Ali Erül

İnsan tartısı

NE iş yaparsanız yapın, nerede yaşıyor olursanız olun, nasıl bir eğitimden geçip nasıl bir aile yapısına sahip olursanız olun yaşamınızın üçte ikisi diğer insanlarla geçiyor. Peki o insanları yeterince tanıyor musunuz? O insanlara gereken saygıyı ve özeni gösterip, nesnel bir şekilde değerlendiriyor musunuz?
Karşınızdakinden önce kendinizi ne kadar iyi tanıyor ve değerlendiriyorsunuz?
Ben şöyle yapıyorum kendim için:
Her şeyden önce ben bir canlıyım, insanım. Serinden hoşlansam da üşüdüğüm de oluyor. Bazen kendi başıma kalmayı yeğlesem de diğer insanlarla bir arada olmak da istiyorum çokça. Karnım acıkıyor, uykum geliyor, fazla oturmaktan sıkılıyor ve gezmek de istiyorum, günlerce evden çıkmamak da. Bazen her şeyi hoş görebiliyorum, bazen en ufak bir aykırılığa çok sert tepki verebiliyorum. Çünkü ben bir insanım.
Sonrasında ise ben bir bireyim. Ailemin bir parçası, okul, iş ve meslek gruplarının bir parçası, katıldığım etkinlikler, gittiğim mekanlar, kullandığım toplu taşıma araçları, hatta aracımda tek başıma olsam da içinde olduğum trafiğin de bir parçasıyım.
Bir sonraki aşamada ise sorumluluklarım geliyor. İkinci aşamadaki birey olmanın getirdiği rollerim var, ailede, iş yerimde, arkadaş, okul, iş/meslek gruplarında, yaşadığım sitede, ve geçici de olsa bulunduğum her ortamda. Bu bireysel sorumluluklarımın yanında toplumsal sorumluluklarım kadar başka insanlar ile paylaştığım ortak sorumluluklarım da var.
Bir insan, bir birey, bir sorumluluk merkezi olmanın yanında bir de kimliğim var benim. Yaşamımı geçirdiğim yerler, aldığım eğitim, terbiyem, manevi ve etik birikimim, kültürel ve estetik tercihlerim, toplumsal ve politik deneyimlerimden oluşan ve sürekli gelişen bir kimliğim var.
Ve son aşamada da tüm bu yukarıdakilerin etkileşimi ile oluşan bir duruşum var. Kendimi öngörebiliyorum birçok durumda. Bir haksızlığa karşı, işle ilgili yapılan bir hataya, bir trafik magandası veya futbol fanatiğine göstereceğim tepkiyi o durum oluşmadan bilebiliyorum, neredeyse standart hale gelmiş durumda çeşitli tepkilerim.
Bundan 20 küsur yıl önce çalıştığım şirkette kartvizitlerdeki unvanları kaldırmıştık. Tanıştığımız kişiler bizi atfedilmiş, başkalarının belirlediği değerler ile değil de kendi algı ve değerlendirme süzgeçlerinden geçenler ve akılda kalanlar ile değerlendirsin diye. Aslında bugün fark ediyorum ki o zaman yapmaya çalıştığımız karşımızdaki kişileri yukarıdaki 5 kademeli değerlendirmeye yönlendirme bir anlamda.
Hiç tanımadığınız, hayatınızda ilk kez gördüğünüz birini salt kültürel duruşu ya da giyim-kuşamı, ne bileyim mesela üzerindeki takım forması ile değerlendirdiğinizde edineceğiniz izlenim ile o kişinin önce bir insan, sonra bir birey, sonra çeşitli sorumluluklara sahip bir kişi olduğunu bu sıra ile dikkate alıp bunların sonrasında temsil ettiği kimlik ya da duruşunu ele aldığınızda oluşacak izlenim emin olun çok farklı olacaktır.
Bunu yapabilmek için en güzel pratik de direksiyonda iken her ne olursa olsun yaya geçidindeki tüm yayalara, hatta tüm canlılara yol vermek. Ve bu örneği yaşamın her anında anımsayıp karşınızdaki kişiye o şekilde davranmak:
“Önce bir canlısın ve insansın, sonra birey olarak (trafikte) önceliğin var ve buyur yol senin, senin karşıdan karşıya sağ salim geçmen hem benim hem o an orada olan herkesin sorumluluğu. Ne zaman ki sağ salim öbür tarafa geçtin o zaman belki kimliğine dair düşüncelerim oluşmaya başlar, görünüşün, yürüyüşün, üzerindekiler veya mimiklerin önemli olabilir benim için. Ve ne zaman bu geçiş ile ilgili olumlu/olumsuz bir geri bildirim alır ve ben de buna bir dönüş yaparım, bu da duruşlarımız olur hayatlarımızdaki.”
Yukarıdaki sıralama şart değil tabii ama hep dikkate alınması gereken şey karşınızdaki kişileri en tarafsız ve nesnelden en taraflı ve öznele doğru tartabilen bir değerleme sistemine sahip olabilmek. Huzur, vicdan rahatlığı, barış ve mutluluk için…
Görüşmek üzere.

31 Ekim 2018

İlgili Haberler

Yazarlar