Faruk Ömrüuzak

Mavi serin sarı sıcak

DAHA önce de yazmıştım, çok özendiğim bir şey var. Köşemde resmimin altında bir başlık; ‘Yazarımız tatilde olduğu için yazısını yazamamıştır.’ Tabii bu işin kolayına kaçmak, hem yazı yazmaktan kaytar, hem de aylık ‘Sigortacı Yazarları Yemeğine’ katıl. Yok öyle bedavaya yaşamak.
İtiraf edeyim, eğer bir haksa böyle bir hakkımı bir defa kullandım. Zannediyorum on yıl kadar önceydi. Hem tatil yaptım, hem de ‘Yazarımız tatilde olduğu için yazısını yazamamıştır’ mazereti altına sığındım. Ne yalan söyleyeyim, sonra da yazarlar yemeğine katıldım; hâlâ vicdanım sızlar…
Bu sefer durum öyle değil, emekli olduktan sonra uzunca bir süredir yapmakta olduğumuz düzenli yaz tatilimizi maalesef yapamıyoruz. Sebebi, annemin sağlık sorunu nedeniyle onu yalnız bırakmamak. Allah’a şükür her geçen gün daha da iyileşiyor. Yine de yalnız bırakmak olmaz.
Kısacası bu sene bize tatil yok. Dostlarımız Bodrum’da mavinin serinliğini yaşarken biz burada İstanbul’un sarı sıcağına katlanacağız. Belki gri sıcak demek daha doğru. Hava hiç olmadığı kadar nemli ve etraf kentsel dönüşümün yarattığı grilik içinde. Evet hava sıcak ama yine de halimize şükretmek lazım. Hiç olmazsa Yaşar Kemal’in ‘Sarı Sıcak’ romanında konu ettiği Anadolu halkının yokluğa, açlığa, unutulmuşluğa karşı verdiği hayatta kalabilme mücadelesi vermiyoruz veya Amerikalı yazar Erskine Caldwell’in ‘Temmuz Vakası’ romanında ele alınan bir zencinin kovalama vakasında yaşanan ve insanı ağlatacak yerde güldüren trajikomik durum içinde değiliz. Bu iki roman örneğini niye verdim? İkisi de temmuz ve ağustos aylarında geçiyor. Eğer okumadıysanız tavsiye ederim. Bir tarafta mavi ve serinliğin rahatlığı, öbür tarafta sarı ve sıcağın dayanılmazlığı. Hayat zıtlıklarla dolu; sıcağın karşısında soğuk, siyahın karşısında beyaz, iyiliğin karşısında kötülük, haklılığın karşısında haksızlık, adaletin karşısında adaletsizlik, güçlülüğün karşısında güçsüzlük ve daha nice örnek.
Bunlara baktığımızda sıcağın karşısında soğuk ne ki? Varalım bu yıl da İstanbul’un sarı (gri) sıcağını yaşayalım. Biz de kendimizi Bodrum’da bir tirhandil’in yekesinde oturmuş hayaliyle, Orhan Veli’nin şiirini terennüm ederek teselli buluruz.

Ne hoş, ey güzel Tanrım, ne hoş
Mavilerde sefer etmek!
Bir sahilden çözülüp gitmek
Düşünceler gibi başıboş.
Açsam rüzgâra yelkenimi;
Dolaşsam ben de deniz deniz
Ve bir sabah vakti, kimsesiz
Bir limanda bulsam kendimi.
Bir limanda, büyük ve beyaz…
Mercan adalarda bir liman..
Beyaz bulutların ardından
Gelse altın ışıklı bir yaz.
Doldursa içimi orada
Baygın kokusu iğdelerin
Bilmese tadını kederin
Bu her alemden uzak ada.
Konsa rüya dolu köşkümün
Çiçekli dalına serçeler.
Renklerde çözülse geceler,
Nar bahçelerinde geçse gün.
Her gün ahesta mavnaların
Görsem açıktan geçişini
Ve her akşam dizilişini
Ufukta mermer adaların.
Ne hoş, ey Tanrım, ne hoş,
İller, göller, kıtalar aşmak.
Ne hoş deniz deniz dolaşmak
Düşünceler gibi başıboş.
Versem kendimi bütün bütün
Bir yelkenli olup engine;
Kansam bir an güzelliğine
Kuşlar gibi serseri ömrün.

Hayali bile güzel; tatil yapabilenlere iyi tatiller, yapamayanlara da iyi bir hayal gücü dilerim. ‘Yazarımız tatilde olduğu için yazısını yazamamıştır’ hakkımı en kısa zamanda kullanabilmeyi umuyorum.

27 Temmuz 2018

İlgili Haberler

Yazarlar