Seçimler ve sigortacılık!

Ülkemizin, önümüzdeki 5 yılına liderlik edecek kişinin ve kanun yapacak olan vekillerin belirleneceği bir seçim sürecinden geçiyoruz. Sonuç nasıl olursa olsun, ülkemiz için hayırlara vesile olmasını diliyoruz. Seçim sürecinde çok sayıda vaat verildiğine şahit oluyoruz. Birçok sektöre, meslek grubuna, emekliye, hatta ev hanımlarına yönelik vaatler adaylar tarafından kamuoyu ile paylaşılıyor. Gelişmiş ülke olma yolunda ilerleyen bir ülke olarak geleceğe güvenle ulaşmamız için olmazsa olmaz durumunda olan sigortacılığa da partilerin seçim beyannameleri içinde önemli sayılabilecek düzeyde yer verildiğini görüyoruz.  Özellikle tarım sigortacılığına, BES’e, DASK’a, alacak sigortasına yönelik vaatler, partilerin beyannamelerinde önemli bir yer alıyor.  Fakat sigorta penetrasyonunu artıracak, ihtiyari olarak yapılabilen sigortaların gelişmesine yönelik çok az ürünün adını görebildik. Bunlar arasında tamamlayıcı sağlık sigortaları, öğrencilerin okulda geçirebilecekleri kazalara yönelik sigortalar gibi çok sınırlı kalan vaatler dışında bir proje göremedim. Partilerimizin hakkını yemeyelim; bu kadar da olsa sigortacılığa yer vermeleri önemlidir. Her vaat edilen yapılır mı bilemeyiz ama yine de sigorta gibi, gelişmiş ülke olma kriterleri içinde ilk sıralarda yer alan bir sektöre yönelik “ağaç yaşken eğilir düşüncesi temelinden yola çıkarak geleceğimiz olan çocuklarımıza sigortacılığın önemini mutlaka öğreteceğiz” ya da “finansal okuryazarlığı, sigortacılığı eğitim müfredatına alacağız” gibi birkaç proje de olsa her şey yerine oturacaktı diye düşünmüyor değilim.

Dünyanın en güçlü 16 ekonomisi arasındayız ve bununla gurur duyuyoruz. Fakat kişi başına düşen 150 dolar civarındaki sigorta primi ile çok gerilerdeyiz.Öyle bir zamandan geçiyoruz ki, sıralamada bizden düşük durumda olan ülkelerin gelecek stratejileri içinde mutlaka sigortacılığa önemli yer ayrıldığını okuyoruz. Bu yazım üzerine, “Biz zaten gelişmiş ülkeler seviyesinde bir sigortacılığa sahibiz” gibi bir eleştiri gelebilir. Ben mevzuatın veya verilen hizmetin gelişmiş ülkeler seviyesinde olmasına değinmiyorum. Ülkemizde sigortalılık oranı GSYİH’de yüzde 1.5’ların üstüne gelmekte zorlanıyor. Normalde bu oranın yüzde 2.5’larda olması gerektiği yönünde birçok açıklama görüyoruz. Bu konuda sektör, kampanyalarla ve doğrudan hedef kitleye ulaşarak pazarı büyütmeye çalışsa da burada kamuya büyük iş düştüğünün altını bir kez daha çizmek istiyorum. Son birkaç yılda uygulamaya konulan zorunlu hekim ve maden sigortaları sektörün yukarı doğru ivme kazanmasına yardımcı olurken, bu yöndeki adımların devam etmesinin önemli olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle de geleceğe yönelik bir stratejimiz varsa, içinde branş ayrımı olmadan tüm sigorta ürünlerinin geliştirilmesine yönelik projeler mutlaka olmalı.

Sektörün önündeki kısa ve uzun vadeli riskler

Öte yandan kısa süre önce sektörün önde gelen şirketlerinden birinin yöneticisi ile sohbet ederken, “Sektörün önündeki kısa ve orta vadeli riskleri nedir?” diye sordum. Yönetici bu riskleri çok güzel sıraladı, sizinle paylaşmak istiyorum: Son dönemde döviz kuruna bağlı olarak yedek parça maliyetlerindeki artışlar ilk sırada yer alırken, ardından enflasyona paralel ücret artış baskısı ve buna bağlı olarak bedeni hasarlarda maliyet artışı ve tamirhane işçilik ücreti artışları geliyor. Üçüncü sırada piyasa yapıcısı kurumdaki belirsizlikler bulunurken, sonrasında ise artık çok sık karşılaştığımız iklim değişikliği paralelinde artan doğal felaketler ve buradan gelen hasar artışları, ardından da ülkemiz GSYH’sindeki düşüşle birlikte sigorta penetrasyonunda aşağı yönlü baskı ve son olarak da yatırım gelirlerinde öngörülebilirliğin azalması en büyük riskleri oluşturuyor.

13 Haziran 2018

İlgili Haberler

Yazarlar