Ali Erül

Büyük ‘B’

SABAH bir sözleşme imzalamak için bankaya gittim. Rutin yerler doldurulduktan sonra sözleşmenin en sonundaki boş sayfaya benden bir paragraf yazmamı istediler ve kolaylık olsun diye de örnek bir metnin çıktısını elime tutuşturdular.
Örnek yazı müşteri bilgilendirme formu benzeri, kısa bir paragraftan oluşan bir metindi ve içindeki cümlelerden birinin ortasında, cümle de çoktan başlamışken benden “Bankanız” diye bir kelimeyi de yazmam isteniyordu. Son derece efendi ve iyi niyetli banka çalışanına aniden dönüp “İyisiniz hoşsunuz da bırakın ben karar vereyim o ‘B’yi büyük mü küçük mü yazacağıma” dedim gülerek. Sonra da kendimce açıkladım tepkimin gerekçesini kısaca. O ana kadar o örnek metni belki yüzlerce değişik kişiye vermiş (ve belli ki bu tepkiyi kimseden almamış) o çalışan önce duraladı, sonra kafasını aşağı yukarı salladı saptamaya katıldığını belirtir şekilde. Bazen gelişine bazen de önceden planlı yapıyorum bu çıkışları. Çünkü günümüz koşullarında hiçbir şey dayatılarak, doğrudan ya da dolaylı zorlama ile yapılmamalı. Hele ki ana tema beğeniler, düşünceler, duygular olunca.
Evvelki gün de ofisin yakınlarında bir tek yön sokakta karşıdan gelen iki araç ile benzer bir durum yaşadık. Önde bir taksi, arkasında bir hanımefendi geri gitmiyorlar, yol tek yön ve geçiş bizim hakkımız olmasına rağmen. Bir dakikalık bir bekleyiş süresinden sonra arabadan indim ve önce taksiciye sonra da arkasındaki hanıma “Eğer geri gitmezseniz polisi arayıp plakalarınızı vermek zorunda kalacağım” dedim. O sokak bu ters girişlerin sıkça yapıldığı bir sokak ve aynen yukarıdaki örnek metindeki ‘B’ durumu var o örnekte de. “Birileri yazmış ya da birileri öyle görmek istiyor, sen de riayet et”, “Yıllardır herkes giriyor bu sokağa o yönden, ben de girsem ne olur” arasında hiçbir fark yok aslında.
Dikkat ederseniz akla mantığa, görgü veya tevazuya, hatta hijyen normlarına o kadar aykırı kanıksanmış davranış biçimleri var ki etrafta.
Makam şoförü patronuna yaranmak için patronunun o sırada bulunduğu binanın neredeyse içine park eder, nitelikli hizmet unsuru diye düşünen şef garsonlardan her yeni mezede ya da söndürülen her sigarada yemek tabakları ve küllüklerin değiştirilmesini ister, adam uzun elbise giymiş karısına taksi kapısını tutar ve kadının arka koltuğun diğer köşesine ne zorlukla gittiğini fark etmez. Çünkü özünde her biri iyi bir şey yaptığını düşünüyordur.
Televizyon, radyo ve sosyal medyada popüler olan bazı kişiler yabancı dildeki kelimeleri, hatta bazen kendi dilimizdeki kelimeleri öyle yanlış yerlerde ve zamanlarda kullanıyorlar ki söylemek istedikleri esas şeyin önemi kalmıyor, kulak bir kere tırmalandı mı beyin de duygu da devre dışı kalıyor karşı tarafta. Bu da özünde bir büyük ‘B’. “Sen benim ne dediğimden önce nasıl dediğimden etkilen ve nefessiz bırakayım seni” tarzı bir yaklaşım, rakip sahada hücum pres!
Yani günlük yaşamlarda kanıksanmış, benimsenmiş, iyi ya da etkileyici diye yapılan o kadar yanlış ve uygunsuz davranış var ki kafayı takarsanız eylemin tüm iyiliğini ve güzelliğini yok ediyor ve bunlar azalacağına artıyor gün geçtikçe.
Oysa çözüm çok basit. Hepimiz aynı ortak alanları geçici olarak paylaşan bireyleriz. Her birimizin anlık rolleri var ve o rolleri olabildiğince basit, yalın ve dürüstçe oynamalıyız, ve tabii karşımızdaki kişi veya bir başkasını yönlendirmeden, ezmeden, üstünlük tutumu sergilemeden. Bırak senin tevazunu, görgünü, iyi hizmetini, birikimini karşındaki kişi fark etsin ve değerini anlasın.
İyi olduğumuz anlaşılsın, görülsün diye tuhaf, tam tersine ve anormal şeyler yaparken üstüne üstlük bir de iyi, yüce, vazgeçilmez olduğumuza da kendimiz karar veriyoruz büyük harflerle.
Bu yazı sizlere ulaştığında muhtemelen heyecanlandırıcı bir tatilin başlangıcında, ya da dönüş yorgunluğunda olacaksınız. Herkese keyifli bayramlar, gidenlere renkli yolculuklar ve hepinize umut dolu günler dilerim.
Görüşmek üzere…

28 Mayıs 2019

İlgili Haberler

Yazarlar