Oğul Doğa Gökşin

JLT Türkiye’nin CEO’sundan meslektaşlarına yanardağ riskiyle ilgili 5 soru

JLT Türkiye'nin CEO’su Servet Gürkan, Vezüv Yanardağı’nın eteğinde yaptığı gezi sırasında yanardağ riskine ilişkin aklına gelen soruları meslektaşlarına sordu. Gürkan sorduğu 5 farklı soruya henüz cevap alamadığını, kendisinin de araştırmalarına devam ettiğini söyledi.

JLT Türkiye’nin CEO’su Servet Gürkan, yanardağ riskine ilişkin bir yazı kaleme aldı. “Risk yönetimi kavramı açısından bakınca insanlar yanardağ olduğunu bildikleri bir dağın eteğine niçin yerleşmeye karar vermişlerdi? Riski hiç mi düşünmemişlerdi yoksa başka nedenlerle bu riski almaya mı karar vermişlerdi?” diye soran Gürkan, “Bizdeki yanardağların hangileri olduğuna baktım. Volkanik arazide, volkanik küller içinde bulunan insanlara ait ayak izleri ise dünyada sadece birkaç bölgede var. Bu izler, volkan patlamalar sırasında bölgede insanların yaşadığının en belirgin kanıtı” görüşünü dile getirdi.

JLT Türkiye’nin CEO’su Servet Gürkan’ın kendi bloğunda yayımladığı yazısı şöyle:

Geçen hafta sonu bir iş seyahati nedeniyle İtalya’nın Napoli şehrine gittim. İlk defa gittiğim için iş seyahatinin içerisine birazda turistik faaliyet kattım ve Napoli civarında görülecek bir kaç yeri ziyaret etme şansını yakaladım.

En çok ilgimi Pompei çekti. Vezüv Yanardağı’nın eteğinde M.Ö.700 yıllarında önemli bir liman ve ticaret kenti olarak kurulmuş bu şanssız şehir M.S.79 yılında Vezüv yanardağının patlaması ile tamamen yok olmuş. Bu felaketten kalanları çok iyi korumuşlar, iyi bakmışlar ve turistik emtea haline getirip Dünya vatandaşlarına satıyorlar. Şehrin harabelerini gezerken bir taraftan da kulaklıktan tarihçeyi ve felaketin büyüklüğünü dinliyordum. O dönemde şehrin nüfusunun 20.000 civarında olduğu tahmin ediliyor. Bu tahminin dayanağı 5.000 kişilik bir anfi tiyatroları olması. O çağlarda Tiyatrolar inşa edilirken nüfusun ¼’ü kadar bir seyirci kapasitesi esas alınırmış. Şehrin bir bölümü güvenli olması bakımında dağın yamacındaki inşa edilen evlerde yaşarlarmış. Burada daha çok devlet erkanı ve zengin tüccarlar ikamet edermiş; aşağı düzlüklerde ise işçiler ve fakir halk çardak, çadır ve benzeri yapılarda yaşamlarını sürdürürlermiş.

Vezüv yanardağı büyük bir gürültü ile patlamış ve patlama ile birlikte kızgın kül ve taşların 3 bin m. yükseğe fırladığı ve bu kütlenin 15 saniye gibi çok kısa bir sürede şehrin üstüne indiğini ve tüm şehri kapladığı görülmektedir. Eldeki bilgilere göre bu kütlenin sıcaklığının 400 santigrad derecenin üzerinde olduğu ve bu ısı ile tüm organik varlık ve maddenin yanıp kavrularak yok olduğu bilinmektedir. Bu arada hızlı kavrulma sonucu bazı canlı bedenleri dışları kavrularak katılaşmış ve içleri boşalmış. Bunların içlerine daha sonra arkeologlar tarafından sıvı alçı doldurularak formları korunmaya çalışılmış. Bu şekilde bir birine sarılmış vaziyette çiftler, annesine sarılmış çocuklar, evcil hayvanlar bulunmuş ve bunlar müzede teşhir ediliyor. Bu tablolar beni çok etkiledi, çok duygulandım ve bir doğal afetin boyutlarının ne kadar büyük ve acı olabileceğini orada da bir kere daha gördüm. Allah bir daha kimseye göstermesin. Turistik havadan çabucak çıktım. Aklıma hemen çok sevdiğim sigortacılık mesleğim geldi ve hemen bu doğal afetle sigortacılığı birleştirdim ve zihnimde analiz etmeye başladım. Sonra aklıma şu sorular geldi ve ben cevap bulamadım; bazı meslektaşlarıma sordum onlarda cevap veremediler. Neydi bu sorular?

– Risk yönetimi kavramı açısından bakınca insanlar yanardağ olduğunu bildikleri bir dağın eteğine niçin yerleşmeye karar vermişlerdi? Riski hiç mi düşünmemişlerdi, yoksa başka nedenlerle bu riski almaya mı karar vermişlerdi?

– İstatistiklere ve eldeki bilgilere göre deprem ile yanardağ patlaması risklerinin birlikte ortaya çıktığı bilinmekte. Bunun sebebi katmanların kırılması ve ortaya çıkan basıncın magmaya etkisi miydi?

– Günümüze en yakın volkan patlaması İzlanda’da yaşanmıştı. Bu katastrofik doğal afetin faturası ne kadardı?

– Bizler doğal afet korumalarını alırken (Cat. Excess of Loss) taşıdığımız riski ölçmek ve belirlemek için modelleme çalışması yaparız. Buradan çıkan sonuca göre de biriken risklerimiz için bir koruma reasürans teminatı alırız. Bu hesaplamalar yapılırken aktüerler deprem için 100, 250, 500 ve bin yıllık geri dönüş periyodlarını alırlar. Bende Pompei’nin acı hikayesi ve Vezüv Yanardağı’nın korkunç görüntüsünün etkisi ile kendime şu soruyu sordum. Aynı modelleme çalışmasını yanardağ patlaması için yapsak geri dönüş süresini kaç yıl olarak hesaplamalıydık? Henüz cevabı bulamadın. Araştırıyorum. Bulunca sizlerle de paylaşacağım.

– Yangın All Risk poliçesi teminatları içerisinde Yanardağ Püskürmesi için de teminat var. Deprem ile birlikte anılıyor. Ancak çok farklı riskler ikisi. Acaba bu teminat gerçekten veriliyor mu? Bilinçli olarak talep eden var mı? Bunun için ayrıca reasürans koruması alınıyor mu?

Sonra bizdeki yanardağların hangileri olduğuna baktım. Ağrı Dağı, Erciyes Dağı, Hasan Dağı, Göllüdağ, Karacadağ, Kula Tepeleri, Nemrut Dağı, Süphan Dağı, Tendürek Dağı önemli volkanlar olarak karşımıza çıkıyor.

Ülkemizdeki en genç volkanlar ise Manisa’nın Kula ilçesi yakınlarındaki Kula Volkanları. Bu özelliği nedeniyle bu yöreye Yanık Ülke (Katakaumene) deniyor. Bu volkanik arazide, volkanik küller içinde bulunan insanlara ait ayak izleri ise dünyada sadece birkaç bölgede var. Bu izler, volkan patlamalar sırasında bölgede insanların yaşadığının en belirgin kanıtı.

Nemrut Dağı, Doğu Anadolu Bölgesi’nde Van Gölü’nün batısında yer alan bir volkandır. Yükseltisi 2 bin 935 m. olan Nemrut volkanın zirvesinde çapı 6 km’yi bulan ve dik yamaçlar ile çevrili daire şekilli bir kaldera bulunur. Kalderanın batısında bir göl yer alır. Jeolojik kayıtlara göre Nemrut Volkanı’ndan son lav çıkışları 1441, 1597 ve 1692 yıllarında yaşanmıştır. 1441 yılında, halk arasında “Kantaşı Mevkii” olarak adlandırılan yerde, aktivite sonucu lav akıntıları yaklaşık 10 km^2’lik bir alanda etkili olmuştur.

Günümüzde Nemrut volkanından sıcak gazlar çıkmaktadır. Jeologlar Türkiye’nin faaliyete geçebilecek en “riskli” yanardağı olarak, Bitlis sınırlarında yer alan Nemrut Dağı’nı göstermektedirler. İstanbul Teknik Üniversitesi’den Prof. Dr. Işık Özpeker, bu yanardağın 564 yıldır faaliyete geçmediğini ancak volkanın takip edilmesi gerektiğini, Nemrut Dağı’nda oluşabilecek bir volkanik patlamanın bölgede önemli düzeyde tehlike yaratması söz konusu olabileceğini ifade etmektedir. Sönmüş bir volkan olan Süphan Dağı, Anadolu’nun Büyük Ağrı ve Cilo Dağı’ndan sonra üçüncü yüksek dağıdır. Van Göl’nün kuzeyinde yer alan Süphan Dağını en yüksek zirvesi 4058 m’dir ve zirve bir örtü buzulu ile kaplıdır. Bu dağdan çıkan lavlar Van Gölü’ne kadar akmıştır.

Ülkemizin aktif sayılacak diğer bir volkanı Ağrı sınırları içinde bulunan Tendürek volkanıdır. Dağın doğusunda bulunan ve çapı yaklaşık 500 metre olan kraterden sıcak su buharları ve hidrojen sülfür gazları çıkar. Bu gazlar kraterin kenarlarında, sarı renkli bir mineral olan kükürt oluşumunu sağlar. Volkandan püsküren sıcak su buharlarının sıcaklığı yaklaşık 60 °C civarında. Türkiye’nin Avrasya, Arap, Afrika tektonik plakaları ile Anadolu Bloğu ve Ege Genleşme Bölgeleri üzerinde yer aldığı, dünyanın en aktif tektonizma bölgesi içinde olduğu bilinmektedir. Herhangi bir yanardağın oluşması ya da harekete geçmesi levha tektoniğine bağlıdır. Bazı bilim adamlarının yaptığı araştırmalar sonucunda, Nemrut, Ağrı, Tendürek, Süphan ve Hasan dağlarının her birinin aktif olduğu ortaya konulmuştur. Daha önce sorduğum sorudaki gibi Doğu Anadolu’daki yanardağlara bakacak olursak, yaklaşık 6 milyon yıl önce, bölgenin kuzey-güney ekseninde sıkışmasıyla yerkabuğunun kalınlaşması ve bunun sonucunda meydana gelen kırıklardan magmanın yükselmesiyle oluşmaya başladı. Bölgenin en önemli yanardağları Nemrut, Süphan, Tendürek ve Ağrı dağıdır. Bu yanardağlar, tarihsel zamana kadar etkin olmuşlardır. Bazılarında halen gaz ve buhar çıkışı gözlemlenmektedir. Helyum izotop analizleriyle manto kökenli oldukları saptanan bu gaz çıkışları, bu yanardağların halen canlı olduklarını göstermektedir. Örneğin Tendürek Volkanı; dağın doğusunda bulunan ve çapı yaklaşık 5 yüz metre olan kraterden sıcak su buharları ve hidrojen sülfür gazları çıkar Bu gazlar kraterin kenarlarında, sarı renkli bir mineral olan kükürt oluşumunu sağlar. Volkandan püsküren sıcak su buharlarının ısısı yaklaşık 60 derece civarındadır. Daha önceki soruların cevaplarında da belirtildiği gibi Doğu Anadolu’daki yanardağların hala “soluk aldıklarını” ancak “yaşlı” yanardağlar olduklarını söyleyebiliriz. Ancak her ne kadar uyku dönemine girmiş olsalar da bu yanardağlar, yer (levha)hareketlerine bağlı olarak, günün birinde yeniden aktif hale gelebilirler. Ancak bu konuda kesin bir ihtimalde bulunmak zor. Fakat bu yanardağlar uzun vadede harekete geçebilirler. Unutmayalım ki depremlerinde ne zaman olacağını kesin olarak bilemiyoruz. Yanardağları da bilmememiz çok normal.


Bu yazı ilk olarak servetgurkan.com‘da yayımlanmıştır.

28 Eylül 2017

İlgili Haberler

Yazarlar