Sema Tüfekçiler

Bir ölüm üzerine

BİRÇOĞUMUZ bu yaz başında Fransa’da bir otel odasında intihar ederek yaşamına son veren CNN’in dünyaca ünlü TV programcısı, yazar, gurme ve şef Anthony Bourdain ile ilgili ölüm haberini okumuş ve sonrasında da eminim aklından intihar sebebine dair birkaç düşünce geçirmiştir.
10 yaşında iken ailesi ile Fransa’da tatildeyken bir gün bir balıkçı teknesinde ilk defa istridye yemiş ve o günden sonra kariyerini yemek üzerine kurmaya karar vermiş olan Bourdain, Türkiye dahil pek çok ülkeyi gezmiş, yemek kültürlerini keşfetmiş ve ekran başındakilere tanıtmış bir insandı.
Yemek, insana haz veren alışkanlıkların en başında gelen oldukça önemli bir ritüel. Kimimiz için sadece hayatta kalmak için yapılması gereken bir eylem iken kimimiz için gerçekten tüm duyuları devreye sokan, üretmenin ve paylaşmanın hazzını sonuna kadar yaşatan, hem fiziksel hem manevi olarak doyuran oldukça önemli bir eylem. Ayrıca hazırlanma safhasının da yine bazı insanlar için onları zihinlerindeki tüm olumsuz düşüncelerden bir süreliğine de olsa uzaklaştıran meditatif bir etkiye sahip olduğunu söyleyebiliriz.
İnsana haz veren her türlü eylemin normal sınırlar dışına çıkmış halinin duygusal bir açlığı giderme ile bağlantılı olduğunu düşünürüm. Bir psikolog değilim, burada profesyonel psikolojik analizlere girmeyeceğim fakat hayatı yeme, içme, eğlence, başarı, şöhret, para, seyahat ile dolu dolu geçen bir adamı hayatına son verme noktasına neyin getirdiğini kendimce anlamaya ve anlatmaya çalışıyorum sadece. Gençlik yıllarında uyuşturucu kullanmış olduğunu bildiğimiz Bourdain’in henüz 10 yaşında iken yediği ve çok sevdiği bir istridyeden yola çıkarak kariyerini yemek üstüne kurmaya karar vermesi gerçekten ne istediğini bilen bir insan profili çiziyor gözümde ama diğer yandan da çocuklukta alınan o masum ve saf hazdan yola çıkarak tüm hayatını bu hazzın üzerine kurması Bourdain’in hayatının sonlarına doğru bir doyumsuzluk ve mutsuzluk sarmalına dönüşmüş olabilir mi acaba?
Araştırmalar gösteriyor ki, 60 yaşından sonra doğal koku ve tat alma yeteneğinde azalmalar oluyor. Hayatını, “tat almak” üzerine kurmuş olan bir insanın belli bir yaştan sonra “tat alma” hissinin aynı kalmasının imkansız olduğunu bilmenin bilgeliğinden yoksun olması mıydı acaba Bourdain’in intiharının sebebi? İntiharı üzerine yapılan spekülasyonlar, bir aşk ihaneti ya da depresyon sonucu öldüğü üzerine olsa da sonuçta bütün oklar duygusal açlık üzerine yoğunlaşıyor. Herkes, içinden “hayat bu adama güzel” diye düşünürken onun bu hayattan çekip gitmek istemesi belki de “hayatın tüm somut lezzetlerini tükettim ve geriye başka bir şey kalmadı” demenin biraz radikal bir versiyonuydu.
İçsel olarak yaşadığı şeyleri asla tam olarak bilemesek de intiharı seçmiş olan her insanın ardından benim aklıma takılan en kritik soru; “acaba neyi arıyordu da bulamadı?” sorusu olmuştur. Belki bu dünya mükemmel bir yer değil, her gün bir dolu kötü habere şahitlik ediyoruz her birimiz. Belki bazılarımız bunları artık görmemek, duymamak için seçiyor intiharı. Belki hassas ruhları kaldıramıyor bu dünyada olup biten vicdansızlıkları. Ya da her nereye giderlerse gitsinler içlerinde taşıdıkları bir acı ve yalnızlık bulutu ile dolaşıyorlar ki buna “depresyon” dendiğini hepimiz biliyoruz. Ama sonuçta ne olursa olsun intihar bana insan hayatındaki tek bir şeyin bitmesi gibi geliyor ki o da “umut.”
Yaşamı ve ürettikleriyle pek çok insana ilham vermiş bir insanın intiharı “keşke yaşamayı seçseydi” dedirtiyor insana. Hayat, kutlanması ve hep umutla yaşanması gereken bir armağan iken bazen kızıyor insan gitmeyi seçenlere. Sürekli mutlu olma, haz alma ve tüketme obsesyonuyla yaşamaktansa sadece mütevazı bir şekilde yaşamak ve şükretmek. Sanırım hepimizin ihtiyacı olan bu.

27 Temmuz 2018

İlgili Haberler

Yazarlar