Faruk Ömrüuzak

“Altkapılılar”

Tüm direnmeme rağmen sonunda ben de akıllı bir telefon edinmek zorunda kaldım. Sebebi, telefonumun benim kadar direnememesi. Nasıl insanlar faniyse, telefonlar da ölümsüz değil. Kendisi Graham Bell’in son dönem temsilcilerindendi. Manyetolu modelin bir tık yukarısı. Maalesef dayanamadı, ‘sen git vatan sağ olsun’ diyerek beni yek başıma bıraktı. Beni acılara gark etti. Aziz naaşını şarj cihazıyla birlikte paketleyip ebedi istirahatgâhına defnettik. 

Devamlı sessize aldığım için çok konuşmazdı. Bu nedenle çok severdim kendisini. Aramızdaki tek sorun, nereye koyduğumu unuttuğum zamanlarda, kendisine ulaşmak için gösterdiğim bütün çabalara ‘sessiz’ kalmasıydı. Bu nedenle kendisinden haber alamayıp, bulana kadar birkaç gün telefonsuz dolaştığım çok olmuştur.  Olsun, ne güzel geçinip gidiyorduk, ama ne çare pili yetmedi, şarjı durdu. Beni yalnız bırakıp çekti gitti. Giderken kayıtlı birçok telefon numarasını da birlikte götürdü ama olsun ben kendisine hakkımı helal ediyorum. Umarım, o da etmiştir.

Buraya kadar iki dost arasındaki zorunlu vedalaşmayı anlatmaya çalıştım. Peki, bundan sonra ne olacak. Acı ama gerçek; yüreğimize taş basıp, gidenin yerine yenisini ikame etmek lazım. Lazım da, gel aynısını bul bakalım. Neredeee? Çok aradım ama eşini menendini bulmam mümkün olmadı. Duydum ki, aynısını Koç’un Teknoloji Müzesi’ne koymuşlar. Gittim kendisini bir camekân içinde buldum. Gençler tanısınlar diye altına  ‘Cep Telefonu’ yazmışlar. Bir yakınımızın kabristanını ziyaret etmenin huzuruyla, aziz hatırası önünde eğilerek ayrıldım.

İşte benimki öyle bir telefondu. Manyetosu yoktu ama tuşları vardı. Hafızası genişti diyemem, ama hangimizin hafızası geniş ki? Hele belli bir yaştan sonra hafızalarımız ‘Allah muhafaza’ durumunda. Benim ki de öyleydi. Öyle övülecek çok fazla bir tarafı yoktu ama vefakâr ve cefakârdı. Bilmem kaç yıldır mutlu bir beraberliğimiz vardı. Bırakıp gitti işte…

Yenisine bakalım dedik. İyi hoş da yenilerinin hepsi ‘akıllı’. Telefon akıllı ama bakalım kullanan akıllı mı? Eskinin ‘aç-kapa’ modelinden ‘akıllı’ modele geçmek benim için orta çağdan yakın çağa atlamak gibi bir şey. Ama mecburen bir tane edindik. Hani şu iletişim şirketlerinin 24 ay vadeyle fatura ettikleri modellerden birisi. Öyle servet falan ödediğim söylenemez. Buna rağmen telefonda yok, yok. Olmayan sadece tuş. Ekran kaydırmalı. Eskiden klik, klik diye tuşlara basarken, şimdi elinizi ekranın üzerinde senfoni orkestrasını yöneten maestro gibi kaydırarak makineye istediğiniz şeyi yaptırmaya çalışıyorsunuz.

İnternet, Facebook, Twitter, WhatsApp gibi uygulamalar elinizin altında. Aslında onlar mı sizin elinizin altında, yoksa siz mi onların elinin altındasınız tartışılır. Bana göre artık telefonu biz kullanmıyoruz, telefon bizi kullanıyor. Her halde onun için ‘Akıllı Telefon’ diyorlar. Biz akılsız olmayı kabul ettikten sonra…

İnsanlar artık yüreklerinin götürdükleri yere değil, telefonlarının götürdüğü yerlere gidiyorlar. Evde telefon, işte telefon, derste telefon, otobüste, vapurda, metroda telefon, yemekte telefon, tuvalette telefon, yatakta telefon. Olmayan tek yer, her halde sadece mezar.

Bir de uygulamalar var, bunlardan bir tanesi de ‘WhatsApp’. ‘N’aber’ diye çevirebilir miyiz acaba? Biliyorsunuz bu uygulamada gruplar oluşturuluyor. Grup üyeleri faydalı faydasız her şeyi aralarında paylaşıyorlar. Dolayısıyla siz de grubun üyesiyseniz başınızı telefondan kaldıramıyorsunuz. Metrobüsle Mecidiyeköy’e gidecekken, kendinizi Avcılar’da buluyorsunuz.

Ben de akıllı telefon kullanmaya başladığımdan bu yana, meslektaşlarımın kurduğu, öğrencilerimin kurduğu, üyesi olduğum derneklerin kurduğu birçok WhatsApp grubuna üye edildim. Ben de artık başımı telefondan kaldıramıyorum.

Son üye edildiğim grubun ismi ise ‘Altkapılılar’. Çocukluk yıllarımızın sonu ile ilk gençlik yıllarımızı beraber geçirdiğimiz arkadaşlarımın kurduğu bir grup. Bugün grup üyelerinin bir kısmı ile bir araya gelip yemek yiyeceğiz. Akıllı telefonun bana kazandırdığı en önemli şeylerden biri bu olsa gerek. Grubun adının nereden geldiğini ve grup anılarımızı bir sonraki yazımda anlatacağım.

FARUK ÖMRÜUZAK: fomruuzak@yahoo.co.uk

 

 

 

4 Aralık 2017

İlgili Haberler

Yazarlar