Faruk Ömrüuzak

Bundan sonra her gün bayram

NEDENDİR bilmiyorum, bir yaş meselesidir gidiyor. Son üç yazımda yaşa takmış durumdayım.
Niye böyle davranıyorum? Altında yatan nedeni biraz kurcalarsak cevabı bulmak kolay; tek cümleyle yaşlanma ve mutlak sona yaklaşma korkusu. Konuyu psikolojik olarak ele aldığımızda bilinçaltımızın dönüp dolaşıp bizi aynı konuya getirdiğini, farkına varmadan korktuğumuz yaşlılık gerçeği ile yüzleştirdiğini görüyoruz. Tabii bu kişisel bir değerleme. Peki, bu konuda sosyal yaklaşım nasıl? İnsanlar bir türlü yaşlandıklarını kabullenmek istemiyorlar ama çevrenin değerlemesi gayet acımasız. Yılların sizi ne kadar yıprattığı konusunda çok dobra davranıyorlar. Geçenlerde yeni tanıştığım bir dostum yazımın hemen sağ üst köşesindeki fotoğrafın gerçekten bana mı ait olduğu sorusunu sorarken eminim ki çok samimi davranıyordu. Bu uyarıdan sonra şaka maka neredeyse son on yıldır aynı fotoğrafı kullandığımızın farkına vardım. Dedim ya bilinçaltı savunmaya geçmiş, bir türlü yaşlanmak istemiyor. Gördüm ki kronolojik olarak yaşlansam bile, fotoğraflarda genç kalarak kendimi avutmaya çalışmışım. Yapacak tek şey hemen fotoğrafın yenilenmesini sağlamak. Art direktörümüz Feyza Hanımdan rica ettim. Fotoğraf editörümüz Kemal Bey de birkaç poz fotoğrafımı çekti. Bu yazıda kronolojik yaşımı gösteren son halimle beni göreceksiniz.
Biyolojik yaş ne, kronolojik yaş ne diye soracak olursanız onu da kısaca açıklayayım.  Biyolojik yaş,  beden ve ruhun işbirliği ile oluşan gerçek yaş, kronolojik yaş ise takvim yaşınızı gösteriyor. Biyolojik yaş kronolojik yaştan bazıları için daha küçük, bazıları için büyük. Hangisini daha genç tutacağınız tamamen size bağlı.
Rahmetli Üzeyir Garih renkli ve karizmatik kişiliği ile iş dünyamızın önemli simalarından biriydi. Türk Loydu Vakfının Yönetim Kurulu’nda kendisiyle birlikte iki dönem görev yaptım. Geniş bakış açısına sahip Garih’in bilgi, deneyim ve görüşlerini paylaştığı nükte dolu sohbetlerine katılma şansını buldum. Bir toplantıda yaşla ilgili görüşlerini şöyle özetlemişti. “1929 senesinde doğmuş olmak kronolojik olarak yaşımın 72 olduğunu gösteriyor. Fakat ben diyorum ki, bir insanın yaşı, dört yaşın ortalamasıdır. Bunlar sırasıyla kronolojik yaş yani nüfus kağıdı yaşı, fizyolojik yaş yani sağlık yaşı, psikolojik yaş yani davranış yaşı, morfolojik yaş yani görünüm yaşı…” Kendisi yaşla ilgili bu açıklamayı yaptıktan çok kısa bir sonra hayata veda etti. Yani kronolojik olarak 72 yaşında; ama ben öldüğünde esas aldığı 4 yaşın ortalamasının 35’in altında kaldığına eminim.
Herkes kendi ortalamasını alarak yaşını hesaplayıversin lütfen. Kimimiz yolun yarısını geçmişiz, kimimiz ise daha ilk çeyrekteyiz. Ne önemi var hangi yaşta olursak olalım hala yaşıyoruz ya. Daha ne istiyoruz? Can Yücel’in dediği gibi, “Boş verin be yaşı başı.” Yaşamanın tadını çıkarın. Bundan sonra bizim için her gün bayram.
Yine kulak verelim, bakalım özetle ne diyor Can Usta bu hususta;

Nefes almak bayramdır mesela;
günün birinde soluksuz kalınca anlar insan…
Sızlamayan her organ, hele de burun direği bayramdır.
Bayramdır, elden ayaktan düşmemek, zihinden önce bedeni kaybetmemek,
kurda kuşa yem olmayıp “çok şükür bugünü de gördük” diyebilmek…
Sevdiklerinle geçen her gün bayramdır.
“Ona güvenmiştim, yanılmamışım” sözü bayramdır.
Hiç aldatmamış, aldanmamış olmak bayram…
Alnı açık yaşlanmak bayramdır,
ulu bir çınar gibi ayakta ölebilmek bayram.
Bunların kadrini bilirseniz,
kıymet bilmeyi öğrenirseniz her gününüz bayram olur.

Yer darlığı nedeniyle şiiri biraz kısaltmak zorunda kaldım, kusura bakmayın.

Geçen ay kutladığımız Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı ile bu ay kutlayacağımız Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramımız kutlu olsun. Yazımı yine Can Yücel şiirinin son dizesiyle bitiriyorum.
Her gününüz BAYRAM olsun!

2 Mayıs 2017

İlgili Haberler

Yazarlar