Umut Deniz Elçi

Kıdem tazminatı fonlarını BES şirketleri başarıyla yönetir

HAZİNE’NİN GÜNDEMİNDEKİ KIDEM TAZMİNATI DEĞİŞİKLİKLERİNİ VE BES ŞİRKETLERİNİN PERFORMASINI YORUMLAYAN ADENDUM KURUCU ORTAĞI VE AKTÜER ALİ HAYDAR ELVEREN, ÖNÜMÜZDEKİ DÖNEMDE OLUŞACAK KIDEM TAZMİNATLARININ BİREYSEL HESAPLARA DAYALI VE FONLU OLMASI HALİNDE EMEKLİLİK ŞİRKETLERİ TARAFINDAN BAŞARIYLA YÖNETİLEBİLECEĞİNİ SÖYLEDİ.

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak tarafından nisan ayında açıklanan ‘Yeni Ekonomi Paketi’ hem iş dünyası hem de sigorta sektöründe büyük ses getirdi. Son dönemin gündem maddesi olan kıdem tazminatı fonu kurulması ve BES’in altyapısından yararlanılarak emeklilik şirketleri tarafından yönetilmesi hususunu, ayrıca BES’in ülkemizdeki seyrini Adendum Aktüerya Emeklilik Danışmanlık Kurucu Ortağı ve Aktüer Ali Haydar Elveren’le konuştuk. Herkesin kıdem tazminatına hak kazandığı bir havuz sisteminin işverenler ve sosyal güvenlik sistemlerine yük olabileceğini ifade eden Elveren, ülkemizdeki emeklilik şirketlerinin oluşturulacak bireysel hesaplara dayalı ve fonlu bir sistemi yönetmek için teknik ve operasyonel olarak son derece yeterli olduğunu söyledi.

Hükümetin programında bireysel emeklilik sistemine olan ilginin arttığını görüyoruz. Bu durum neden kaynaklanıyor? 

BES, sosyal güvenlikte tamamlayıcı bir sistemdir. Sosyal güvenlik sistemi tamamlayıcı yapısının yanında yarattığı tasarruf ile de ülke ekonomisine uzun vadeli kaynak yaratır. Temel olarak tasarrufları artırmak ve daha uzun vadeli fon yaratmak noktasında hükümetin, BES’te ne yaparsam daha fazla kaynak yaratırım ve tasarruf yaparım diye arayış içerisinde olduğu görülmektedir. BES’te hala büyük bir potansiyel olduğu için hükümet, bu potansiyelin kullanımını gündeminde tutmakta. Bu ilgiyi olumlu olarak değerlendiriyorum. Arayışın doğru şekilde sonuçlanması, iyi niyetle BES’i geliştirme ve potansiyelini kullanma yönünde yapılan hareketlerin doğru aksiyonlarla sonuçlanması halinde hem BES’e, dolayısıyla katılımcılara ve sektöre hem de ülke ekonomisine büyük katkı sağlanacaktır. 

Emeklilik fonlarındaki birikimler özellikle Avrupa ve ABD’de çok büyük rakamlara ulaşıyor. Emeklilik konusunda geç kalmış olabilir miyiz? Ülkemizdeki fon büyüklüğü diğer ülkelere göre ne durumda?

Karşılaştırmalar bazen tehlikeli ve yanıltıcı. OECD ülkelerinde emeklilik fonları 1950-60’lı yıllardan beri çok yaygın olarak var. Biz ise 2003’te sosyal güvenlik sisteminden herhangi bir aktarım yapmadan tamamen gönüllü katılım ile başladık. Fakat burada şunu görüyoruz, iyi ve doğru bir sistem yaparsanız insanlar size güveniyorlar. BES ve otomatik katılımda 10 milyondan fazla insan sistemde. 18-50 yaş aralığındaki insanların yarıya yakını bu sisteme girmiş veya çıkmıştır. Oldukça büyük bir başarı. BES’teki fonların büyüme hızı yavaş çünkü piyasalardaki reel getiri ve genel ekonomik büyüme çok yavaş. O açıdan fonların genel performansı gayet iyi, daha iyi olabilir. Ancak başka ülkeler ile karşılaştırdığımızda kendi sistemimize benzer ve son dönemde bizim gibi başlayan sistemler ile karşılaştırmak gerekir. Daha iyi olabilir dediğimizde 2 unsur var; ilki, BES’teki fonların önemli bir kısmının kamu kâğıtlarında olması. Bu kağıtlar enflasyona yakın getiri verir, uzun vadeli bir tasarrufta siz devlete borç vererek devam ettiğiniz zaman çok fazla bir başarı elde edemezsiniz. Sebebi ise şudur; ekonomi ne kadar iyiye giderse devlet o kadar az faiz verir. Ekonomik gelişme artarsa BES büyümez ve tam tersi olur. Devlette işler kötüleşirse devlet faizini artırır, sizin de getirileriniz artar fakat sürdürülebilir olmaz. 

KATILIMCININ %82’Sİ FON TERCİHİNİ DEĞİŞTİRMİYOR

İkincisi ise ekonomide her şey yolunda giderse bundan şirketler kazançlı çıkar. Şirketlerin değeri ve satışları artar. Sizin şirketin değerinden para kazanabilmek için hisse satın almanız gerekir. BES’teki katılımcılar hisse senedi aldığında ekonomik büyümede ve şirketlerin büyümesinde pay elde ederler. Uzun vadede şirketlerimiz büyüyorsa hisse senedi aldığımızda bizim paramız da büyür fakat hisseler dalgalıdır. Devlete borç verilirse sınırlı bir gelir olur. Özellikle satış sürecinde katılımcı birkaç ay sonra hesabına baktığında parasının azalmadığını görmek için hazine kağıtlarının uzun vadeli olanlarının yerine daha kısa vadeli para piyasaları fonlarına yöneliyor. Bu adım başlangıç için doğru olabilir fakat katılımcıların %82’si katıldıktan sonra fonunu değiştirmiyor, fonların hangisini seçeceğine karar veremiyor. Likit fonlar tercih edildiğinde emeklilik şirketi başarılı bir şekilde fonu yönetiyor fakat fonun kendisi zaten düşük risk ve getirili olduğu için fonun büyümesi yavaşlıyor. Sistem bireysel hesaplara dayalı, katılımcının karar verdiği bir sistem. Fakat katılımcının kararını daha iyi vermesini sağlayacak mekanizmaları kurmada, yönlendirmede ve bunu sürdürülebilir hale getirmede çok büyük eksiklik var. Şirketlerin, katılımcının bir fonu seçebilmesini sağlayacak kadar nitelikli bilgi vermesi gerekiyor. Mevzuatta ara ara katılımcıya genel bilgi değil tamamen bireyselleştirilmiş kişiye özel bilgi verilmesi gerektiği geçiyor. 

GETİRİ GARANTİLİ ÜRÜN 

Para kazandığı zaman bir sorun yokken, kaybettiği zaman emeklilik şirketini kötüleyen katılımcılar için getiri garantili ürün verilmesi gerekir. Fonu ben yönetip tercih etmek istemiyorum diyenler yetkinin emeklilik şirketine verilmesini savunuyor. Fakat devlet bu ihtiyaç için 2017’nin Aralık ayında “Bireysel fonlar  portföy yönetim şirketleri tarafından yönetilebilir” diye mevzuat


yayınlandı. Eksik ve yanlış bir mevzuattı. Bu nedenle de 2 yıl içerisinde bu konuda hiçbir sözleşme imzalanmadı. Portföy yönetim şirketleri bireylerin paralarını yönetemez. Ellerinde bireysel veri yoktur ve yapıları buna uygun değildir. Bu şirketler emeklilik yatırım fonlarını yönetebilirler. Bireyler yönetim yapabilmesi için şirketlerin elinde bireysel veri olması gerekir. Bu açıdan katılımcının bu fonlardan hangilerini hangi dönemde alacağı ve portföyünün dağılımını değiştireceği daha çok emeklilik şirketinin işidir. Bu konuda doğaldır ki portföy yönetim şirketlerinin de tecrübesinden yararlanılabilir.

Sistemi sürdürülebilir yapmak gerekiyor. Bunun için de kesintilere sınırlama getirilmesi yanlış. Sermayedar BES’e yüksek bir kazanç beklentisiyle risk alarak girecek. Emeklilik şirketi fonda iyi getiri elde ettiğinde, daha fazla gelir elde edebilmeli. İyi getiriye daha yüksek ve açık uçlu gelir ve kesinti modelleri olması halinde katılımcı ve emeklilik şirketi kazanacak, fonlar büyüyecek.

Emeklilikte katılımcılara iyi çözümler sunulmadığı zaman katılımcılar paralarını toplu olarak çekiyorlar. 17 yıllık birikimini çeken birinin yerine aynı miktar fonu bulabilmek için 100-150 lira ödenen çok sayıda yeni katılımcı bulmak gerekiyor. Katılımcıları kaçırmamak gerek. Mevcut emeklilik gelir planlarının revize edilmesi ve ödemelerin maaş benzeri yapılması gerekiyor. Yıllık gelir sigortasına şiddetle ihtiyaç var. Ömür boyu maaş vermek aktüeryal olarak çok büyük bir risk çünkü ortalama yaşam beklentisi artıyor. Ancak uzun yaşam riskinin dengeli şekilde yönetilebileceği sistemlerin kurulması halinde emeklilik şirketleri alanda daha aktif olabilir. Bu durumda ihtiyaç karşılandığı zaman toplu paranın sistemde kalma olasılığı artıyor. 

CÖMERTLİĞİN FATURASI

Kıdem tazminatının yeni bir fon oluşturularak BES’e aktarılması gündemde. Hak kazanılmış toplam tazminatın BES’e aktarılacağını varsayarsak, ne kadar büyüklükte bir transferden bahsediyoruz? 

Kıdem tazminatının BES’e gelmesi en kolay konu. Kıdem tazminatı çok farklı şekilde kurgulanabilir. Halen mevcut sistemde şirketler kıdem tazminatı yükümlülükleri için Adendum tarafından da çok sayıda şirkete sunulan uluslararası muhasebe standartları ve aktüeryal yöntemlere göre bir hesaplama yapar ama özel olarak bir fon varlığı yaratarak karşılık ayırmazlar. Biz Adendum olarak 60’a yakın uluslararası farklı sektörlerdeki şirketlere aktüeryal kıdem tazminatı hesabı yapıyoruz. Türkiye’deki büyük ilaç, akaryakıt, banka, sigorta, enerji, telekomünikasyon sektörleri dahil çok değişik sektördeki şirketlere kıdem tazminatının aktüeryal yükümlülük toplamını ve olası cari

dönem gider beklentilerini raporluyoruz. Bu açıdan bilançolarına koymaları gereken karşılıkları biz hesaplıyoruz. Fonlamak ise başka bir konu. Şu an kaydi rezerv dediğimiz sistem var. Karşılığında özel olarak tahsis edilmiş bir varlık yok. Diğer bir ifade ile şu anda şirketlerde kıdem tazminatının bilançoda karşılığı bir yükümlülük toplamı var ama bunun için ayrılan bir para yok. Yani, ortada devredilecek bir fon yok. Olması da çok yanlış olurdu. Peki kıdem tazminatının fonlanması ne anlama geliyor? Bu konuda 2 kritik yaklaşım var. Maaştan kesilen, tamamen fonlu yöntem ve kişinin adına yatırılan bireysel kıdem tazminatı. Fonlu bir sistemde işçi için bir oran (örneğin %3) bireysel kıdem tazminatı fonu hesabına yatırıyor. Bu durumda fonuna yapılan kesinti ve bunların getirisi ne kadar ise kıdem tazminatı işçinin alacağı da o kadar oluyor. Dolayısıyla yatırım getirisine bağlı olarak işçinin alacağı rakam piyasa koşullarında hem artabilir hem de azalabilir. Hükümetin en son önerdiği modeldeyse, anladığımız kadarıyla, bu para kişi adına değil bir fona gönderiliyor. 10 sene çalışan bir işçi oradan son maaşının 10 katı kadar kıdem tazminatı alacak. Bir para geliyor fakat taahhüt edilen fonun getirisi değil. Önceden tanımlanmış son maaşa endeksli bir tazminat. Yani gelen para, yatırım getirisi ile ilintili değil. Havuza gelen kesintiler sonrasında havuzdaki her çalışana kıdem tazminatını vereceğim dediğiniz zaman acayip bir durumla karşılaşıyoruz. Bu oldukça riskli ve ağır mali yükü olan bir durum. Çünkü mevcut sistemde her çalışan kıdem tazminatını hak etmiyor, belirli koşulları var. İşe giren çıkan herkese, mevcut durumda hak kazanmayanlara da tazminat vereceğim dediğinizde kıdem tazminatını oldukça cömert bir hale getiriyorsunuz. Bu cömertliğin faturası kime kalacak? Asıl soru bu. Aktüeryal olarak sürdürülemez ve açık verecek bir fon ise doğal olarak kamuya ek bir yük yaratması olasılığı var. 


BİR İMAJ SORUNU VAR

Emeklilik şirketlerinin fonu yönetmesi konusunda; insanlar zaten emeklilik şirketleri paramı iyi yönetmiyor, ben BES’ten memnun değilim diyorlar. Fonlar iyi yönetiliyor ama borsa kazandığında müşteriye pay verilemiyor çünkü müşteri hisse senedi fonunu ya almamış ya da doğru zamanda dağılımını değiştirmemiş. Dolar artınca bankadaki mevduatını dolara çevirmiş ama BES’teki parasını doğru fona aktarmamış oluyor. Emeklilik şirketlerinin böyle bir durumda müşterinin pay alabilmesi için yeterli destek vermelerinde eksiklikler var. Yıl içerisinde bir yatırım aracında 40 puanlık artıştan katılımcı 20 puan faydalansa yeterli. Bu trendleri takip edecek bireyselleşme yeterli yapılmadıysa emeklilik şirketinin imajını düzeltme şansı yok. Biri 10 yıl önce, biri endeks yüksekken, biri de düşük seviyedeyken hisse aldı. Bunlara bakmadan hisse senedi artar ya da azalır diye tavsiye verebiliyorlar. Bu çok tehlikeli. Emlakçının pahalıya ev sattıktan sonra arayıp ev fiyatları düştü demesi gibi. Böyle olunca, emeklilik şirketleri iyi yönetemiyor diye bir algı oluşuyor. Katılımcı bazında yapılan işlemlerin takibi ve detayları bilinirse, fonların nasıl kaybettiği veya fazla kazandığı açıklanabilir. Paranın artması ve azalmasında, durumun arkasındaki hesaplama doğru bir şekilde anlatılabilirse, çoğu sorunun önüne geçilir. Biz Adendum olarak 6-7 yıl önce bir yazılım geliştirmek için girişimde bulunduk, 2 sene önce de kendi özkaynaklarımızla yazılımı yaptık. AddVICE yazılımımız sadece fon tavsiyesi algoritmaları oluşturmuyor. Katılımcının bireysel emeklilik sistemindeki hem geçmiş fon hareketleri hem de aldığı aksiyonları, davranışlarını analiz edecek bir makine öğrenmesi var. Bunların sonucunda da her bir katılımcıya özel aksiyon planı ve tavsiye oluşturulabiliyor. Bu bireyselleştirme ile günlük bazda katılımcının karar vermesini sağlayacak nitelikli bilgi kolay ve anlaşılır halde raporlanabiliyor. Bu nedenle bireysel emeklilik sistemini gerçek anlamda bireyselleştirmemiz gerekiyor. Altyapılar yeni yeni kuruluyor. Artık teknoloji o kadar ilerledi ki; buradan elde edilen nimetleri çok düşük maliyetle bireysel hizmet olarak katılıcıya yansıtmak gerek. Belli risk gruplarına gerçekten kişinin ilgilerini dikkate alan bireysel tavsiye verdiğiniz zaman, katılımcının şirkete ve sisteme güveni artacak, ekonomik gelişmelerden daha çok fayda sağlayacak, en önemlisi ne olduğunu daha şeffaf şekilde bilecek. 

TÜM TARAFLARI MEMNUN EDEN BİR SİSTEM KURULMALI

Kıdem tazminatı fonu kurulurken, sistem oyuncuları, işverenler, sendikalar, devlet ve çalışanlar o kadar birbirinden ayrı dil kullanıyorlar ki… İlk iş kanunundaki maddeden itibaren kıdem tazminatı konusu takip edenlerden birisiyim. Geçmiş zamanlarda da değişik şekillerde kıdem tazminatını nasıl yapalım diye araştırmalar yapıldı. TÜSİAD’ın TİSK’in raporları var EGM’ye sunulmuş raporlar var. Konuya bakarken bizim sıkıntımız, aniden tarafların mutabık kalmadıkları ve sistemin işleyişini çok iyi tasarlamadan, çalışmayacak mevzuat ya da Otomatik Katılım’daki gibi ters bir mevzuat yapılması. Bu konuda sesi en çok çıkan sendikalar. Maliyet kimde? İşverende. Türkiye’de işçilerin çok azı sendikalı. Bunların da önemli bir kısmı kamu işçisi. Özel sektörde çalışanlar eski kurumsal şirketler ve birkaç sektör hariç sendikasız. Bir sendika kıdem tazminatına karşıyım dediği zaman, aslında çoğunlukla özel sektördeki işçilerin az kısmını temsil ediyor. Sendikalar toplumun çok azının ve genelde kamu işçisinin hakkını savunuyor. İşverenler ise işsizlik sigortasına ödeme yapacağım, kıdem tazminatı için ödeme yapacağım, ekonomik kriz varken, vergimi bile ödeyemezken neden ödeme yapayım diyor. Dolayısıyla burada daha geniş ve tüm tarafların hassasiyetlerini dikkate alan aktüeryal, finansal, idari ve en önemlisi politik olarak sürdürülebilir bir sistemin kurgulanması gerekir.

Umut Deniz Elçi
umut@sigortacigazetesi.com.tr

Esra Nur Mocu
esra@sigortacigazetesi.com.tr


4 Temmuz 2019

İlgili Haberler

Yazarlar