Sema Tüfekçiler

Anne kalbi, çocuğun okuludur. Henry FORD

DOĞRU söze ne denir? İlk eğitimimizi ve hayat boyu alacağımız diğer eğitimlere de temel oluşturan eğitimi analarımızdan aldığımız çok doğrudur. Bu eğitim ne kadar sağlamsa, çocuk o kadar mutlu ve başarılı oluyor.
Anneler Günü, ülkemizde 1955 yılından beri kutlanmaktadır. Hikâyesi ise, Amerika’da yaşayan bir kız çocuğunun annesinin vefatı ile başlayan derin üzüntüsünü, günün birinde bu günü Anneler Günü olarak kutlamaya başlayarak taçlandırmasına dayanmaktadır.
Philadelphia eyaletinde Jarvis isimli bir kızın annesi öldüğünde annesini çok seven Jarvis’in üzüntüsü aylarca sürmüş. Hayatta kimsesi kalmayan Jarvis ölüm olayına bir türlü alışamamış. Yaşama küsmüş, yaşama sevincini yitirmiş. Jarvis’in bu durumunu yakından izleyen komşusu Jarvis’le arkadaş olmuş ve Jarvis‘in acısını dindirmek için onunla uzun bir süre sohbetler etmiş. Bir gün Jarvis’e «İnsanlar doğar, yaşar, ölür. Bu bir doğa kanunudur.» demiş. Bu iki cümle, Jarvis’i çok etkile­miş. Ölümün de doğmak, yaşamak gibi bir doğa olayı olduğunu düşünmüş. Ölüm sözcüğünün soğukluğu gitmiş, yerine anne sevgisinin sıcaklığı gelmiş. Artık Jarvis annesini gözyaşları ile değil severek anmaya başlamış. İçinde duru ve tarifsiz bir sevgi oluşmuş.
Jarvis’in annesinin ölüm yıldönümünde bütün arkadaşları Jarvis’i ziyarete gelmiş. O gün Jarvis arkadaşlarına:
“Geçen bir yıl içinde çektiğim acılar bana şunu öğretti; dünyada anne sevgisinin yerini dolduracak hiçbir sevgi yoktur. Yılın bir gününü annelere ayıralım. O günü annelerimizle ilgili anılarla dolduralım. Böylece annelerimize olan sevgi borcumuzu ödeyelim“ demiş.
Arkadaşları Jarvis’in önerisini çok beğenmişler. Jarvis ve arkadaşlarının çalışmaları kısa sürede sonuç vermiş ve Amerika Birleşik Devletleri Kongresi mayıs ayının ikinci pazar gününün Anneler Günü olarak kutlanmasını kararlaştırmış.
İlk kez 1908 yılında kutlanan Anneler Günü,  daha sonra bütün dünyada kutlanmaya başlanmıştır.
Geçtiğimiz günlerde sosyal medyada dolaşan ve beni de derinden etkileyen bir yazı okudum, annesini kaybeden bir tıp çalışanı, annesinin kendisinin enerji santrali olduğunu, tıbbi ve aynı zamanda duygusal bir metin ile açıklıyordu.
Mitokondrinin, hücreye enerji veren, canlı olmasının temelini sağlayan organel olduğunu ve çocuğa, babadan değil, anneden geçtiğini söylüyordu. Annenin her çocuğuna enerjisini verdiğini, enerji üretme mekanizmasını oluşturduğunu söylüyordu. Harcanan her enerji annenin çocuğuna verdiği mitokondriden gelirmiş.
Dolayısıyla anneler vefat edebilir ama ölmezmiş!
Biz farkında olmadan annelerimizi gizli bir şifre gibi her hücremizin içinde taşırmışız. Annemiz vefat etse de bize enerji vermeye devam edermiş.
Mitokondri hücre içindeki organellerin en karmaşık ve ilginç olanlarından biri imiş. Kendine has DNA’sı ve kendine özgü kişiliği varmış, kendisine has proteinleri, çalışma mekanizması ve prensibi varmış. Hem enerji üretir hem hücreyi ölümlerden korur, bölünür, çoğalır, hücre içinde dolaşır, nerede enerji lazım oraya gidermiş.
Hücre içinde sanki annemizmiş gibi çalışmaya biz ölünceye kadar devam edermiş. Ve her kadın mitokondrisini çocuğuna armağan eder, dolayısıyla hayat enerjisi anneden anneye geçermiş.
Bu yüzdendir ki kim nerden gelmiş, kim kimin atası diye insanlık tarihi araştırması yapıldığında erkeğe değil, kadına bakarlarmış. Analarımızın mitokondri DNA’sına, o DNA’nın nerelere gittiğine, kimlerden kimlere geçtiğine bakarak yaşam enerjisinin haritasını çıkararak bilirlermiş kimiz ve nereden geldik…
İlla ki bir çocuğu tıbben dünyaya getirmiş olmamıza gerek yok bu günü kutlamak için, bir çocuğun hayatına dokunmuş olmak yeter. Büyümesine, gelişmesine destek olmak yeter, sevgi vermek yeter.
Kutlu olsun bu günü tüm kadınlarımızın!

2 Mayıs 2017

İlgili Haberler

Yazarlar