Ali Erül

Ofis / ev?

30 SENE olmuştur kesin. Çalıştığım şirketin yurtdışındaki merkez ofisine kısa süreli bir staja gitmiştim. Şirket o aralar yeni bir “esnek çalışma saati” uygulamasına geçmişti. Herkesin haftalık asgari çalışması gereken 35 saati vardı. Bunun yanında sabah 09:30 ile öğleden sonra 16:30 arası da herkes için zorunlu çalışma saati idi. Yani bir saatlik öğlen arası hariç herkes için günlük 6 saatten haftalık 30 saat zorunlu, bunun dışındaki 5 saatini ister beş güne birer saat olarak yay, istersen de 2-3 günde bitirip diğer günlerde daha az çalış gibi. Çoğunluk da o 5 saati perşembeye kadar bitirip cuma günleri saat 16:30’da çıkma peşinde idi.
“Vayyyy!” demiştim kendi kendime, ne kadar hoş bir uygulama, kimse özel işi için izin istemek zorunda değil, ya da geç biten bir hafta içi programından sonra ertesi sabah ofise insanca bir saatte gidebilme rahatlığı.
Bizler o yıllarda sabah 8:30 – 9:00 gibi başlayıp akşam en erken 19:30 – 20:00 gibi çıkardık ofisten. Ayrıca cumartesi günleri zorunlu olmamasına rağmen öğlene kadar, bazen öğleden sonranın bir kısmını da alacak şekilde çalışırdık.
Batı’daki meslektaşlarımızın 35 saatine karşılık en az 55-60 saatlik iş vardı burada. Ya da biz öyle sanıyorduk, öyle görüp öyle kanıksamıştık.
Sonraki yıllarda Batı ile aramızdaki makas gerek çalışma süreleri gerekse de çalışma sistemleri bağlamında kapanmaya başladı. Katısı, esneği her türlü model uygulandı ve uygulanmakta burada da.
Geçtiğimiz günlerde ülkenin büyük bir kurumu çalışanlarının haftanın bir günü evinden çalışacağı yeni bir çalışma modelini duyurdu. Gerekçesi ve hedefi ne olursa olsun yürüyeceğini düşündüğüm bir uygulama çünkü bazı araştırmalar gösteriyor ki ortalama bir çalışanın 5 iş gününde ürettiği iş 4 veya daha da az iş gününde üretilebiliyor aslında. Gereksiz ya da uzun telefon görüşmeleri, verimsiz toplantılar, akıllı cihazlar ve bilgisayarlar ile sosyal medyada geçirilen vakit üst üste konduğunda haftanın en az 1 iş günü doğrudan iş ile ilgili olmayan ya da işe, kişiye kayda değer katkısı olmayan süreçlerle geçiyor.
Oysa mesela rahat ve özgür olduğun bir ortamda yaptığın bir iş zorunlu olarak bulunduğun bir yerde yaptığından çok daha nitelikli olabiliyor. Tabii başkalarına bağımlı olduğun, fikir almak zorunda olduğun ya da bambaşka verilere gereksinim duyduğun ve bunlara evinden ulaşamıyor olduğun bir iş yapmıyorsan eğer.
Hizmet sektöründe tek zorluk müşteriler, tedarikçiler ve iş ortakları ile yüz yüze yapılması gereken işler. Ama orada bile insan teması çok az olan işler çoktan metropol dışı operasyon merkezlerine gitmeye başladı. Kâğıttan elektroniğe, beşerî değerlendirmeden yazılımlara geçiş hızlandıkça mesafenin ve yerin de önemi azalıyor doğal olarak.
Çok kısa bir süre ben de evden çalışmıştım. Ofis ortamı ile evden çalışma arasındaki en kayda değer farkın zaman planlaması ve buna bağlı olarak yaptığın işe yoğunlaşma olduğunu söyleyebilirim. Bölünme yok, dikkat dağıtan sesler yok, soru soran yok filan. Ama başka iş fırsatları yakalama, ekip çalışmasının yaratıcı katkıları anlamında da dezavantajları var evden çalışmanın.
Sanıyorum en faydalısı ikisinin dengeli bir bileşimi. Bir kısım insan evden çalışmaya geçerken, diğerleri yine bir arada çalışmaya devam edecek bir süre. Ya da aynı insan birkaç gün ofiste, birkaç gün evde çalışacak. Çünkü ekip çalışması ve müşteri teması olmadan başarılamayacak şeyler var hâlâ ve epeyce daha da var olacaklar.
Ayrıca işin kendi gerçekleri, bulunulan coğrafya, yerleşik kültür, müşteri yapısı, insan kaynağı, sistem ve süreçlerin nitelikleri de çok önemli etkenler bu konuda karar verecekler için.
Son tahlilde sizin ne düşündüğünüzden daha fazla müşterinin ne beklediği ve istediği önemli. Bu coğrafyada azımsanmayacak sayıda müşteri sizi karşısında görmek istiyor hâlâ ve bir de karşısındaki kişinin son anda olsa dahi bir şeyleri değiştirecek gücü ve yetkisi olmasını…
Görüşmek üzere.

1 Şubat 2019

İlgili Haberler

Yazarlar