Eşber Erülgen

Bedelli askerlik!

BANA göre, insanın belleğinde yer eden birkaç dönem vardır ve kesinlikle unutulmaz. Bunların, en başta gelenleri öğrencilik ve erkeklerin askerlik anılarıdır. Son günlerde gündem yaratan “bedelli askerlik” konusu askerlik anılarımı canlandırdı.
1. Süvari Tümeni, Motorlu Muhabere Bölüğü-Karaköse.
Karaköse, Ağrı İlinin Merkez İlçesi’dir. Erzurum’a uzaklığı bugün 183 km ve ulaşım süresi 1 saat 45 dakika olarak bildirilmektedir. 1953 yılında otobüs yolculuğu 6-7 saat sürerdi. Öyle anlaşılıyor ki, o tarihteki güzergâh ve mesafe bugünün teknolojisi ile tamamen değişmiştir. Eğer İstanbul’dan gidiyorsanız, önce Erzurum’a varmak için 48 saat tren yolculuğu da yapmanız gerekirdi. Kısacası gurbetin tam kendisi.
O tarihte üç katlı tümen karargâh binası ile komutan ve mülki erkânın ikametgâhları dışında en çok otuz kırk tane kârgir bina vardı. Gerisi herhalde kerpiç veya benzeri mahalli karışımlardan yapılmıştı. Zaten çoğu karla kapanır ve görünmez olurdu. Nasıl girilip çıkılır ve yaşanırdı bilemem…
İklimi sert, eylül sonunda yağan kar her yeri buzlanarak kaplar, sıcaklık minimum -20 ila maksimum -40 derece arasında devam eder. Karlar nisan sonu eriyerek toprak görünür. Ben İstanbul Boğazını buzların kapladığı 1953/1954 kışında oradaydım ve sayılı birkaç gece -46 derece görüldü. Gündüz -20 derece civarındaki havada ulaşım hariç, normal hayat devam eder. Yani sabah erat bölük binası (!) önünde “içtima” durumuna geçer, nöbetçi subayı bir üstüne o da bölük komutanına “tekmil törenini“ ifa eder. Gün eğitim, tatbikat vesaire ile açık havada devam eder. Yemek 100 metre mesafedeki topçu alayından gelir, elbette karavanalar oradan gelene kadar, akşamsa yemek donar ve o haliyle karların üzerinde yenilirdi.
Bölük Komutanı, kurmaylık sınavına hazırlanan otoriter bir yüzbaşı, yardımcısı (hava kuvvetlerinde görevli iken haftalarca hazırlandığı teftiş sırasında önce tuvalete giren komutanın, arızalı bir musluk sebebiyle, başka bir şeye bakmadan teftişi terk etmesi üzerine, kara kuvvetlerine naklini isteyen) bir üsteğmen ve beş astsubaydan oluşan komuta kademesi ile bu bölük, Tümenin telli, telsiz tüm haberleşmesini temin eder. Törenlerde ve her türlü sosyal etkinliklerde “ses düzeni” kurulması da dahil bu görevler, Tümen Karargâhı karşısındaki tek katlı küçük bir binada kurulu 10 kişilik kadrosu ile Tümen Haber Merkezi tarafından 24 saat faal olarak sürdürülür. Ben 12 ay bu Haber Merkezi’nin Âmiri olarak görev yaptım. Diğer yanda Bölükte hayat normal akışında devam ederken, Süvari Alayında ve Topçu Alayında göreve uygun görülmeyen 95 adet at, bakım için önce İstihkâm taburuna oradan da bizim bölüğe devredildi. At bakımı ile hiçbir ilişkisi olmayan Motorize Muhaberat kadrosu şaşkına döndü. Mesai bitiminde karların üstünde top oynayan erat perişan oldu. Süvari birliklerinde törpülenmiş kurallar, bizimkilerin talimatnamelere uygun hareket etmesi sebebiyle çekilmez sonuçlar verdi. Öncelikle 95 atın yaşadığı tavlanın temizlik ve bakımı, açıkçası 95 atın gübresinin süpürülüp dışarı taşınması başlı başına bir sorundu. Karların üstünde gün geçirmek yerine kapalı mekânda olmak için tavla görevine gönüllü olanlar da oldu. Hayvanların yem torbalarının takılmasını talimatname sabah saat 4 ile 5 arasında emrediyordu. Tavla nöbeti değişimi sırasında 8 kişi, yem kokusunu alıp birbirini itip kakıp, çifteleyen 95 ata yem torbası takıyordu. Tam bir ana baba günü denilen ortamdı, anlatılması imkânsızdır. “Sabah içtiması”nı takiben de o atların kar ve buzların arasından belli belirsiz akan dereye götürülüp sulanması (su içirme) ve tımarı yapılırdı. Tımar “kaşağı” denilen, avuç içine sığan tırtıllı madeni bir aparatla, ikinci olarak “gebre” denilen yumuşak bir nesne ile hayvanın tüylerinin kuru temizliği işlemidir. Bazı at hoşlanır ve sakin durur, bazısı huysuzluk eder.
Öyle veya böyle elbette zor bir dönemdir. Vatan borcu olarak nitelendirilir. Bu borcun nakten ödenmesi düşünülemez… Köyden, kasabadan, büyük veya küçük şehirlerden gelmiş, yaşam şartları, örf ve adetleri tamamen ayrı genç insanların, bir arada yaşayıp görmediklerini görüp, bilmediklerini öğrendiği bir yaşam tecrübesi fırsatıdır bence… Her genç insan makul bir süre ile o havayı koklamalıdır.

1 Temmuz 2018

İlgili Haberler

Yazarlar