Eşber Erülgen

Balık (3)

ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü araştırmacıları, Akdeniz foklarının yaşamsal faaliyetleri ve sayıları hakkında bilimsel verilere ulaşmak için kimlik kartı çıkarmaya başladı. Öğretim üyesi Doç. Dr. Ali Cemal Gücü, çalışmaya ilişkin şu bilgileri verdi: “Hatay – Suriye sınırından Finike’ye ve KKTC’ye kadar tüm sahillerdeki fokların yaşadığı mağaraları tek tek yüzerek belirledik. Foto tanımlamayla 40 fokun kimlik kartını hazırladık.”

Ege Üniversitesi Öğretim Görevlisi Dr. Fatih Perçin, “Dünyadaki tüm yılan balıkları sadece Meksika Körfezinde, Sargasso Denizi’nde çiftleşirler. Ege’de yoğun bulunan bu balıklar şubat ve mart aylarında yolculuğa başlayıp, bir şey yemeden 200 günde vardıkları, 6 bin kilometre uzaklıktaki Sargasso denizinde çiftleşirler. Yetişkinleri burada ölürken, oradan yola çıkıp Akdeniz kıyılarında yılan balığı formuna dönüşen yavrular 2,5 – 3 yılda Türkiye’ye ulaşıyorlar”dedi.

Üç tarafı denizle çevrili, 8333 kilometre sahil şeridine sahip Türkiye’nin Norveç’ten uskumru ve somon, Yunanistan’dan sardalya ve mercan, Ukrayna’dan kalkan, Fas ve Moritanya’dan barbunya, Hindistan ve Pakistan’dan ahtapot, Kanada’dan ıstakoz, Tayland ve Endonezya’dan karides ithal etmesine inanamıyorum. İlim ve irfana saygım sonsuz ama, yukarıda naklettiğim Akdeniz foklarının fotoğraflı hüviyet cüzdanları, yılan balıklarının dest’i izdivaçları gibi meseleler yerine, bu değerli kuruluşlarımız, denizlerimizdeki balık neslinin tükenmesine çareler araştıramazlar mı?

Yukarıdaki bölümleri Aralık 2010 tarihli sayımızdaki Balık başlıklı yazımdan naklettim.

***

Türkiye Deniz Araştırmaları Vakfı (TÜDAV) Başkanı ve İstanbul Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Dekan Yrd. Prof.Dr. Bayram, Öztürk’le yapılmış röportajdan alıntılar şöyle:

“Buradan Çanakkale’deki Mehmetçik Feneri’ne kadar olan bölge bizim yatak odamız. Dünya’nın en dar biyolojik koridoru, en önemli su yolu. Bir kapalı denizi Karadeniz’i Okyanus’a bağlıyor. Suyun ilerlemesi çok yavaş. Buranın kirlenmesidemek, Karadeniz’in, Ege’nin Akdeniz’in kirlenmesi demek. Burası boğaz, gırtlak yani, sürekli açık olması lazım. Marmara’da bugün orkinos yok, kılıç, uskumru, kolyoz, kalkan, dilbalığı, karagöz, eşkina yok. Kılıç balığının Marmara’da görüldüğü son tarih 1980. Üsküdar’dan Anadolu Feneri’ne kadar olan bu bölgenin hiç arıtması yok. Burası 14 km.lik bir şerit. Hem Marmara adaları hem de Prens Adaları civarında balıkçılığa ve deniz trafiğine kapalı koruma alanları oluşturmalıyız. Böylelikle Bölge’de azalan, yok olan stoklar kendini yenileyebilir. Bizde balık tüketimi 10 kg bile değil, AB Ülkelerinde 30 kg. Bir milyon ton balık üretmemiz lâzım ama, bunun içinde suyun temiz olması, arıtma yapılması, denizin kirletilmemesi lâzım. Stokların sürdürülebilir olması için de balık avını sınırlandırmak gerekiyor.”

Bu bölüm ise, Mayıs 2011 tarihli Sigortacı Gazetesinde yayınlanan Balık (2) başlıklı yazımdan özetlenmiştir.

***

Denizler acilen nadasa bırakılmalı

“Denizlerde av sezonunun bitmesine sayılı günler kala, balıkçılar ve tüketiciler bu sezon tam bir düş kırıklığı yaşadı. Yoksul sofralarının vazgeçilmezi palamut ile hamsi yok denecek kadar avlandı. Kirlilik ve yanlış avlanmadan ötürü yıllardır can çekişen denizler bu sezon verdiği numunelik balıkla ‘ölümünü’resmen ilân etti. Palamut ve hamsi dahi cep yakan fiyatlarla tezgâhlarda yer aldı. Peki ne yapılmalı?

Eskisi gibi bereketli sezonlar yaşanması, denizlerden balık fışkırması için bilim insanlarının dile getirdiği gibi iki-üç yıl bir süreyle av yasağı uygulanması şart. Yani denizler de tıpkı verimsiz topraklar gibi nadasa bırakılmalı. Yoksa gelecekte bugünkü balığı da bulamayacağız.”

Bu bölüm, 5 Nisan 2018 tarihli Hürriyet Gazetesinin 18. sayfasında Söz Milletin bölümünde Şükrü Karaman imzası ile yayınlanan yazıdan özetlenmiştir.

Görüldüğü gibi yıllar tavsiyeler ve temennilerle geçip gidiyor, icraat sıfır…

2 Mayıs 2018

İlgili Haberler

Yazarlar