Ali Erül

Amaç değil, araç!

Geçen akşam işten çıkıp eve gidiyorum. Saat 19:30 civarı olduğu için trafik biraz rahatlamış ama yol hala kalabalık. Üç şeritli yolun en solundayım. Önümdeki aracın sürücüsü yanında oturan kişi ile hararetli bir şeyler konuşuyor, ellerini kollarını oynatıyor, arada da bu işleri başını da sağdaki kişiye doğru çevirerek yapıyor. Hem araba kullanıp hem de derin bir sohbet yapmak olası olmadığı için de seyir ritminde iniş çıkışlar var ve daha da tehlikelisi önündeki trafik de çok düzenli olmadığı için bazı frenlere son anda basmakta. 1-2 km bu şekilde gittikten sonra orta şeridin de görece boş olduğunu görüp yapmamam gereken bir şey olsa da sağlamaya başladım önümdeki aracı. Tam o anda o da gazladı ve önüne kaçacak mesafemi kısalttı ama daha da hızlanarak bu hamlesini sonuçsuz bıraktım ve girdim önüne.

Her şeyden önce doğru olmayan bir şey yaptığım için kusurlu olduğumu peşinen kabul ederek devam ediyorum o akşamı yazmaya.

Yola devam ettim bu olaydan sonra ve yaklaşık 20 dakika sonra evime yakın büyük marketlerden birine girdim. Arabamı park ettim. Tam çıkarken o araç geldi ve yanıma park etti. Direksiyondaki kişi camını açıp “Aferin, güzel girdiniz önüme!” gibi bir şey söyledi.

“Eğer siz trafik kuralları ve düzenine uygun sürüyor olsaydınız o olay olmayacaktı, ayrıca yaptığım doğru olmasa da benden çok daha kusurlu olan sizsiniz, eğer benim arkanızdan çıkıp sizi sağlayacağımı anlayıp gaza bastıysanız aynı gözlem becerisini başta ben olmak üzere arkanızdaki düzinelerce sürücünün sabrı tükenmeden önce de gösterebileceğinizi var saymak durumundayım; yok eğer beni hiç fark etmeden üstüme sürdüyseniz bu kez de yol ve trafik güvenliği ile ilgili vahim zaaflarınız var demektir bu” diye ayak üstü bir konuşma çektim.

Çok şükür tüm gerginliğe rağmen yine de iki uygar insan gibi konuşabildiğimiz için sitem ve serzenişlerin ötesine gitmedi bu tatsız akşam diyaloğu.

Yolu ve yoldakileri psikolojik olay haline getiriyoruz sıkça. Oysa yol bir yerden bir yere ulaşmak için kullandığımız bir ortam, ortaklaşa ve geçici bir süre için. Bir arada olduğumuz diğer ortamlardan farkı da o sırada dikkat etmemiz gereken tek şeyin yol ve yoldakiler olduğu; ne yanımızdaki veya telefonumuzdakiler ile sosyalleşmek, ne de aklımızdakiler veya gündemimizdekiler ile hesaplaşılacak yer değil o direksiyon.

Yol bir üstünlük gösterme sahnesi de değil. Daha iyi, güçlü veya gösterişli bir aracın olabilir, daha deneyimli ya da risk almayı seven bir sürücü de olabilirsin ama sen ne kadar kusursuz olursan ol hiçbir şekilde senden kaynaklanmayan ama senin de tarafı olduğun o kadar çok kaza oluyor ki yollarda. İşin maddi kısmı telafi edilebiliyor belki ama manevi sonuçlar ve vicdan azabının tedavisi çok zor.

Bir yerden bir yere giderken en mantıklı yoldan en güvenli şekilde gitmek olmalı tek hedef, yoldaki herkese saygı duyarak ve anlayış göstererek.

Kullandığımız araçlar, adlandırmadan da anlaşılacağı üzere, sadece hedeflerimize ulaşmada kullandığımız araçlar, makineler; güç ve egemenlik silahları değil.

Trafik herkesin eş zamanlı ve dönüşümlü olarak rol aldığı, katkıda bulunduğu, ortaklaşa sürdürülmesi gereken bir platform. Sen ne kadar anlayışlı ve düşünceli olursan karşıdan da benzerini göreceğin bir ortam. Dahası sen gerekli dikkati ve özeni gösterirsen masum canlıların yaşam şansını da artırıyorsun.

Bu konuda daha önce eğitim, yaptırım, yüksek cezalar filan diye yazdım ama sanıyorum en az bunlar kadar önemli olan trafiğin bir amaç değil araç, orada geçirilen sürenin hedefe sağ salim ulaşmak için ödenmesi ve olgunlukla kabullenilmesi gereken bir bedel olduğu bilincinin yaygınlaşması.

Eğer bu bilinç sağlanırsa kaza ve kayıp istatistikleri iyileşir, evler ve işyerlerinde trafik kaynaklı gerginlikler ve bunun yarattığı psikolojik zararlar azalır. Yok eğer trafiği kişiliklerin kapıştığı bir arena, yeteneklerin sergilendiği bir performans sahnesi gibi görmeye devam edersek bu sorunun çözümü eğitim ya da cezalandırma ile olası görünmüyor.

Görüşmek üzere.


ALİ ERÜL
alierul@gmail.com

6 Şubat 2018

İlgili Haberler

Yazarlar