Faruk Ömrüuzak

Atın da yer açılsın

Elektronik ve teknolojik gelişmeler konusunda ne kadar çağ dışı kaldığımı çeşitli yazılarımda dile getirmiştim. Burada kastetmek istediğim ‘teknolojik gelişme’; toplumumuzda, elimizden hiç düşürmediğimiz cep telefonları ile sınırlı kalıyor. Gerisini boş verin. Bu işler; akıl, sır ermez bir işler, gerisine rufailer karışır. Siz konuşun, oynayıp geçin, yeter de artar bile.

Ben maalesef bu konudaki yetersizliğim nedeniyle, uzun yıllar Graham Bell’in son dönem modellerinden olan bir telefonu kullanmak zorunda kaldım. Ancak, her şey gibi telefonlar da ölümlü olduğundan, ecel kapıya dayanıp, emr-i hak vaki olunca sevgili telefonum beni yapayalnız bıraktı gitti. Yılan hikâyesine dönmesin bunları daha önceki iki yazımda yazmıştım. Sonuç, yeni bir telefon; yeni bir macera. Benim telefon belki en akıllısından değil ama aklı kendine yeter. Bir de benim aklım yetse gül gibi geçinip gideceğiz. Yeni telefonumla tanışınca ne kadar çağ dışı kaldığımı bir kez daha anladım. Graham Bell üstadımız, 1876 yılında telefonu icat edip patentini almış, 1877 yılında da ilk telefon şirketini kurmuş. Aradan geçen 140 yıl sonra telefon nereden nereye gelmiş. Benim gibi çağ dışı kalmış olanlar için anlaşılması zor bir durum diye kendimi avutmaya çalışırken, bir de ne göreyim. Meğer cep telefonunun tarihçesi Hz. Nuh’a kadar gidiyormuş. Tufandan önce Hz. Nuh’un oğlunu cep telefonuyla aradığının ve gemisinin de nükleer enerjiyle çalıştığının bilimsel olarak açıklanmasından sonra, gerçekten çağın çok gerisinde kaldığımı gördüm. Bu saatten sonra çağı ne kadar yakalarım bilmiyorum. Aradan binlerce yıl geçmiş…

Yılmamak lazım, ben de diğerlerimiz gibi başımı telefondan kaldırmadan aradaki rötarı kapatmaya çalışıyorum. Akıllı telefona haksızlık ettiğimi anladım. Hele eleştirdiğim akıllı telefon sayesinde oluşturulan WhatsApp grubu beni 50 yıllık arkadaşlarımla buluşturunca saygım bir kez daha arttı. Önceki iki yazımda ‘Altkapılılar’ grubundan bahsetmiştim. Artık bahsetmeyeceğim. Bizim kişisel anılarımız, duygularımız, düşüncelerimiz sizleri çok ilgilendirmeyebilir. Ama hepimizin bu anılara ihtiyacı var. Arkadaş ıslıklarıyla toplandığımız, fısıltıyla başlayan, hararetle gelişen ‘Altkapı’ sohbetlerini ve anılarını müsaadenizle kendimize saklayalım. Hepimizin bu tür anıları var. Yaş ilerledikçe bu anılara yer açmak lazım. Yer ise sınırlı. O zaman yeni yerler açmak için bazı şeyleri atmak gerekiyor.

İyi de, bu yaştan sonra hayatımızdan neleri atalım? Bu konuda yine yol göstericimiz üstada, Can Yücel’e kulak verelim. Üstad bu konuda ne diyor, bir bakalım… (Yerimiz dar olduğu için üstadın affına sığınarak şiirin bir kısmını kırpmak zorunda kaldım.)

Atın

Cevabı olmayan soruları

Kaçırdığınız fırsatları

Atıldığınız işleri

Beceremediğiniz ilişkileri

Kişisel gelişim kitaplarını

Atın

Arkanızdan konuşanları,

Önünüzü kapayanları,

Alamadığınız terfiyi,

Oturamadığınız evi,

‘Şimdiki aklım olsa’ları

Aldığınız en kötü karneyi,

Hatta en iyi karneyi,

Çalışmayan saatleri,

İşe yaramayan fikirleri,

Kaçan trenleri,

Zamansız yaşlandıran dertleri,

‘O gün’ olanları,

Halının altına süpürdüklerinizi,

Dolabın dibine iteklediklerinizi

Atın

Bakın, ne güzel güneş çıktı.

Güneş daha ne kadar çıkar, bilmiyorum. İyisi mi, siz, sizi rahatsız eden ne varsa hepsini hayatınızdan atın, yeni yer açılsın.


FARUK ÖMRÜUZAK
fomruuzak@yahoo.co.uk

2 Şubat 2018

İlgili Haberler

Yazarlar