Fazıl Karaman

Şanlıurfa – Göbeklitepe

GAZİANTEP Zeugma Müzesini hayranlıkla dolaştıktan sonra keşif noktamızı, Peygamberler diyarı Urfa olarak belirledik. Efsanelere göre şehir; ilk defa, şehirler kuran İdris Peygamber veya Tufan’dan sonra Nuh Peygamber zamanında kurulmuş. Şehrin, Akad’lardan Babiller’e, Hititler’e, Asur’lara; Pers’lerden Roma’ya, Bizans’a uzanan çok eski bir tarihi var. Hitit belgelerinde adı geçen Ursu’nun, ve Asur belgelerinde adı geçen Ruhua’nın bugünkü Urfa olduğu söyleniyor. Şehir; sırasıyla “Ur”, “Kalde Ur’u”, “Harran Ur’u”, “Orhei”, “Orhay”, “Vurhai”, “Edessa”, “Ruha”, “Reha” ve “Urfa” adlarını almış. Bir efsaneye göre de antikçağda “Ur” olarak bilinen Urfa’nın ismi, Nuh Peygamberin tufandan sonra karaya çıktığı Nemrut Dağı’nın bir diğer adı olan ve “Sulak yerde bulunan” anlamına gelen “Urhai”den geliyor. Bizans uygarlığının ardından Büyük Selçuklu hükümdarlığı altına giren şehir, Yavuz Sultan Selim’in 1517 yılında Mercidabık Savaşı’nda elde ettiği zaferden sonra Osmanlı topraklarına dâhil edilmiş. Yakın tarihimizde şehir, Kurtuluş Savaşı’nda 1919’da İngilizler ve Fransızlar tarafından işgal edilmiş; işgalcilere karşı başlatılan direniş, 1920’de şehir halkının zaferiyle sonuçlanmış. Güneydoğu yöremizde bulunan ve Kurtuluş Savaşı’nda büyük kahramanlıklar göstererek, İtalyanların, Fransızların ve İngilizlerin işgaline başkaldırıp onları topraklarından kovan komşu şehirlere nasıl “Gazi”lik, “Kahraman”lık unvanları verilmişse; 1924’te vilayet yapılan Urfa’nın adı da, Kurtuluş Savaşı’ında gösterdiği kahramanlıklar nedeniyle, 1984 yılında, biraz gecikmeli olarak “Şanlıurfa” olarak değiştirilmiş. Son yapılan çalışmalar, kısaca özetlediğimiz, ancak çok da kısa bir zaman dilimine sığmayan Urfa tarihinin paleolitik çağa kadar, yani günümüzden 11.500 yıl öncesine kadar uzandığını gösteriyor. 1963 yılında arkeologlar Şanlıurfa’nın 20 kilometre kuzeydoğusundaki Örencik köyü yakınlarında Göbeklitepe’yi keşfediyorlar. Yörede yapılan arkeolojik kazılarda neolitik çağ, kalkolitik çağ ve ilk tunç çağına ait çok sayıda değerli eser ele geçirilmiş. Özellikle 1995 yılından sonra yapılan kazı çalışmaları dünya tarihinin yeniden yazılmasına neden olmuş durumda. Göbeklitepe’nin keşfi, antropologların, arkeologların, etnografların ve teologların tarihe bakışını sil baştan hale getirmiş durumda. Yapılan kazılarda, en alt tabakalarda herhangi bir yerleşim, ev ya da günlük işlerin izine rastlanmazken; boyları 3 ile 6 metre arasında değişen T biçimindeki stilize insan ve hayvan figürleriyle süslü sütunlardan oluşan tapınakların bulunması, inanç ve din kavramının bu tarihlere kadar uzandığını gösteriyor. Göbeklitepe, en eskilere tarihlenen tapınaklar kompleksinin bulunduğu tepe. Bu haliyle tarihteki en eski ve en büyük ibadet merkezi olarak biliniyor. Belki de Urfa’nın Peygamberler şehri olmasının temelleri bu yıllara dayanıyor. Neolitik döneme ait Göbeklitepe’de kazılar 80 dönüme yayılan bir alanda devam ediyor. Bölgede şu ana kadar 20 tapınak tespit edilmiş, ancak yalnızca 6 tapınak gün ışığına çıkartılabilmiş. Göbeklitepe İngiltere’de bulunan Stonehenge’den 7 bin, Mısır piramitlerinden ise 7500 yıl daha eski. Ayrıca yerleşik hayata geçişi temsil eden buğdayın atasına da Göbeklitepe eteklerinde rastlanmış. Urfa’nın bir başka özelliği de dünya tarihinde ilk tarımın yapıldığına inanılan yer olması. Bunun kaynağı ise, böylesine büyük bir tapınak alanını inşa etmek için çalışan insanların sadece avcılık ve toplayıcılıkla beslenmelerinin mümkün olmaması. Buna göre tarıma bağlı ilk yerleşik hayatın Urfa’da başladığını öne sürenler var. Urfa mutfağının gücü de buradan geliyor olmalı. Gelecek sayıda kısa sürede Urfa’da görebildiğimiz yerleri anlatmaya çalışacağım.

28 Şubat 2019

İlgili Haberler

Yazarlar