Ali Erül

Biraz deniz, biraz uyku…

SENE 1984. MFÖ’nün “Bodrum Bodrum” şarkısı henüz plakçıların raflarında yer almıyor bile. Üniversitede tanıştığım becerikli endüstri mühendisi ile ortak turizmciliğe soyunuyoruz, daha doğrusu “turcu”luğa.
Lojistik ve hesap&kitap işleri onda, satış&pazarlama bende. Önce bir Uludağ turu yapıyoruz şubat başında. Uludağ’ın o günlerdeki en yeni otelinin ilk grup müşterisi oluyoruz ve kusursuz bir şekilde geçen birkaç günden sonra bu turu yüzümüzün akıyla tamamlıyoruz.
Sırada nisan sonundaki “Bahar Tatili” var.
O yıllarda Bodrum henüz sürülerin talanına uğramamış vaziyette. Kalabalık grupların kalabileceği 3 tane tesis var, hepsi de kasaba merkezinde. Bunlardan birine okuldan başka bir ekip tur yapıyor, diğeri bizim potansiyel katılımcıları çok da rahat ettiremeyecek bir tesis, dolayısı ile son seçeneğe yöneliyoruz. Yakın zamanda gece kulübü faaliyetine de son veren bu tesis o yıllarda diğer iki seçeneğe göre yenice ama en konforluları da değil diğer taraftan.
Ortağım bir şekilde otel sahibine ulaşıyor, nisan sonu için çok iyi bir fiyat alıyor ve azami 100 kişinin kalabileceği bu oteli tamamen kapatıyoruz, belki de yaşamlarımızın o ana kadarki en büyük riskini alarak.
Aynı ortağım gidiyor ülkedeki en yeni otobüslerin sahibini buluyor ve daha yolcu taşıma şirketlerinde bile bulunmayan 2 adet “Neoplan” otobüs rezerve ediyoruz, her biri 45’er kişilik.
Sonrasında okulda tur masasının kurulması, farklı yerlere el yapımı görseller, duyurular filan. Uludağ turunun da referansıyla kısa sürede tüm yerleri satıyoruz ve 2 otobüs dolusu 90 kişilik bir grup olarak Bodrum’a gidiyoruz.
Hem tur satışından, hem de birkaç gün içindeki tüm ekstralardan iyi de para kazanıyoruz, üstüne de inanılmaz eğleniyor, eğlendiriyor ve herkesi ağzı kulaklarında döndürüyoruz bu turdan. Öyle ki tur dönüşü daha birkaç gün geçmemişken birileri geliyor ve sonraki sene yapacağımız tur için kapora yatırmaya kalkıyorlar.
Bu tur benim Bodrum ile tanışma hikayem aslında. O turdan sonra neredeyse her yıl gittim Bodrum’a, bazen senede birkaç kez. Ve o günlerden bugüne yaşanan değişimi her aşamasında görme şansım oldu.
Öncelikle Bodrum duyguların paylaşıldığı, aşkların yaşandığı, planların yapıldığı, kakofoni değil nitelikli müzik dinlenen, özgürce ve rahatça tatil yapılan yer olmaktan çıktı büyük ölçüde. Evet belki hala Bodrum’un belirli yerlerinde 2000’ler öncesini yaşamak olası ama bu yerler de artık elle gösterilecek kadar az.
Geçtiğimiz günlerde erken bir yaz tatili vesilesi ile bir hafta geçirdim Bodrum’da ve sıkça 30-35 yıl öncesini düşündüm, şimdi ile kıyasladım ve hüzünlendim.
Eskiden amaç Bodrum’da olmaktı sadece, şimdi öncelikli hedef Bodrum’da görünmek ve bunu sosyal medyadan duyurmak. Eskiden Bodrum’da az ama hepsi otantik, üstelik de çoğu kısıtlı bütçelerle dahi gidilebilecek yerler vardı, şimdi benzer bütçelerle gidilebilecek yer neredeyse yok. Eskiden Bodrum’a gidene misafir diye bakardı yerli halk, şimdi ise müşteri ve turist algısı egemen çoğu yerde. Eskiden Bodrum’un her yerinden her istediğinde denize girebilirdin, şimdi kilometrelerce yol gidip çoğu özel mülkiyetli yerde ciddi paralar harcamadan denize ulaşmak olası değil. Ama bence en önemlisi eskiden beyinler ve kalpler tatile giderdi Bodrum’a, şimdi çoğunlukla egolar ve cüzdanlar tatilde oluyor orada.
Öte yandan Bodrum’un her an her şeyi güzelleştiren bir iklimi var ve bence bu sayede ayakta durmaya devam ediyor; doğası, yerlileri, sevdalıları ve yaşanmışlıklarının da eşliğinde.
Sonuç olarak yine çok güzel bir hafta geçirdim Bodrum’da. Güzel insanlar ile günleri bir mayo & bir terlik geçirmek, doygun sohbetler yapmak, güzel sofralarda hoş muhabbetler ile kafayı dağıtmak, henüz çok ısınmamış sabahlarda keyifli yürüyüşler sonrası bakkaldan gazete, fırından “Ortakent simidi” almak ve tabii hala bence ülkenin en güzel sularının olduğu yerlerde alabildiğince denize girmek.
Tüm amaç da bu değil mi zaten, “…biraz deniz, biraz uyku…”
Görüşmek üzere.

29 Haziran 2017

İlgili Haberler

Yazarlar