamadım camı açıp ustabaşı konumundaki adama  “Neden güvenlik kemeri kullanmıyorsunuz, lütfen önlem alın, öyle çalışmanıza devam edin” diye seslendim… Gençten bir ustabaşı bana doğru gülerek dedi ki “Amca sen kendi işine bak biz de kendi işimize bakalım... Biz tarzan gibiyiz bize bir şey olmaz ” Camı hafifçe kapadım, içeri geçtim TV’yi açtım… Ekranda kocaman bir haber; flash flash flash Erzurum’da 5 Tedaş Görevlisi elektrik hatlarındaki arızayı onarmak üzere bindikleri deniz bisikletinden buz tutmuş göle düşerek öldüler… Açıkçası bu ülkenin bir yurttaşı ve hayatı depremler, ölümler, yaralanmalar, yangınlar, seller ve akla gelen tüm felaketler içinde geçmiş bir sigortacı olarak derin bir üzüntü duydum… Biz ulus olarak nasıl bir toplumsal, sosyal, ekonomik ve eğitim sürecinden geçtik ki insan hayatının hiçbir değeri olmadığı bilincine vardık… İnsan yaşamı bu kadar değersiz ise biz ulus olarak binlerce yıldır gelişim ve uygarlık adına verilen mücadelenin neresinde durmaktayız. Şimdi bu okulun çatısını söken işçi çatıdan düşerek yaşamını kaybetse bu bir kaza mıdır ? Bu işçinin hayatını kaybetmesinde sorumlu kim olacaktır? Devletin denetim kurumlarının bu tür kazalarda etkinliği nedir. Kişi kendi yaşamının değerini algılayamıyor ise bu tip olaylar nasıl kaza tanımına girecek?
TV’de Erzurum’daki 5 yurttaşımızın hayatını kaybettiği haberinin ayrıntılarını izlerken bir anda tüm toplumu derinden etkileyen diğer iş kazası ölüm haberleri bir film şeridi gibi gözümün önünden geçmeye başladı… İstanbul’un Esenyurt ilçesinde bir AVM inşaatında çalışan 11 işçi inşaat alanı yakınında uyudukları çadırda yanarak can verdi, 24 Şubat’ta Adana Kozan’da baraj inşaatı sırasında baraj kapağının patlaması  sonucu sel sularına kapılan 10 işçi öldü, geçen yıl 3 Şubat’ta Ankara Ostim Organize Sanayi Bölgesi’nde 20 işçi kazan patlaması nedeni ile göz göre göre hayatını kaybetti, 11 Şubat 2011’de Kahramanmaraş’ın Afşin ilçesinde kömür sahasında toprak kayması sonucu 10 işçi yaşamını yitirdi, 31 Ocak 2008’de İstanbul Davutpaşa’da kaçak bir işyerinde meydana gelen (mantar ve çatapat hammaddesinin) patlaması sonucu 23 işçi öldü, Tuzla tersanelerinde üst üste yaşanan ve sonu gelmeyen işçi ölümleri ile yüzün üzerinde işçi hayatını kaybetti… Daha anımsayamadığım “kaza” adı altında binlerce ölüm…
Bir sigorta uzmanı olarak söylemeliyim ki, çalışma yasaları bu ölümleri “iş kazası” olarak nitelese de bu yaşananlara “kaza” demek için tüm aklımızı ve vicdanımızı kaybetmemiz gerekiyor.  Çünkü "kaza" bütün önlemlerin alındığı, işçilerin güvenceli-kurallı çalıştırıldığı, ancak buna rağmen yaşanabilecek istisnai durumlar için kullanılabilir. Oysa artık günümüzde iş kazası adı verilen işçi ölümleri istisna değil kural haline gelmiş durumda.

 
  • «
  •  Başlangıç 
  •  Önceki 
  •  1 
  •  2 
  •  3 
  •  4 
  •  5 
  •  6 
  •  7 
  •  8 
  •  9 
  •  10 
  •  Sonraki 
  •  Son 
  • »
Sayfa 1 / 31

Galerieport
Assist Line
Sigortacı Önemli İnternet Adresleri

İstatistikler

Üyeler : 6999
İçerik : 3158
İçerik Tıklama Görünümü : 3130158

  • Giriş Yap
  • Kayıt ol
    Kayıt Alanı
    *
    *
    *
    *
    *
    Doldurulması Zorunlu Alan(*)
  • Haftalık Bülten Almak İstiyorum

    Follow us on Twitter