Sema Tüfekçiler

Aşk ve beyin

İnsanın hayatını etkisi altına alan en kuvvetli duygulardan bir tanesinin sinirsel temellerinden bahsetmek hiç kolay değildir. Hele konu aşk olunca işler iyice zorlaşıyor, zira AŞK kalıplara sığmayan hislerden bir tanesidir.

Aşık olduysanız mutlaka tecrübe etmişsinizdir; aşık olan insan cesaretlenir. Frontal korteksin deaktivasyonunda bir süreliğine bile olsa muhakeme ortadan kalkıverir ve mantıklı düşünme yetisi geçici olarak devre dışı kalır. Kişinin aşık olduğu bireyi değerlendirirken başvurduğu yargı ölçütlerinde gevşeme görülür ve kişi aşık olduğu kişiler dışındaki kişilere karşı da daha olumlu davranışlar sergiler.

Yani aşık olduğunuzda muhtemelen etrafınızdaki insanlar da sizdeki değişimi anlayacaklardır. Aileniz, iş arkadaşlarınız, dostlarınız için de fiziksel ve psikolojik değişiminiz oldukça belirgin olacaktır.

Aşık kişi, dopamin, serotonin ve noradrenalin gibi hormonları aktif ve dengeli bir şekilde salgılayarak bedenini ve ruhunu çok olumlu bir yolculuğa çıkartır. Bu hormonların işlevine kısaca bir göz atalım şimdi; dopamin ödül sisteminin temelidir. Özlem duymak, özlediği kişiyi görmeden duramamak ve tutku onun işlevidir. Oksitosin, eşler arasında bağlanmayı sağlar. Eşler arasında sevgi, şefkat ve empati sağlamak başlıca işlevidir. Noradrenalin, sevgi ve aşk esnasında yüz kızarması, göz bebeklerinde büyüme, çarpıntı ve heyecandan sorumludur.

Adrenalinin etkisi de eklenirse mide krampları, ellerde titreme ve terleme görülebilir. Serotonin ise mutluluk hormonudur, eksikliğinde depresyon ve panik atak gibi nevrotik bozukluklar baş gösterir. (Prof. Dr. Sinan Canan)

Aşkta yoğun bir arzulama hali ön plana çıkar. Romantizm kişileri esir alarak bazen mantıklı düşünmekten de alıkoyabilir. Aşık olan kişi diğer kişiye odaklanarak başka bir şey düşünemez hale gelebilir.

Böylece alt benlik, benlik ve üst benlik (akıl) arasında çatışmalar yaşanabilir. Yani görüyoruz ki mantığımız ve duygularımız arasında gel-gitler oluşturan biraz dengesiz bir duygu aşk. Fakat o an yaşanılan coşku ve heyecan tüm bu dengesizliklerin üzerini örtebiliyor, yaşadığı olumsuzluklar kişinin aklına bile gelmeyebiliyor. İşte büyüklerimiz boş yere “aşkın gözü kördür” dememişler.

Her şeye rağmen güzel bir duygu aşk. Ve insanı da güzelleştiriyor. Aşk esnasında salgılanan hormonlar cilde parlaklık, gözlere canlılık ve kişiye maksimum yaşam enerjisi veriyor. Kişi kendini müthiş dinamik, zinde ve sağlıklı hissetmekle kalmıyor; her şeye, her olaya daha pozitif bakmaya başlıyor.Tabii hele bir de bu duygu karşılıklı ise o zaman daha da güzel bir hale geliyor bu hal. Özgüven artıyor, özbenlik yükseliyor, kişi kendini hiç olmadığı kadar güçlü hissediyor.

Tarihteki en duygusal şiirler, en anlamlı romanlar ve en hisli besteler hep aşkın etkisiyle ve gücüyle ortaya çıkmıştır. İnsanın yaratıcılığını da besleyen bu güçlü duygunun ömrü konusunda spekülasyonlar mevcut olsa da bilimsel olarak maalesef ömrünün sadece 2,5-3 yıl olduğu artık neredeyse ispatlanmış durumda. Bundan sonrası artık dopamin ve noradrenalin gibi mucizevi hormonlara değil oksitosin denilen sevgi hormonuna, kişilerin kendi çabalarına, vefasına, sabrına, anıların ve zamanla oluşan alışkanlıkların gücüne kalıyor.

Aşk bizi ne mutluluktan havalara uçursun, ne de ölümüne acı çektirsin.

Zira bu şekilde yaşanan bir duygunun sağlıklı olduğundan söz etmek çok zor. Umuyorum ki; yaşadığımız aşklar bizleri dengelesin, daha iyiye doğru dönüştürsün, yalnız olmadığımızı hissettirsin, bizleri daha güçlü ve daha bilge yapsın.

Hepimize AŞK dolu bir sonbahar diliyorum.


SEMA TÜFEKÇİLER
sematufekciler@gmail.com

3 Kasım 2017

İlgili Haberler

Yazarlar