Sema Tüfekçiler

Şikayet

HİÇ kimse hayatın kolay bir yolculuk olduğunu iddia edemez. Hayat; engebelerle, inişlerle, çıkışlarla, mücadelelerle geçen yorucu bir maraton. Bu yolculuk sırasında kontrol edebildiğimiz şeyler olduğu kadar pek çok değişken de kontrol alanımızın dışında kalmakta ne yazık ki.
Bu mücadelelerle başa çıkmaya çalışırken hepimiz zaman zaman bizi dinleyecek, derdimizi anlayacak, bize desteğini sunacak insanlara ihtiyaç duyarız. Bu gayet normal ve sağlıklı bir ihtiyaç. Fakat, bazı insanlar her şart altında çözümün değil sorunun bir parçası olma konusunda adeta bir misyon geliştirmişlerdir. Bu insanlar, her zaman olumsuz bir bakış açısı ile olaylara yaklaşıp hem kendilerine hem de çevrelerine hayatı zorlaştırırlar ne yazık ki. Onları memnun etmek neredeyse imkânsız gibidir. Bu özellik, kişinin eğitim, aile, kültür, sosyal, ekonomik altyapısından bağımsız olarak ortaya çıkmaktadır. Kapris, serzeniş, sitem, huysuzluk, kendini üstün görme, alışkanlık, anlayışsızlık bir yana bu sorunun bir zihinsel işletim sistemi problemi olduğunu düşünüyorum ben. Bardağın sürekli dolu tarafını görmeye çalışmak onlara belki de “kafası çalışmayan” insanların yaptığı bir mutluluk oyunu gibi gelmektedir ve bu sebeple mutsuzluğu tercih etmek onlara göre bir ayrıcalıklı olma işaretidir. Yani bitmek bilmeyen şikayetleriyle aslında kendileri mutsuzluğu tercih etmektedir.
Sürekli şikâyet eden insanlar genelde her türlü şanssızlığın kendi başlarına geldiğine inanırlar. Bu da yine kendilerine yaptıkları yanlış bir telkindir ve onları kronik mağduriyet çukurunda daha da derinlere düşürür. Oysa ki, her insanın kendi şansını yaratabileceğine inansalar hayatlarının daha iyi bir hale gelmesi kuvvetle muhtemeldir. Aslında sorunun kökenine indiğimizde bu insanların kendi yetersizliklerini ve güvensizliklerini saklamaya çalıştıkları gerçeğiyle karşılaşırız genelde. Suçu başkasının üstüne atmak, bahaneler bulmak, başarısızlığın sebebini hep aksiliklere bağlamak, kötü kadere kızmak bu insanlar için bir alışkanlık haline gelmiştir. Bu şekilde yaşayarak, kendi sorunlarıyla yüzleşme ve değişmeye çalışma sorumluluğundan da kaçmış olurlar. Konfor alanlarından çıkmayarak ama sürekli şikâyet ederek yaşayıp dururlar. İşlerini, yöneticilerini sürekli eleştirirler ama iş değiştirmeye çalışmazlar. Sevmedikleri kişilerle birlikte olur ama onların yanından ayrılamazlar. Kısacası, değişimden korkarlar. Bu tarz insanlarla aynı ortamlarda bulunmak diğer insanları da mutsuz eder, içlerini karartır, motivasyonlarını azaltır, enerjilerini düşürür.
İnsanlar her zaman memnun olmadıkları şeyleri değiştirme imkanına sahip olamayabilirler. Yazının başında belirttiğim kontrol edemediğimiz hayat faktörleri bunlardır. Hava durumu, trafik, aile içi bazı sorunlar vs. Tam bu noktada şu çok güzel temenniyi eklemek istiyorum: “Tanrım bana değiştirebileceğim şeyleri değiştirme gücü, değiştiremeyeceğim şeyleri kabullenme gücü, bu ikisi arasındaki farkı anlayabilmek için de bilgelik gücü ver.”
Şikâyet etmek yerine sorunları doğrudan söyleyebilmek cesaret ve sorumluluk gerektirir. Pek çok insan buna yanaşmaz ve kronik mağdur kimliğiyle yaşamaya devam eder. Sorunları doğrudan söyleyebilmek ve çözülmesi için aktif bir yaklaşım benimsemek konusunda insanları eğitmek ailede başlaması gereken oldukça uzun bir süreç.
Yaşadığımız ülkede şikâyet edilecek çok fazla şey var ne yazık ki. Bu şartlar altında, şikâyet etmeden çalışan, üreten insanlara gerçekten saygı duyuyorum. 2019 yılımız daha az şikâyet, daha çok icraat dolu olsun.
“Yukarda söz ettiklerim, yapıcı olmaksızın tamamen eleştirmeye ve olumsuz olmaya yönelik kronik şikayetçiler için yazılmıştır. “

1 Şubat 2019

İlgili Haberler

Yazarlar