Timuçin Alpay

Nostalji

1960’LI yılların ortaları…. Ablamın elinden tutmuş Karaköy’den vapura binip Kadıköy’e geçiyoruz… Kadıköy’e iner inmez farklı bir dünyaya adım attığınızı hemen hissediyorsunuz… Kadıköy, Karaköy’ün cıvıl cıvıl karmaşasından ne kadar farklı ne kadar sakin ve sessiz.
Otobüs durağına geçip beklemeye başladık. Tam anımsayamıyorum bir süre sonra ya Skoda ya da Magirus marka bir otobüs geldi ve ona bindik. Otobüsün her yanından sesler gelse de ilkbahar sıcağında güzel bir yolculuk yaptık.


Otobüs yolculuğumuz Kadıköy’den başlayıp İçerenköy’deki PTT hastanesinde son buldu. Geçtiğimiz yollarda eski binalar, bağlar, bahçeler hatta büyük çam koruları vardı. Bizim Şişli ve Mecidiyeköy’e göre sanki şirin bir Anadolu kenti gibiydi.
Güzergah içinde beni en çok etkileyen iki yol sapağının ortasında kurulu tarihi bir camisi ve bir ressamın tablosundan çıkmış gibi duran köy kahvesi oldu. Kahvenin önünde küçük taburelerde oturan yaşlılar adeta donmuş bir zamanın sessiz şahitleriydi.
Caminin karşısında yer alan minik evlerden sonra yol buyunca çamlıkların içinde eski ahşap köşkler, gözlerden uzak zamanın yıkımına direnir gibiydiler. Toprak yola saptığımızda ablama dönüp dedim ki “babama söyleyelim tayinini bu köye yaptırsın.” Çamlıklara, köşklere, leylaklara ve mor sümbüllere bakıp tebessüm etti.
Yaklaşık elli yıl önce dutluk zamanının Mecidiyeköyünden eski köşklerin, leylakların ve mor sümbüllerin hala var olduğu Erenköy’e taşındık. Ancak ben hiçbir zaman Sahrayıcedit Camisi ve etrafındaki kahveleri, bahçeleri zamanı dondurmuş insanları ve mor sümbülleri unutmadım.

Zaman ve mekan insana bazen sürprizler yapabiliyor. Yirmi gün önce taşındığım apartmanın onuncu katından çocukken önünden geçtiğim Sahrayıcedit camisi ve etrafına hüzünle bakıyorum…Tarihi ana binasına garip eklentiler yapılmış olan Cami dışında hiçbir şeyden eser yoktu.
Ve biliyorum ki, o leylaklar o mor sümbüller o mimozalar hayallerimizde kaldı.

29 Mart 2019

İlgili Haberler

Yazarlar