Ali Erül

Çizik

YILLARDIR hayalini kurduğunuz arabayı aldınız. İlk günlerde kullanmaya bile kıyamıyor, akşam el ayak çekildikten sonra bıraktığınız yerde duruyor mu diye camdan bakıyorsunuz ara ara. İlk heyecan henüz bitmemişken günlerden birinde marketin önüne park ettiğiniz aracınıza döndüğünüzde aracın çok da görünür bir yerinde o faili meçhul çiziği fark ediyor ve yıkılıyorsunuz…
Konu yeni araç değil. Konu beklenmedik, can sıkıcı çizikler, konu bunların yaşattığı tıkanma ve hayal kırıklıkları.
Şu ara kimseye abilik, rehberlik, danışmanlık yapacak ne zamanım ne de ruh dinginliğim var. Buna rağmen son dönemde sıkça kendimi sınıf öğretmeni gibi hissetmeye başladım. Bu tavrı da çileden çıkıp saldırgan veya kırıcı olmamak için benimsediğimi fark ettim.
Büyük, köklü ve güçlü şirketlerin seçkin yöneticileri ve yönetim kurulları. Bırakın artık bu süreç takıntısını, biraz öteleyin rekor sonuç hedeflerini, vergi planlamaya ayırdığınız zamanın beşte birini insan kaynaklarınıza, ama öyle göstermelik değil, gelecekteki ailenizi kurguluyor gibi ayırın çalışanlarınıza.
Sadece içinde olduğum sektör değil etkileşimde olduğum hemen her iş kolunda muhatap olduğum çalışanlarda rahatsız edici bir geri gidiş, büyük resmi bırakın vesikalığını bile görememe, en rütbelisinde bile anlaşılmaz bir duyarsızlık, sezgisiz olma durumu var.
Araba metaforunu yeni ve büyük bir iş alma süreci, sevdikleriniz ile bir arada olduğunuz özel bir yemek organizasyonu, ya da onca koşturmanın arasında yaptığınız birkaç günlük bir tatil olarak düşünebilirsiniz.
Genel durum ya da istatistikler ne diyorsa desin yaşamına devam eden her bireyin profesyonel ya da özel yaşamında çalıştığı ekiple, ailesi veya dostlarıyla, veya kendi başına kaldığında heyecan duyduğu, umutlandığı, güzel sona yaklaştığını hissettiği o renkli anlarda bazen öyle bir “çizik” atılıyor ki sadece hevesler kursakta kalmayıp peşinde olduğu her ne ise yaptığına yapacağına bin pişman oluyor insan.
Günümüz dünyasında insanlar her istediği şeye doğrudan ulaşabiliyor. Bir açıdan çok güzel çünkü ürün ya da hizmetlere ulaşma süresi kısalıyor, seçenekler artıyor, üstelik de teknolojinin yardımıyla mekan kavramı da ortadan kalkıyor, sınırlı zaman aralıkları yerine günün her anında talebinizi karşılayacak bir şeyler bulabiliyorsunuz.
Peki güzel de karşınızda kusursuz ve mükemmel geliştirilmiş robotlar yok ki, en azından henüz. Talep ettiğiniz ürün ya da hizmeti size hala insanlar sunuyor. Ve işte o kişiler ile ilişkiye girdiğiniz anlarda yaşanıyor sıkıntının en alası.
Sattıkları ürün ya da hizmeti bilmiyorlar veya daha fazla bilmek, kendilerini geliştirmek için uğraşmıyorlar. Bu süreçte “neden” ve “nasıl” sorgulamalarını yapmıyorlar. Yapıcı ve çözümcü değiller. Yaptıkları işi yeterince benimsemiyor, hatta sevmiyorlar; ya da o kadar önemsiyorlar ki sürecin en ölümcül, en can alıcı noktalarını gözden kaçıyorlar. Kullandıkları iletişim dili yetersiz, karşısındakini anlama çabası kıt, ikna ve uzlaşma becerileri sınırlı.
Tabii bunlar bir günde olmadı. Son yıllardaki trendler, türlü organizasyon ve yönetim modelleri, basmakalıp ve bir kısım içi boş kavramlar yardımıyla çoğu niteliksiz ve renksiz çalışan grupları yaratıldı. GPS var ve birçok kişi gideceği yeri daha kolay buluyor artık evet ama bu sürücülerin daha iyi ve düşünceli araba kullanmasını sağlamadı. Medyadaki çeşitlilik, internet üzerinden türlü yayınlar ve sonsuz sosyal medya seçeneğinin daha kültürlü bir toplum yaratmadığı; daha fazla üniversite veya yurtdışı deneyimlerinin yeterli sayıda dünya vatandaşı çıkarmadığı gibi.
Geç kalınmış olsa da henüz her şey bitmiş değil öte yandan. Öncelikle herkesin kendi kapısının önünü temizlemesi gerekiyor çünkü bu merkezi, planlı bir inisiyatif ile olacak şey değil.
Mesela ben “Yaşıyorum o halde yapabilirimi; çünkü benim burada olma nedenim kendime ve çevreme fayda sağlamak, katkı vermek, değer yaratmak” diyorum; inanıyorum ve biliyorum ki siz de…
Görüşmek üzere.

29 Mart 2019

İlgili Haberler

Yazarlar