Ali Erül

Endüstri 4.0

2010-2011 yılından bu yana gündemin ön sıralarında bu konu. Kısaca insan gücünden robot gücüne geçiş, üretimin fabrikalardan mikro tesislere ve evlere geçmesi, marka ve kalıpların dışına çıkılarak tasarım destekli sonsuz seçenekli yeni ürünlerin geliştirilmesi, veri analizi ve bunların ilişkileri sonucu yepyeni mal ve hizmet sağlayıcılarının ortaya çıkması.

Bunun en güzel örneği de tamamen tüketici odaklı, tüketicilerin azami beklenti ve gereksinimlerini karşılayan Apple firmasının önceki dönemin devi telefon markalarını piyasadan silmesi, ya da Amazon gibi bir alışveriş sitesinin ABD’nin en önde gelen gıda market zincirlerinden birini alması mesela.

Bu yeni evrede üretimin çok hızlanacağı, kayıp ve firelerin asgariye ineceği, üretimin çevreye ve doğaya olumsuz etkilerinin asgariye indirileceği, enerji kaynakları tüketiminin rasyonalize edileceği öngörülmekte.

Bir düşünün mesela yeni bir elbise almaya niyetlendiniz. Önceden üretilmiş (konfeksiyon) seçenekler arasından bir tanesini bedeninize uydurmak ve beğenmek zorunda değilsiniz. Ya da terziye gidip, ölçü verip birkaç prova ile ancak haftalar sonra elbisenize kavuşmak gibi bir zorunluluk da yok. Önce bedeninizi üç boyutlu kameraya taratıyorsunuz, sonra internet ya da dijital ortamda seçtiğiniz giysiyi holografik görüntü olarak üzerinizde görüyorsunuz, karar verdiğiniz anda da tam ölçülerinize göre imal edilmiş yeni elbisenize sahip oluyorsunuz.

Ya da az önce konuştuğum arkadaşım gibi Trakya’da bir yerde kinoa yetiştirdiğiniz küçük bir tarlanız var. Şu anda ürünün tüm süreçlerini yürüten o tonton köylü amca yerine bir robot sorumlu oluyor hasattan. Ürünün hangi gün, hangi koşullarda hasat edilmesi gerektiğine sahip olduğu tüm veriler çerçevesinde o robot karar veriyor, ürünün nem durumu, içindeki zararlı maddeler vs. gibi konularda robot karar verici. Sadece bu da değil, bir de hem sizinle, hem de bölgedeki ya da dünyadaki tüm üreticilerin robotları ile de iletişim halinde bir de.

Ya da mesela bir yağmurda Nişantaşı’na gitmek durumundasınız. Kendi aracınız ile gitseniz trafik ve park dert, metro ile gitseniz gidişte ve dönüşte ıslanma riski yüksek… Oysa bu yeni evrede cep telefonunuz üzerinden çağıracağınız şoförsüz bir elektrikli araç sizi alıp istediğiniz yere götürecek, taşıma ücretini de araçtan inmeden kredi kartınız ya da mobil cihazınız üzerindeki bir uygulamadan yapabileceksiniz. Park derdi yok, çevre kirliliği yok, stres yok…

Öte yandan yukarıdaki her üç örnekte de Sanayi 4.0 için seslendirilen en önemli handikap kendini belli ediyor, işsizlik!

Evet makine ve robotların devreye girmesi ile daha önce onların işini yapanlar boşa çıkacak, bu bir gerçek. Peki korkmalı mıyız? Bence hayır, çünkü nasıl bundan 100 yıl evvel binlerce işçinin çalıştığı bir tekstil tesisinde bugün aynı işi 30-40 kişi yapabiliyor ve geriye kalan o 900 küsur kişinin torunları bir şekilde başka işkollarına yöneliyorsa gelecekte de aynı sonucu ummak ve beklemek gerek.

Çok değil bundan 20 yıl önce Londra’da taksi şoförü lisansı alabilmek için adaylar 3 yıl bisiklet üstünde karış karış sokaklarını ezberliyorlardı şehrin. Oysa bugün temel bir eğitim, belki birkaç sınav sonrası önlerindeki GPS cihazı ile kentin her köşesine hatasız ve tereddütsüz gidebiliyorlar.

Kol gücü ve entelektüel açıdan değersiz işlerle zaman geçiren insanların yeteneklerini geliştirme, yaratıcılıklarını artırma ve spesifik konularda uzmanlaşma için önü açılmış olacaktır. Bilim, sanat, felsefe, tasarım gibi makineler ve robotlar tarafından yapılamayacak meşgalelere daha çok yönelecektir insanlar. Ve en önemlisi sonsuz bilgi ve veri ile insanlığın gelişimi için çok önemli adımlar atılacaktır.

Peki Türkiye bu süreçte nerede diye soracak olursanız, yanıt olarak iyi bir yerde değiliz ve daha önemlisi bunun farkında değiliz derim. Bunu ayrı bir yazı konusu yapmam gerekir ama kısaca bir an önce bu dönüşüme ayak uyduramazsak özellikle üretim tarafında çok zor durumda kalacağımızı rahatlıkla söyleyebilirim.

Görüşmek üzere.

alierul@gmail.com

5 Eylül 2017

İlgili Haberler

AvivaSA’dan Türkiye’nin 10 yılı araştırması: %67, çocuklarının geleceğine garanti istiyor

AvivaSA, 10. yıl iletişim çalışmaları kapsamında “Türkiye’nin 10 Yılı” araştırması ile geçmiş ve gelecek 10 yıla ışık tuttu. Araştırmaya katılanların %67'si gelecek 10 yıl içinde “çocuklarının geleceklerini garanti altına almanın” ilk tercihleri olduğunu belirtti. Geçmiş 10 yıla ilişkin “Ah Keşke!” denen şey ise, en yüksek oranda (%34) “Keşke boş zamanlarımı daha dolu dolu geçirseydim” oldu. Araştırmada ayrıca, son 10 yıl içinde, Türkçe pop şarkısı ve şarkıcısı, Türk filmi, Türk dizisi, Türk sinema ve tiyatro oyuncusu ve Türk sporcusu gibi alanlarda, Türk insanının en başarılı bulduğu isimlere de yer verildi. Tarkan, Kenan İmirzalıoğlu, Arda Turan, Ali Sunal isimleri ve Recep İvedik filmi ile Diriliş Ertuğrul dizileri ilk sırada yer aldı.

“Dünyanın yarısının kullandığı işletim sistemindeki güvenlik açıklarına dair rapor trende unutulur ve…”

Lloyd’s ve Cyence tarafından yayımlanan siber risk raporunda siber saldırıların mevcut sonuçlarını daha iyi anlamak için iki senaryo üzerinden ilerleniyor. İki senaryo da, siber saldırılara karşı alınan önlemleri sağlamlaştırabilmek için analistlerin hayal güçlerinin bir ürünü. Oldukça ilginç olan bir senaryoya göre, bir siber güvenlik analisti, içinde küresel piyasanın yarısı tarafından kullanılan bir işletim sisteminin güvenlik açıklarına dair raporu trende unutuyor. Bu rapor “derin web” üzerinden satışa çıkarılıyor. Birisi de sistemdeki açıkları kullanarak maddi kazanç sağlamak amacıyla raporu satın alınıyor.

Yazarlar