Ali Erül

Hissedilen sıcaklık

BUGÜN 22 Nisan Pazartesi. Dün akşam bu sabah yollarda yoğun bir trafik olmayacağını öngörmüştüm kendimce. Resmi tatil olan 23 Nisan’ın öncesine bugünü de “köprü”yaparak birçok kişinin Cuma-Salı tatiline çıkacağını düşünmüştüm. 

Ve öyle de oldu bu sabah. Evden geçen pazartesi ile aynı saatte çıkmama rağmen ofise varma sürem %15-%20 civarında daha kısa oldu. Hatta yol üzerinde ufak bir mola da dahil bu süreye. Durum böyle olunca da rutin Pazartesi tatsızlığı, keyifsizliği yaşamadım haftanın başında.

Küçük mutluluk ya da sevinme durumları da benzer bir şekilde oluşuyor. Sezgi->algı->yargı->sonuç gibi. Duyularını aç, gözlemlerini yap, düşün ve değerlendir ve bir sonuca var. Eğer bu aşamaları kayıpsız geçiyorsan umduğun ile bulduğun sonuç arasındaki fark hep yanılma payı içinde kalabiliyor.

Böyle olunca da aşırı hayal kırıklıkları, tepkiler ya da üzüntüler meydana gelmiyor. 

Ama ne zaman ki öngördüğün sonuç ile gerçekleşen durum arasındaki fark büyüyor o zaman mutsuzluklar, kaygılar, üzüntüler başlıyor. Bu durum birkaç kez tekrarlanınca da onarılamayacak başka sıkıntılar çıkıyor ortaya; karamsarlık, kötümserlik, özgüvensizlik gibi.

Başka bir benzetme ile mutluluk aslında termometrenin gösterdiği mutlak derece değil, mutluluk “hissedilen sıcaklık.”Masmavi bir gökyüzü ve pırıl pırıl güneşe rağmen ayazda üşümek, veya kapkara bir gökyüzü, bardaktan boşanırcasına yağan yağmura rağmen üzerindeki kazağın fazla gelmesi gibi.

Kendi başına, salt var olmaları sonucu mutluluk ile anılan durumlar var, evlilik, doğum, terfi, mezuniyet, refah, bir şeylere sahip olma gibi ama insana hiçbiri tekil olarak mutluluğu garanti etmiyor. Ediyor görünse bile çok kısa süreli oluyor bu his.

Çünkü aslında insan neyi yapıp neyi yapamayacağını, kendisini üzen ya da mutlu eden şeyleri, hangi olayın nelere sonuç verebileceğini neredeyse içgüdüsel olarak öngörebilen bir canlı. Ama hep o kabullen(e)meme, “kendine yedirememe”giriyor devreye ve nesnellikten uzaklaştırıyor insanı. Hele bu öznellik “hak etme”ya da etmeme seviyesine çıkarsa o zaman umma / bulma farkı yıkıcı sonuçlar veriyor.

İçinde bulunduğumuz coğrafyada, ortamda, aile, iş ya da dost çevrelerimizde her an binlerce olay gerçekleşiyor. Bunların hepsini fark etmemiz olası olmadığı gibi fark ettiklerimize de eşit dikkat ve önemi göstermemiz de olanaksız. Kritik olan fark ettiklerimizi nasıl süzdüğümüz, algıladığımız ve nereye konumlandırdığımız. Mutlu ya da mutsuz olmamız, kendimizi enerjik ya da bitkin hissetmemiz de işte bu süreçlerin sonucu.

Birleşmiş Milletler çatısı altında oluşturulan “Sürdürülebilir Gelişme Çözümleri”grubu 2019 yılı Dünya Mutluluk sıralamasını (https://worldhappiness.report/ed/2019/) yayınladı birkaç hafta önce. Buna göre en tepede Finlandiya var. İlk 10 sıradaki ülkelerin 8 tanesi Avrupa’dan. Bu 8 Avrupa ülkesinin 5’i İskandinav ülkesi.

Herkes kendi çıkarımlarını yapabilir bu liste ve çalışma üzerinden ama bu yazıda ben bunu yapmayacağım. Fakat tek bir cümle söylenecekse ekonomik ve sosyal gelişme olmadan, toplumun fertleri arasında eşitlik ve karşılıklı güven sağlanmadan, insan hakları ve özgürlükler konusunda en temel eşikler aşılmadan toplum olarak mutlu olunması neredeyse olanaksız.

Öte yandan salt bu örnekten yola çıkarak mutsuz ve karamsar olmak da son derece yanlış çünkü her an ülkenin ve toplumun yukarılara tırmanması için bir yerlerde iyi bir şeyler olmakta ve bunları fark edip yakaladığımız sürece, bizler de kendimizi ve çevremizi geliştirmek, güçlendirmek için uğraştığımız sürece hepimiz bu gelişimin parçası, itici gücü olabiliriz.

Hiçbir kariyer bir günde oluşmuyor, hiçbir mutluluk ya da gelişme kısa sürede sağlanamıyor. Esas olan her gelişmenin kademe kademe, sindire sindire ve sürekli ileriye doğru oluşuyor olması.

Hava durumunu mutlaka takip edin ama hep hissedilen sıcaklığı esas alın.

Görüşmek üzere.

2 Mayıs 2019

İlgili Haberler

Yazarlar