Ali Erül

Quo Vadis? (*)

“NEREYE gittiğin değil de nasıl gittiğin önemli” derler çokça, ya da bunun “… kiminle gittiğin” versiyonu. Peki ama o “nereye” olmasa zaten gitmeyecektin ki; o zaman nasıl veya kiminle olduğunun da ne önemi olacaktı?
Gitmek başlı başına bir eylemdir. İster birileri ile ister tek başına, ister keyifle ister endişe ile ama asıl olan gitmektir.
Bu sabah Bahçeköy-Hacıosman arasındaki orman yolunda giderken yolun karşı tarafında aksi yöne doğru kararlı adımlarla ilerleyen cılız köpeği görünce düşündüm bunu. Kimse ile gitmiyordu, nasıl gittiğini bilecek aydınlanma olgunluğuna da hiçbir zaman gelemeyecekti muhtemelen, ama gidiyordu işte…
Gitmiş olmak için gidilmez. Ya ortamı değiştirmek, olaylardan, insanlardan kaçmak, kurtulmak için gidersin; ya gideceğin yer ve ortam bıraktığından iyi ve farklı olacaktır, yine gidersin; ya da gittiğin yerde seni bir şeyler bekliyor olacaktır, bunun için gidersin; bunların hepsi bir arada ise arkana bile bakmadan uçarak gidersin hatta.
Gitmek için karar gerekir, istek gerekir, azim gerekir, plan gerekir, özgüven gerekir ama her şeyden önce o ilk adımı atmak gerekir.
Yazdıklarımın arkasında çok derin güdüler, gizli gündemler, metaforlar filan yok. Konu son dönemde sıkça yaptığım uzun mesafeli araba yolculuklarından çıktı. Yola çıkıldı mı sürüş fazla kesintiye uğramadan varmayı sevenlerdenim. Her 100 km’de bir duralım, o restoran, bu çömlekçi, şu outlet mola verelim, kaçıyor değil ya gideceğimiz yer. Bana göre değil bu molaperestlik! Bu bir iddia, güç gösterisi, hız merakı filan değil. Önceki yaşamımda güneyden İstanbul hallerine meyve sebze yetiştirme gibi bir misyonum da olmadı sanırım. Ama gitmeyi sevdiğim kadar varmayı da seviyorum, hatta biraz daha varma tarafındayım sanki.
Bu yüzden mesela Concorde’un ilk uçuşlarında çok heyecanlanmıştım, Londra’dan uçağa binip 3,5 saat sonra New York’ta olabilmek; mesela Uzay Yolu dizisinde “hışırt hışırt” kapılardan çok o ışınlanma olayı yer etti hafızamda, bir bu gezegendesin, bir ötekinde…
Dolayısıyla gitmek aslında bir hareket etme yeteneği, özgür olma göstergesi, bir şeyler arama ve hedefleme gibi kavramların bir bileşkesi bence. Kimi zaman daha fazla özgürlük için, kimi zaman yeni bir ortam için, kimi zaman da planlanan, hedeflenen bir şeylere ulaşabilmek için.
Çok seneler önce kafamın karışık olduğu bir pazar günü evde oturmaktan sıkılmışken karnım acıktı. Canımın “İzmir Köfte” çektiğini idrak edince seçeneklerimi sıraladım:
1) Nişantaşı’ndaki ev yemekleri yapan meşhur yer, 2) Benzer yemekler yapan Üsküdar’daki yer, 3) Afyon’da, Ankara/İstanbul yollarının kesiştiği yerdeki alışveriş merkezinin restoranı.
Sabah saat 11:00’de evden çıktım, 4 saat sonra Afyon’daki o alışveriş merkezinin restoranında hayal ettiğim yemeği yiyordum! Orada en fazla 1 saat kaldıktan sonra da 400 km’lik yolu yapıp eve geri döndüm.
Aradan geçen 20 yıla yakın zamandan sonra o gün yolda nelerle karşılaştığım, üzerimde ne olduğu, havanın nasıl olduğu, gün içinde kimlerle ne konuştuğum filan gibi hiçbir şeyi anımsamıyorum. Ama uçuk ve anlamsız da olsa istediğim bir şeyi yapmak için 800 km’den fazla yol yapıp kafamdaki karışıklığı kısmen de atmış olarak eve döndüğümü hiçbir zaman unutmayacağım, yolu nasıl gittim bilmiyorum, kimlerle ne konuştum hatırlamıyorum ama gittim, vardım, yaptım ve döndüm.
Tabii düzgün gitmek, giderken kimseyi incitmemek, çevreye ve doğaya saygılı olmak, kendine ve yakınlarına sorumlu olmak gitme eyleminin olmazsa olmazları. Öte yandan insan yaşamının bazı anlarında sonuç da en az süreç kadar önemli. Çeşitli hedeflerimiz olmalı ve bu hedeflere ulaşmanın keyfini de sıkça yaşamalıyız. Bazen bir kariyer hedefi, bazen mal-mülk, belki birkaç hafta sessiz bir yerde kafa dinlemece, ya da belki bir gönül alma mesela, hatta bazen de İzmir Köfte…
Görüşmek üzere.

(*) “Nereye gidiyorsun?”

27 Temmuz 2018

İlgili Haberler

Yazarlar