Timuçin Alpay

İstanbul sular altında

Sevgili sigortacı dostlar, iklim koşullarındaki hızlı değişim ve doğal afetler geçmiş yıllara göre etkisini daha fazla göstermeye başladı. 18 Temmuz’da İstanbul’da yağan olağanüstü yağmur çok kısa sürede kenti yaşanılmaz hale getirdiği gibi ulaşımı da anında kilitleyiverdi.

Yeditepeli İstanbul’da tepelerde değil ama alçak semtlerde yaşamı felç eden yağmurlar biz sigortacılara yabancı değil. İstanbul’un unutulmaz sel afetlerini burada tek tek saymayacağım ancak sizler bu tür doğal afetleri şu ya da bu biçimde zaman içinde unutacaksınız ama biz sigortacıların bu riskler devam ettikçe hep gündemimizde kalacak.

Neden zarar büyüyor?

Aşırı yağışlar “doğal afet” denilecek kadar olmasa da ne yazık ki İstanbul’da beklenenden daha büyük can ve mal zararları gerçekleşiyor. Teknik veriler ile uzun uzun anlatmaya gerek duymadan diyebiliriz ki, kentsel yapılaşmanın hızı altyapı yatırımlarının hızından üç dört kat fazla olduğundan bırakın doğal afetleri âşıkların altında yürüdüğü romantik yağmurlar bile İstanbul’u esir alıp zarar veriyor.

Son yıllarda yaşanan kentsel dönüşüm, çevre kirliliği, yeşil dokunun yok edilmesi ve aşırı betonlaşma İstanbul’un ikliminde büyük değişimlere yol açtı. Ne yazık ki kentimize serin hava sağlayan kuzey rüzgarları artık yok… Kuzey ormanları da kesile kesile artık koru bile değil. Bu durumda yağmur yağdığında suyun akması için ne güçlü altyapı var ne de suyu çekecek kadar toprak alan var.

Kısaca her yağmur kentte yaşayanlar için kâbus olduğu gibi biz sigortacılar için de bir kâbus. Şimdi denilebilir ki “sigortacılar için neden her yağmur kâbus olsun?” Nedeni şu; sigortacılığın temel ilkesi “sigortacı olası riskler için istatiksel bilgilere dayanarak bir prim karşılığında güvence verir.” Evet sigortacılar olası riskleri ölçüp biçip güvence veriyor da günümüzde sigorta şirketleri için “sel-seylap riski” artık ileride olması muhtemel (unforseen) bir risk değil bilinen beklenen (forseen) bir risk haline geldiğinden teminat vermek gerçekten kâbus.

Doğal afetlerde zararı kim ödeyecek?

Ülkemizde sahip olduğumuz tüm varlıkların ancak %20’lik bir kısmı sigorta ile güvence altına alınmış durumda. Diğer bir söylem ile sigortalılık oranı %20. Bu oran ne yazık ki gelişmiş ülkelerde %70 civarında. Ne yaparsak yapalım sigortaya bir türlü ısınamayan, sıcak bakmayan bir toplum profilimiz var.

Yapılan araştırmalar çok net olarak gösteriyor ki gelir ve eğitim düzeyi düştükçe sigortalılık oranı da düşüyor. İş yine eğitime, bilime, ekonomik gelişmeye ve yaratılan değerlerin ortak paylaşımına kalıyor.

Eğer konut poliçeniz var ise bu poliçelerde bina ve eşyaya otomatik “sel/seylap” teminatı verildiğinden zararınızı kolaylıkla sigorta şirketinden alabilirsiniz. İşyerleri poliçenizde ise eğer SEL seylap teminatı verilmiş ve primini de ödemişseniz zararınızı sigorta şirketinden talep edebilirsiniz.

Poliçeniz yok ise zararı kendiniz karşılamak zorundasınız. Ancak 18 Temmuz 2017 tarihli “doğal afetler” için kamu otoritesi (Bakanlar Kurulu) tarafından Resmi Gazete’de DOĞAL AFET ilan edilmiş ise zarar görenlerin zararını devlet ödeyecektir.

 

31 Temmuz 2017

İlgili Haberler

Yazarlar