Faruk Ömrüuzak

Köşe başı Bodrum

Uzunca geçen bir çalışma dönemi sonunda Bodrumlu dostlarımızla güzel bir tatil geçirmek üzere yola revan olduk.

Buluşma noktamız; kararlaştırdığımız üzere, Ege Denizi ile Akdeniz’in birleştiği köşe başı: Bodrum.

Umarım Boreas ile Poseidon bizi bekliyordur. Biliyorsunuz buraların iki tane hakimi var, bir tanesi Boreas, diğeri ise Poseidon. Yunan mitolojisinde Boreas, Rüzgar Tanrısı; Poseidon ise Deniz Tanrısı olarak biliniyor.

Rüzgâr Tanrısı Boreas, Yunan mitolojisinde İstanbul Boğazı’nda mağarası olup kuzeyden esen rüzgârı soğutan tanrı olarak kişileştirilmiş. Şiddetli esen ve soğuk esen bu rüzgâra daha sonraları Bora adı verilmiş. Pusula gülüne göre kuzeydoğudan (45°’den) esen bu rüzgâr, Türkçemizde Poyraz olarak biliniyor. Poyraz, İstanbul ve Çanakkale boğazlarında etkili olmak üzere Kuzey Ege’den başlayarak tüm Ege’yi etkisi altına alan soğuk esen sert bir rüzgâr. Denizcilerin korkulu rüyalarından biri.

Yunan Mitolojisindeki diğer tanrı ise Poseidon. O da başka bir korkulu rüya denizciler için. Arşipel (Arkipelagos) benden sorulur diyor, başka bir şey demiyor. Arşipel, Ege Denizi’nin, “eski deniz” anlamındaki eski adı.

Poseidon mu büyük, yoksa Boreas mı orası bilinmez ama, bilinen o ki, buraların mitolojik hakimleri onlar. İşte bu iki mitolojik tanrı, Arşipel’in köşe başında, Bodrum’da oturmuşlar hüküm sürüyorlar. İkisinden de çekinmek, ikisine de saygı göstermek lazım. Yoksa, kızıp şahlanırlarsa tatilciye tatili haram ederler.

Bu dostlarımızla buluşmak üzere 750 km. yol teptik, Anadolu’nun köşe başına, Bodrum’a geldik. Amacımız bu güzel beldenin, hem denizin hem de rüzgarın tadını çıkarmak.

Bodrum’u birçok kişi başka bakış açısıyla değerlendirir ve yorumlar. Çok kişisel bir şey. Tabii ki benim de Bodrum hakkında kişisel yorumlarım var. Bence en önemli yorum, Bodrum’u Bodrum yapan Halikarnas Balıkçısı’nın yorumu olmalı.

Bakalım Halikarnas Balıkçısı  Bodrum’u özetle nasıl betimlemiş?

“Bodrum, hem doğanın olağanüstü güzelliğini hem de tarihin hatıralarını kendinde toplayan apak bir Akdeniz köşesidir. Şehrin hilal şeklindeki iki limanı sevenin sevilen belalıya açılan gönlü sanki denize açılır (deniz de belalı değil de nedir?). Yan yana uzanan iki limanın bitişen yerinde kule üstüne kule – Sen Jan Şövalyelerinin kalesi – yükselir. Bembeyaz şehir bu iki limanın kıyısınca yan gelip uzanır. Beyaz evler, cici biciye özenmeyen kesin çizgilerden yapılmadır. Tertemiz kat kat badanalanır ve beyaz duvarları maviler mavisi gökleri, beyaz çizgileriyle ustura gibi keser.

Kıyı boyu, zümrüt fıskiyeler gibi hurmaların arasındaki küçük lokantalarla noktalanmıştır. Bura aşçıları, mitolojik suratlı orfoz balıklarını, renk renk skaros ve başka balıkları pişirmekte ustalar ustasıdırlar. Hele bir ahtapot pilavı pişirsinler, pilavı gören midye dolmaları utançtan kıpkırmızı kesilirler.

Bodrum doğusunda Gökova körfezi 45 deniz mili içerlere doğru uzanır. Orası Nice’ine, Monte Carlo’suna, Dalmaçya kıyılarına taş çıkartır. Her ufak koyu Mersin ve başka kokulu ağaçlarla çevrili erimiş bir zümrüt parçasıdır. Denizlerinde uçan balıklar uçar.

Bodrum hem doğanın olağanüstü güzelliğini, hem de tarihin şanlı hatıralarını kendinde toplayan ak pak bir Akdeniz köşesidir.”

Yaklaşık 50 yıl önce yaptığı betimlemesini “Başka yerlerde ölüp, nur içinde yatılacağına; burada nur içinde yaşanır. İtalya’yı gör de öl derler. Yok a canım; Bodrum kıyılarını gör ve yaşa…” diye bitiriyor Balıkçı…

Günümüzün Bodrum’u Balıkçının yaptığı betimlemeden çok uzaklaşmış durumda ama olsun, Bodrum yine de Bodrum.

Bu yıl da Bodrum’da tatil yapabilme imkânını bizlere tanıdığı için Yüce Allah’a şükrediyorum. Allah herkese nasip etsin, hepimiz hayattayken gönlümüzün çektiği yerde nur içinde yaşayalım.

 

31 Temmuz 2017

İlgili Haberler

Yazarlar