Ali Erül

Girit

BAYRAMDA Girit’teydim. Tam sekiz gün. Son yıllardaki en uzun yurtdışı gezim. Gidiş dönüş İstanbul – Atina – Herakliyon (Kandiye) uçuşları ile…

Girit birçok uygarlığa ev sahipliği yapmış, tarihi oldukça eski dönemlere dayanan bir ada. Bu nedenle de Avrupa’nın en güneyi sayılan bu toprak parçasının mütevazılığına kesinlikle aldanmamak gerek.

İlk gece Kandiye şehir merkezinde bir otelde kaldıktan sonra ertesi sabah kiraladığımız araç ile bir haftayı geçireceğimiz Hersonissos’taki tesise geçtik.

Tesise geçtik ama sabah kahvaltısı sonraları hemen vınnn, akşam olmadan dönmemecesine; çünkü adada görülecek çok yer var, erişim çok kolay, hele telefondaki harita ile her yere elinizle koymuş gibi gidiyorsunuz. Yunan alfabesi de kesinlikle korkutmasın çünkü merak ettiğiniz, gitmek istediğiniz her yerin latin alfabesi ile yazılmış isimleri de sürekli bir yerlerden çıkıyor önünüze.

O sekiz gün boyunca adanın kuzey yarısında görmediğimiz birkaç yer kaldı. Ada filan ama bir uçtan diğerine en az 250 km olan bir mesafeden bahsediyorum. Yolların çoğu bizim devlet yolları gibi. Belli yerlerde ise yakın tarihlerde yapılmış otoyollar var ve ücretsiz bunlar. Devlet yollarının çoğu 1,5 şeritli, yani normalde ortaladığınız şeritte eğer arkadan sizden hızlı bir araç geldiğini görüyorsanız sağa çekilip yol veriyorsunuz, arkadan gelen de sol sinyalini verip önünüze geçtikten sonra hemen ortalıyor aracını. Bu sırada karşıdan gelen de sinyali görüp sollayana geçiş alanı yaratıyor. Kaldığımız sürede yaklaşık 1,000 km yol yaptık, ne kimseye selektör yaptık, ne korna çaldık, ne de diğer araçlardan böylesi tepkiler aldık. Tuhaf değil mi, Almanya ya da İsviçre değil Girit’ten bahsediyorum. 

Adada yerleşimin önemli bir kısmı, turizmin neredeyse tamamı, adanın tüm havaalanları (3 adet) hep adanın kuzey yarısında. Geçtiğimiz yollar da denize azami 4-5 km mesafede, hatta büyük kısmı da deniz kıyısında. Ada özellikle İngiliz turistlerin rağbet göstermesi sonucu her yerde İngilizce konuşulan bir hale gelmiş ve bu sayede ada halkı ile sorunsuz iletişim kuruluyor.

Bu ilk gidişte adayı tanıma ve keşfetme odaklı gittiğimiz için tarihi ve kültürel yerleri görmeyi gelecek sefere bıraktık ama tarih ve kültür günlük yaşam ile o kadar iç içe ki programda olmamasına rağmen bir sürü böylesi yeri de gördük.

Denize neredeyse her yerden girebiliyorsunuz, denize erişim kolay ve hatta teşvik ediliyor, konfora düşkünseniz de birkaç euro karşılığı şezlong ve şemsiyeniz de oluveriyor.

Gelelim gezinin en önemli konularından birine. Sağlıklı yemek, görsel tatmin, şişmeden kalkmak ve yediklerinizin iz bırakması. Girit bu konuda inanılmaz bir yer. En basit turistik kafe ya da salaş tavernadan en namlı mekanlara kadar her yerde bir özgünlük, bir tarz ve bir gusto var. Dağ yolunda kahve molası verdiğimiz benzincinin marketindeki 30 çeşit tatlıyı mı söylesem, çoğu yerde yemek sonrası yapılan ikramlardan mı bahsetsem ya da tesadüfen girip yemek yediğimiz, geçtiğimiz yıl “Dünyanın En İyi 20 Genç Şefi”arasına girmeyi başarmış aşçı hanımın sahil restoranındaki akılları zorlayan menü seçeneklerini mi ön plana alsam bilemiyorum gerçekten. Ve bunların hepsini yüksek bir kura rağmen ülkemiz standartlarında pahalı denemeyecek bedeller ile yapabiliyor olmak.

Dünya tarihinde zeytinin zırai bir ürün olarak ilk kullanıldığı yer Girit imiş, milattan önce birkaç binde Minoalılar keşfetmiş bu mucizevi gıdayı. Ve bugün Girit demek zeytinin, yağının, ağacının her an her yerde karşınıza çıktığı bir yaşam biçimi demek.

Ve her şeyden önemlisi ister restoran ya da kafede, ister bir şişe su aldığınız markette gördüğünüz o sımsıcak ve insancıl tutum! Herkes işini keyif alarak yapıyor, böyle olunca da biz müşterilere/turistlere de keyif ve konfor sağlıyorlar. 

Henüz görmediyseniz mutlaka Girit’e gidin! İster başbaşa bir tatil için, ister çoluk çombalak, ister anlaştığınız bir arkadaş grubu ile…Ama bir fırsatını bulup gidin.

Görüşmek üzere.

28 Haziran 2019

İlgili Haberler

Yazarlar