Ali Erül

Atlayabilmek…

DÜŞMEK iradesiz bir eylemdir. Oysa atlamak bilerek ve isteyerek yapılır. Düşene ne olacağı bilinmez ama atlayana ne olacağı üç aşağı beş yukarı öngörülebilir.
Evinde mutsuz, iş yerinde huzursuz, arkadaş çevrelerinde tatsız veya geçimsiz insanlar eninde sonunda “düşerler.” Ne kadar inkar eder, görmezden gelir, kabul etmezlerse de bir gün, hiç beklenmedik bir anda düşerler.
Oysa gidişattan biraz anlayan insan düşeceğini bilir ve düşmeden atlar olduğu yerden. Çalıştığı kuruma, üyesi olduğu topluluğa, bulunduğu ortama hiçbir katkı vermeyen kişinin kendini değiştirmezse bulunduğu yerden ayrılması gerekeceğini idrak etmesi gibi. Onca yıllık evlilikten sonra paylaşacak bir şeyi kalmayan, sürekli didişen, ortak bir mutluluk ve heyecanları kalmayan çiftlerin iş daha da çirkinleşip tüm aileyi ve geleceklerini etkilemeden yollarını ayırması gibi. Masada sürekli kaybeden oyuncunun tükenişini görmeden masadan kalkmayı bilmesi gibi.
Atlamak aslında başta hiç akılda olmayan tüm bu tatsız durumlara karşı bir meydan okumadır. Ne kadar inat edersen et veya yok sayarsan say başına gelmesine ramak kalan durumlara karşı içinde hala bir savaşma gücünün kaldığının göstergesidir. Zararın farkında olup, kaybı kabullenip buna karşın yeni bir sayfa açmayı deneme gücüdür.
Aslında mutsuzluk ve tatminsizlik en temel göstergeleri atlamak gerekliliğin, daha güncel ve maddeci bir yaklaşımla verimsizlik diyelim. Ne yaptığın iş iş değil, ne ürettiğin bir şeye benzemiyor, ne kurduğun ilişkinin kimseye faydası yok. Artı bir değer yok, değerden vazgeçtim bir renk veya tını bile yansıtamıyorsun bulunduğun ortama. O zaman yere yakınsan ilk durduğunda ineceksin o dönme dolaptan. Yukarılardaysan ve durmaya daha çok varsa da en az zararı planlayarak atlayacaksın kabininden.
Özel bir olay, tatsız bir durum yazdırmadı bu yazıyı. Bir kişiye, bir gruba yönelik filan da değil. O kadar çok birikti ki bu konudaki gözlemlerim. Yetinmek, kabullenmek, “bir kereden bir şey olmaz” demek, “dışarıda insanlar çok mu mutlu” kolaycılığına kaçmak, “şu anda bu riski alamam” ürkekliğini seçmek… Bunların hepsi mutsuz, umutsuz, verimsiz, az ile yetinen ve değişime direnen bir çoğunluk yaratıyor.
Oysa ne kadar özlü sözlerimiz var bu konuya dair. Yağmurdan kaçarken doluya tutulmak, pirince giderken evdeki bulgurdan olmak, zararın neresinden dönülürse kâr etmek vs. Bu bir yürek meselesi, destansı bir ayaklanma filan da değil. Biraz akıl, biraz mantık, biraz da kurgu. “Bunu yaparsam ne olur, fırsatlar ve riskler nelerdir, en fazla ne kaybedebilirim, kendime saygım ne olur, başkaları ne düşünür” en fazlası.
Ha bir de bu değişimin eşiğindeki kişilerin etrafında bir veya birkaç tane sponsor, destekçi olması gerek. Çünkü ne kadar yetkin olursa olsun kişi bu denli kökten kararları sormadan, danışmadan, güvendiği birinden onay veya destek almadan alamıyor.
O noktada da doğru kişileri belirlemek çok önemli hale geliyor. Benim yaşamımda böyle birkaç tane dönüm noktam oldu. Bugün baktığımda biri hariç hepsinde doğru yolu seçtiğimi görüyorum. Ama bunlardan en önemlisi olan birincisinde karar vermem gereken konu üniversite tercihim, sıralamam idi ve o aşamada eğer annem yanımda olmasa, eğitimci deneyimini kariyer seçimime taşıyıp bana salt heves nedenli o mühendislik seçimimi iptal ettirmese farklı yerlerde, hatta farklı kişilik özellikleri taşıyan biri haline gelebilirdim kesinlikle, olumsuz anlamda.
Dolayısı ile mesela risk alacaksınız daha önce risk almış birisinden, iş ya da sektör değiştireceksiniz bunu yapmış olanlardan, kâr etmeyen bir işletmeyi kapatacak, verimsiz bir müşteri ile ilişkiyi kesecek, ya da size zarar veren bir alışkanlığı, dostluğu sona erdireceksiniz önceden bu yollardan geçmiş birilerinden destek almak gerekiyor kesinlikle. Yani gerektiğinde atlayın ama mutlaka daha önce atlamış birilerinin deneyimi ve birikimi ile yapın bunu.
Görüşmek üzere.

23 Kasım 2018

İlgili Haberler

Yazarlar