Faruk Ömrüuzak

Funda Demir Vira Demir

EN sonunda emelimize nail olup, yıllık tatilimizi yaparak eylül sayısı yazımızdan kaytarmayı başardık. Hani şu, “yazarımız tatilde olduğu için yazısını yazamamıştır”meselesi fiilen gerçekleşti.

Bir kış boyunca çok şey yapmayı hayal ettiğimiz ama neredeyse hayallerimizin hiçbirini gerçekleştiremediğimiz yaz aylarını geride bıraktık. Biz de bu yıl çok şey yapmayı hayal ettiğimiz tatilimizi zorunlu nedenlerle daha geç ve geçen yıllara göre daha kısa yapabildik. Buna da şükretmeli.

Tatil hayallerimiz arasında neler neler yoktu ki? Haziran ayında sonlanan eğitim döneminin hemen ardından Bodrum’a demir atarak eylül ayının başına kadar güneşten, rüzgârdan, denizden ve deniz ürünlerinden bol bol yararlanmak, tembel tembel yanlayıp bolca kitap okumak…Doğrusunu isterseniz saydığım bu şeyleri yapamadım demek çok da doğru olmaz. Hemen hemen hepsini yaptım ama süre çok kısaydı. Oysa bu yaştan sonra kendimize ayıracağımız vakitler çok daha uzun olmalı. Bundan sonra demir attığımız yerlerde uzun kalabilmeliyiz. Ne yazık ki, ‘funda demir’‘vira demir’arasındaki‘demirde kalma’süremiz uzun sürmedi; on beş gün süren bir yatma döneminin sonunda tekrar İstanbul’a döndük. Düşlediğimiz şeylerin hepsinden birer tadımlık yararlanma fırsatı bulduk. Bu kısa tatil döneminde uzun uzun yüzemedim ama en çok kitap okumaya zaman ayırdığımı söyleyebilirim. Bu yazının başlığını da tatilde okuduğum kitaplardan birinden esinlenerek koydum; “Funda demir, vira demir.”

Joseph Conrad’ın “Denizden Yansıyan Anılar, İzlenimler”adlı kitabını okuma fırsatı buldum. Conrad’ın kitapta dile getirdiği “gemi demiri”ile ilgili bölüm bu yazının başlığını oluşturdu.

Deniz yazarları arasında belki de en önde gelen Conrad’ı, Jack London, Herman Melville, James Joyce gibi diğer büyük deniz yazarlarından ayıran en büyük özelliği, fiilen denizde çalışması. Polonya asıllı Joseph Conrad (Jozef Teodor Konrad Korzeniowsky) 1857 yılında Ukrayna’da doğmuş, Çarlık döneminde siyasi nedenlerle mahkum edilen anne ve babasıyla kısmen sürgün hayatı geçiren Korzeniowsky, babasının ölümünden sonra 1874 yılında, önce Marsilya’ya daha sonra da Londra’ya gelir ve dayısının da yardımıyla gemilerde çalışmaya başlar. 1886 yılında Birleşik Krallık vatandaşlığına giren Korzeniowsky, İngiliz Ticaret Bahriyesinde yelkenli ve buharlı gemilerde; kamarot, gemici, usta gemici, vardiya zabiti olarak görevler yaptıktan sonra 1886 yılında kaptanlık sınavına girerek başarılı olur ve 1894 yılına kadar fiilen denizcilik hayatını sürdürür. Ancak, araştırmacılara göre Conrad’ın denizcilik hayatının meslekten bir denizci olarak hayli geç zabitlik dönemine yükseldiği ve tek bir gemide kaptan (süvari) olarak görev yaptığı anlaşılıyor. Süvarilik görevinden sonra birinci zabit, ikinci zabit gibi daha alt görevlerde bulunması kendisinin İngiliz Ticaret Bahriyesinin adı öne çıkan ünlü kaptanlarından biri olmadığını gösteriyor. Ancak İngiliz edebiyatının çok önemli bir deniz yazarı olduğu kesin. Deniz hayatından sonra ölüm tarihi olan 1924 yılına kadar deniz hayatında yaşadıklarını konu edinen birçok hikaye ve roman yazarak dünya edebiyatına kazandırmış. Tabii ki eserlerinin konusunu, gemiler, gemiciler, kaptanlar, fırtınalar, okyanuslar oluşturuyor. Özellikle o tarihlerde yerlerini yavaş yavaş buharlı gemilere terk eden yelkenli gemilere olan tutkusu ise ayrı. Eserleri arasında, Nostromo, Lord Jim, Karanlığın Yüreği, Zafer, Tayfun, Narcissus’un Zencisi gibi çok önemli yapıtlar var. Bir deniz tutkunu olarak ben de kendisini keşfettiğim gençlik yıllarımdan bu yana kitaplarının tümünü okumaya çalıştım. Bu yıl, önceki yıllara göre daha kısa geçen tatilde ise yazarın daha önce okumadığım bir kitabını okuma fırsatını buldum. “Denizden Yansıyan: Anılar, İzlenimler.”Kitap yazarın denizcilik hayatında yaşadığı sıra dışı olayları anlatan bir otobiyografi niteliğinde ve on beş yazıdan oluşuyor. Dördüncü yazıdan sekizinci yazıya kadar ele alınan konular “gemi demiri”ile ilgili. Bu yazılarda geminin demir atması (funda); güvenli olarak demirde durması (neta) ve zamanı gelince demirin alınması (vira) ele alınarak, bir edebiyat ziyafeti olarak okuyucuya sunulmuş.

Ben çok etkilendim; yazıda dile getirilen demir atma (funda demir), güvenli olarak demirde kalma (neta demir) ve demir alma (vira demir) eylemlerini biraz metafor yaparak hayatımızla örtüştürdüm.

Hepimiz hayata bir şekilde demir attık. Netada kalmaya çalışalım. Şairin dediği gibi bakalım ‘demir almak’günü ne zaman gelecek zamandan?

2 Ekim 2018

İlgili Haberler

Yazarlar