
38 yaşında bir sabah kilo verme kararı alarak değişim sürecine giren televizyoncu Mesut Yar, insanlara “Hiçbir şey için geç değil, önemli olan yürekten istemek” mesajını veriyor: Zamanı geldiğinde kendinize ‘neredeyim’ diye sorun ve hiçbir şeyi ertelemeyin!
| Hepimiz onu sabah haberlerine mizahı karıştırarak kazandırdığı farklı boyutla tanıdık. 7 sezondur Mesut Yar’la Uyan Türkiye programını sunan, Posta gazetesindeki köşesiyle televizyon eleştirmenliği yapan Mesut Yar, 8 ayda verdiği 40 kiloyla bambaşka bir gündem yarattı. Bir sabah uyanıp da ‘Bu böyle gitmez’ diyerek, kendine geldiği noktayla ilgili sorular sormaya başladığını söyleyen Yar, her cevabın başka bir soruyu beraberinde getirdiğini, böylece hayatında zayıflamayla başlayan bir Survivor dönemi yaşadığını anlatıyor. İşte Mesut Yar’ın geçtiğimiz sezonun televizyon dünyası hakkındaki değerlendirmeleri ve kendi Survivor macerası… ‘Mesut Yar’la Uyan Türkiye Hafta Sonu’ yedinci sezonunu doldurdu. Programın bu kadar uzun soluklu olmasının sırrı nedir? Program bir sürü ilki bünyesinde barındırması nedeniyle dizi gibi bir şey oldu. Bu kadar çok uzun sürmesi çok ciddi bir kitleyi birbirine bağlayan ve muhalefeti mizahla beraber kullanan bir program haline gelmiş olmasından kaynaklanıyor. Küçükten büyüğe çok geniş bir yelpazeyi içine aldı. Daha da önemlisi taklitleri oluştu ki bu doğru yolda olduğunuzu gösterir. Hafta sonu haber şovu diye bir pazar açtık ve bu başka kanalların da işine yaradı. Ne olursa olsun bu iş, kendi başına özgün bir iş ve ben var oldukça böyle olmaya devam edecek. Hafta içi olan programı hafta sonuna almanızın sebebi nedir? 6 sezon hafta içi yaptık ama 7. sezon Mesut Yar yoruldu. İnsanlar bunu siyasi şeylere bağlamaya çalıştılar. “O da muhalifti, susturdular” dediler. Sabah programı, morning show yapmak geceden itibaren sabah odaklı yaşamanızı gerektiriyor. Dolayısıyla bütün sosyal hayatınız tam tersine dönüyor. Yalnızlaşıyor ve işe odaklı yaşamaya başlıyorsunuz. Vücut kimyanız değişiyor. Bu işi tek başına yapan bir adamsan bunu belli bir limite kadar götürebiliyorsun. Hafta sonu benim için daha keyifli. ‘KAMERA KARŞISINDA FARKLI BİR ADAMIM’ Peki, ekran karşısındaki rahat tavrınız, doğallığınız nereden geliyor? O sadece ekran karşısında. İzleyici kitlem çok tuhaf. Fotoğraf çektirebilir miyiz diye sormuyor, direkt gelip, “Babacım, şuraya gülümse” diyor. Samimi bir iletişim modeli kurduk. Ekrandaki adam daha zeki, atak ve doğaçlama yapabilen biri. Normal hayatta ekrandaki kadar hızlı düşünüp, konuşan bir adam değilim. Hatta normal hayatta bu kadar çok konuşan biri değilim. Sakin, dinlemeyi seven, bilimle uğraşan, belgesel çeken bir adamım. Uyan Türkiye’deki Mesut Yar gömleğini dikerken, güne gülümseterek başlatan, zekâsı ortalamanın üzerinde olan, lafı güzel sokup kaçabilen bir adam olarak formatladık. Kamera ışığı yandığı anda ben o adama dönüşüyorum. Tabii bu samimiyet, eğitimin ve kendi küçük çevremin içindeki mizahın ürünü. Küçük ama renkli bir çevrede olursan, o renkleri taşıyan çok zengin bir insan oluyorsun. Küçük sermayede büyük zenginlikler ediniyorsun. Programdan sonra konuşmaktan bıktığınız oluyor mu? Program bittikten 2 saat sonra ciddi bir travma geçirmiş, suskunluk yaşayan ve anlatacaklarını sadece yazıyla anlatan birine dönüyorum. 2,5 saat içerisinde binlerce kelime kullanıyor, fikrimi söylüyorum. Her şeye lafım var. Kimi zaman sevimli kimi zaman da itici geliyor bu halim insanlara. Haberlerde fon müziğine yasak getirildi. Nedir bunun amacı? Yurtdışında haberlerin altına müzik kullanmıyorlar. Biz çok duygusal bir millet olduğumuz için damardan bir haber veriyorsak alta da damardan giren bir müziği, hareketli bir haber veriyorsak mutlaka Karayip Korsanları’nın müziğini koyarak duygusal durumu yükseltiyoruz. Ben çok takmadım haberin altına müzik koymamayı. “Yeter artık bu program bitse de kurtulsam” dediğiniz oluyor mu? Zaman zaman bitmeyecek mi diye korktuğum oluyor. Program enteresan bir şekilde çok reklam alıyor. Bir diziden daha fazla alan belki de tek program. O kuşak araları beni mutlu ediyor çünkü sadece orada dinlenebiliyorum. Peki, bu enerjiniz nerden geliyor? Bu tamamen yarattığımız adamın bir özelliği. O adam enerjik olmak zorunda. Sen sabah 7’de kalkıyorsun ve beni görüyorsun. Afyonun daha patlamamış. Ama ben gece 12’den beri oradayım zaten. Günümü tamamlamış oluyor ve en enerjik olduğum bölüme geliyorum. Bütün enerjimi orada bıraktıktan sonra gidip eve uyuyorum. ‘HABERCİLİKTE MİZAH DÖNEMİNİ BEN BAŞLATTIM’ Haberciliğe mizahı sokan kişilerden birisiniz. Sizce habercilikte mizahın yeri nedir? 1994’te bu işi ben başlattım. Başlangıçta haber sulandırılacak bir şey değildir diye çok kızıyorlardı. Ama ben haber, içinde bütün insani fiilleri taşıyan bir şey dedim. Dolayısıyla insaniyetten uzak olamaz. Haber güldürebilir. Şimdi bakıyorum koca anchormanler haber sunarken mizah da katmaya başladılar. Bugün Amerika’nın yüzde 45’i haberi John Stewart’tan alıyor ki bu bir mizah programı. Demek ki doğru bir yerdeyim. ‘HAYATIMDA YETERİNCE SURVIVOR YAŞIYORUM’ Günde kaç saat televizyon seyrediyorsunuz? En fazla 2-3 saat. 15 saat televizyon izlediğini söyleyen kim varsa yalan söylüyor. Türk toplumunun konuştuğu diziler, program ve tiplerden malzeme çıkartabilmek için 1 saat izlemek yeterli. Bir de zaten izleyiciyle oluşturduğun bir network var. Onlardan da sana gelen bilgi seli var. İşimiz bunu düzgün harmanlamak ve kelimeye dökmek. Bir twitter kullanıcısı olduğunuzu biliyorum. Neden twitter’dasınız? Normal hayatta bir insan kendi küçük çevresinin yanına böyle renkleri katmak zorunda. Bilgiye erişmemiz artık sadece klavyenin tuşunda. Yaygınlaşmak için twitter bir araçsa bunu kullanırım. Buradan çok iyi malzemeler geliyor ve insanlara bana dokunabilme şansı veriyor ki bu da keyifli bir şey. Ekranda neyi, niçin izliyorsunuz? Behzat Ç.’yi kendimi mutlu etmek, Geniş Aile’yi gülmek, Saba Tümer’i sürekli kahkaha attığı için küfretmek, Survivor’a dedikoducu insan tavrıyla bakıyorum, magazin programlarını yemeğimi daha lezzetli yiyebilmek için izliyorum. Dizilerin bazılarını ağlama hissim geldiğinde kolay ağlayabilmek için izliyorum. NİHAT’IN TULUM PEYNİRİNİ ÖZLEMESİNİ ÖZLÜYORUZ Survivor’a giderken ülkesini bize emanet eden Nihat Doğan gerçeğine ne demeli? Nihat bilinçli bir şekilde farklı bir alan buldu ve bir yol yarattı kendisine. Sistematik bir şekilde o yoldan ilerledi. Dolayısıyla yarı fantastik bir kahraman çıktı ortaya. Nihat gerçek mi yoksa fantastik mi bunu hiçbir zaman bilemeyeceğiz. Nihat bir fenomendir. Survivor’da da bunu ikiye katladı. Onun bayrağını ve tulum peynirini özlemesini özlüyoruz. Peki, siz Survivor’a gider miydiniz? Gitmem çünkü ben kendi Survivor’ımı kendi hayatımda zayıflama meselesiyle yaşadım zaten. Kamuya çok insani taraflarımı göstermiyorum ki. Ben de ağlayabilen, kaygılı bir adamım ama ekranda yarattığım tipin çok dışına çıkmayı tercih etmiyorum. Kendi hayatımda yeterince Survivor yaşıyorum zaten. Gelelim kilo verme meselesine… 10 ayda 40 kilo… Geçtiğimiz nisanda başladım. Geldiğim noktada 45 kilo verdim. 8 ayda 40 kilo, kalan 6 ayında da stabilize ettim. ‘AŞK KİLO VERDİRSEYDİ KİBRİT ÇÖPÜNE DÖNERDİM’ Diyetin yanı sıra aşkın da kilo vermenizde etkili olduğu söylenenler arasında… Ben iki evlilik yaşadım. Eğer aşkın bir etkisi olsaydı muhtemelen şu anda kibrit çöpü gibi bir adamdım. Bunun içinde insanın kendine aşkı var. Bir gün farkına varıyor ve bir şeyleri değiştirmen gerektiğini hissediyorsun. Bunu da planla, yol çizerek yapıyorsun. Bu plandan şaşmazsan kendine olan saygın giderek artıyor. Benim zayıflama hikâyemle ilgili kitabım bir adam nasıl zayıfları anlatmıyor. 40 yaşını tamamlamış bir adamın, kendimde neyi değiştirebilirim, merakıyla yola çıkıp geldiği son noktayı anlatıyor. Geldiğim noktada kendimden son derece emin ve mutlu bir halim var. Daha önemli bir misyon üstlendim ve herkes yapabiliri anlatmaya başladım. Bu süreçte benimle birlikte bir sürü insan kilo verdi. Dostlara ve bazı işadamlarına danışmanlık yapıyorum şimdi, onları zayıflatıyorum. Zayıflamaya karar verdiğiniz bir ‘o an’ var mı? İçtiğim bir akşamın sabahında kendime baktım ve çok uzun süre böyle gitmez diye düşündüm. Seni sevenler seni hiçbir zaman uyarmaz ama uyarması lazım. Hayatım boyunca 140 kilonun aşağısını çok az gördüm. 125 benim için zayıf olmak demekti. Vücudunun gerektirdiği aritmetiği doğru kurman gerekiyor. Proteini, karbonhidratını doğru şekilde alacaksın, yağı keseceksin. Binden fazla insan benimle birlikte kilo verdi. Şimdi onları ayakta tutmak benim görevim. Hepsine tek tek mail atıyorum. Kendilerine inandılar ve başarmaya başladılar. Öyle bir network kuracağım ki insanlarla birlikte istediğimiz her şeyi başaracağız. Ertelediğiniz çok şeyi gerçekleştirdiniz demek ki… Çok şeyi ertelemişim. Uçaktan korkardım, köprü geçemezdim. Oğlum 19 yaşına geldi ve fark ettim ki babalık bile yapmamışım, arkadaşı olmuşum. Türkiye’nin her noktasını bilmeme rağmen 38 yaşında ehliyet, 40 yaşında araba aldım. Peki, tüm bu uyanışlar artarda mı yaşandı? Bir olgunlaşma süreci var. Zaman gelince kendine ‘Neredeyim’ diye soruyorsun. Geride bıraktığın yılların muhasebesini yaptığında istediğin her şeyi yapmışsın. Ama normal hayatta tam olarak mutlu oldun mu, istediğin aşkı yaşayabildin mi, çocuğun istediğin zaman mı doğdu, hüznü doğru hüzün, sevinci doğru sevinç gibi yaşadın mı? Bu soruların geldiği bir an var. Yanıtlar başka soruları doğurdu ve hâlâ kendimi terbiye ediyorum. Diyet sürecinde en zorlandığınız şey ne oldu? Ben bir yemek belgeseli çekerken başladım diyete. Ege mutfağını, 8 bin çeşit mezeyi teğet geçmek, en kötü hissettiğim anlardı. Ama şimdi artık istediğim her şeyi yiyorum. EZBERBOZAN SPOR: İLK İNSANLARIN YAK SİSTEMİ Peki, spor olarak yaptığınız ilk insanların yak sistemi nedir? Benim sistemim ezberi bozmaya yönelik. İlkel insanda yaratılış biçimi tek şeyi kodluyor: Hayatta kalmak. Bunun için de avlanmamak ama avlamak zorundasın. İkisi için de efor sarf etmen, depara kalkman lazım. Avcı, avını 30 saniyelik deparla yakalar. 30 saniyenin dinlenme süresi de yaklaşık 2 dakikadır. Günde 21 dakika bu sporu yaparsan ne yersen ye seni fit tutar. Aşırı terliyor ve vücudun ritmini bozuyorsun. Beyin, tehlikede olduğunu sanıyor ve bugüne kadar uyuyan farklı kimyasalları harekete geçiriyor. Egzersiz sisteminden sonra asla acıkmıyorsun. Ama çok su kaybettiğin için mineralli su içmen gerekiyor. Her gün aynı saatlerde 45 dakika yürürsen kilo alırsın. Ama her gün 45 dakika farklı zamanlarda yürürsen kilo almazsın. Vücudu hiçbir şeye alıştırmamak gerekiyor. 40 KİLO VERDİREN MUCİZE BİBER Samandağı biberinin özelliği nedir? Bu biber senenin sadece iki ayında yetişiyor. Çok ciddi bir yağ yakıcı çünkü çok acı. Sulu acı olduğu için kana daha hızlı karışıyor ve dolaşım sistemini, dolayısıyla boşaltım sistemini hızlandırıyor. Mide ve bağırsaklardaki yaraları, sorunları gideriyor. Bütün bir sene asla soğuk algınlığı yaşamıyorsunuz çünkü büyük bir C vitamini deposu. Böbreklere iyi geliyor çünkü sizi susatıyor. Çok lezzetli. Çok acı evet ama üçüncü öğünden sonra alışıyorsunuz. Yeşillik ve domatesle beraber yediğinde midende acayip şişiyor. Sonra sürekli bir hareketlilik hali hâkim oluyor. İçinizde bir motor çalışıyor. Çok ağır olan reflü hastalığım bu biber sayesinde iyileşti. Tabii çok dikkatli tükettim. Önden yeşillik ve domatesi yedikten sonra bir parça biber yiyeceksiniz. Sahteleri var mı bu biberin? Antakya biber hapı diye bir şey çıkarttılar. Bu toplum katilliği! Çin’den getirdikleri kimyasalları satıyorlar. |
Mesut Yar: “I created my own SURVIVOR in losing weight” TV showman Mesut Yar, 38, who managed to bring about a big change in his life by losing weight, tells people that, “it’s never late for anything; what’s important is to set one’s heart on something” His message to the people is: “Ask yourself where you are at the right moment, and never delay anything!” |





























