Ali Erül

“Sıradaki”

BUGÜN en ufak işinizi halletmek ya da herhangi bir şey satın almak için gittiğiniz yerlerde bile müşteri sıra numarası sistemleri var ama bundan kısa süre öncesine kadar yoktu böyle şeyler. 1990’larda Avrupa’daki belli büyük mağazaların kasalarının önlerinde sıraya girmenizi sağlayan fiziksel düzenlemeler ve her kasanın üzerinde yanmasını beklediğiniz “Sıradaki Müşteri (+ Lütfen)” yazıları vardı.
Çağdaş uygarlık düzeyine başkalarından önce erişmiş bu diyarlardaki insanlar da gıklarını çıkarmadan o yazının yanmasını beklerlerdi dakikalarca.
Geçtiğimiz günlerde ilgi çekici bir haber okudum. Görsel de içeren bu habere göre kuyruktaki insanlar ayakta bekleyip yorulmasın diye kuyruğa sadece ayakkabılarını koymaları ve kendilerinin oraya konmuş yeterli sayıda banklarda sıralarını beklerken oturmaları esaslı bir düzen kurulmuş. Sırası gelen ayakkabının sahibi yerinden kalkıp bankoya gidiyor ve işini yapıyor!
Aslında günlük yaşamın o kadar çok anında ‘sıradaki’yiz ki! Sağlıklı bir toplum olmamız için sıradaki olan bizler kadar önceki ve sonrakinin de aynı toplumsal sağlığın arayışında ve kararlılığında olması gerek doğal olarak.
Sanırım en büyük açmazımız da hep sıradaki olmayı öncelemek ve önceki veya sonraki olma durumlarını göz ardı etmek.
Benzer durum bulunulan ortamlara göre de ortaya çıkıyor. Çok düzenli ve temiz bir ev ortamında yaşamaya alışmış bir kişi topluma açık bir alanda veya çalıştığı kurumda sıradaki olduğunu unutuyor bazen. Ya da oturmuş kural ve gelenekleri olan bir ortama giren kişi kendi dağınık ve düzensiz dünyasında kalıp başkaları ile paylaşması gereken ortamlarda bireysel ve bencil davranmaya devam edebiliyor.
“İşin sırrı bu üründe, yedi kere rafine” diye bir yağ reklamı sloganı vardı yıllar önce. O aklıma geldi şu anda. Düzgün ve bilinçli sıradakiler için rafine olma sayılarının artması gerek. Bu bugünden yarına olmayacak belki ama çoğunluğun uzlaşısı ve desteği ile engellenemeyecek bir şekilde bu rafinasyona gideceğiz eninde sonunda.
Bu anlamda olumlu gelişmeler görüyorum her şeye rağmen. Örneğin trafikte şerit değiştirirken önceden sinyal verdiğimde diğer şeritteki sürücülerin yol vermesinin çok ciddi şekilde arttığı gerçeği. Veya metroda öncelikle inen yolculara yol açılıp sonra bekleyenlerin vagonlara binmesi. Gümrük polisi önünde yerdeki kırmızı çizgiye uyumda da gözle görülür bir artış var. Self servis yemek hizmeti de veren bir mobilya mağazasında büyük çoğunluğun yemek tepsisini kaldırması hoş ama yine self servis hamburger yediğimiz bir başka yerde bu düşünceli çoğunluk hala yok.
Geçtiğimiz aylarda İzmir’de iki görüşme arası zaman geçirmek için bir kafeye girdim. Elimi yıkamak için tuvalete gittim ama havlu olarak kullanılan kağıt kutusu boştu. Durumu garsona bildirdim ve sordum: “En son kim girdiyse onun benden de önce bildirmesi gerekirdi bu durumu, kimin girdiğini anımsıyor musun?” Hiç umudum yoktu ama garson hemen yanıt verdi “Bizim aşçı kullandı birkaç dakika önce”. Bu tabii daha da vahim çünkü ben bir müşteriyim eninde sonunda, her müşteri benim kadar takık olmayabilir, ya da belki havlu bile kullanmıyordur orada iken ama bunu yapan oranın aşçısı ve oradan ekmek yiyenlerin en başında gelenlerden biri.
Demek ki sonrasını düşünmek sadece insanca bir empati değil, aynı zamanda sonrasında olacakların üyesi olduğumuz grup ya da kurumun algısı ve kalıcılığını da etkileyen yansımaları var.
Tabii sırada iken efendi ve düşünceli olmanın da herkese göre değişen hoşgörü ve kabullenme sınırları var. Herhangi bir sıradakinin ortalama uygar bir tutum sergilemesi için sırada olma şekillerinin ve kurallarının ne kadar düzenli olduğu, sırada olmayı sindiremeyenin nasıl maddi ve manevi yaptırımlara maruz kaldığı, bu yaptırımların ne kadar caydırıcı olduğu gibi kritik konular var.
Aslında biraz çaba ile kuyruklara ayakkabı koymadan bile bu iş becerilebilir, herkes sıradakini, öncekini, sonrakini ve kendini bilmeyi becerebilirse…
Görüşmek üzere.

31 Mart 2017

İlgili Haberler

AvivaSA’dan Türkiye’nin 10 yılı araştırması: %67, çocuklarının geleceğine garanti istiyor

AvivaSA, 10. yıl iletişim çalışmaları kapsamında “Türkiye’nin 10 Yılı” araştırması ile geçmiş ve gelecek 10 yıla ışık tuttu. Araştırmaya katılanların %67'si gelecek 10 yıl içinde “çocuklarının geleceklerini garanti altına almanın” ilk tercihleri olduğunu belirtti. Geçmiş 10 yıla ilişkin “Ah Keşke!” denen şey ise, en yüksek oranda (%34) “Keşke boş zamanlarımı daha dolu dolu geçirseydim” oldu. Araştırmada ayrıca, son 10 yıl içinde, Türkçe pop şarkısı ve şarkıcısı, Türk filmi, Türk dizisi, Türk sinema ve tiyatro oyuncusu ve Türk sporcusu gibi alanlarda, Türk insanının en başarılı bulduğu isimlere de yer verildi. Tarkan, Kenan İmirzalıoğlu, Arda Turan, Ali Sunal isimleri ve Recep İvedik filmi ile Diriliş Ertuğrul dizileri ilk sırada yer aldı.

“Dünyanın yarısının kullandığı işletim sistemindeki güvenlik açıklarına dair rapor trende unutulur ve…”

Lloyd’s ve Cyence tarafından yayımlanan siber risk raporunda siber saldırıların mevcut sonuçlarını daha iyi anlamak için iki senaryo üzerinden ilerleniyor. İki senaryo da, siber saldırılara karşı alınan önlemleri sağlamlaştırabilmek için analistlerin hayal güçlerinin bir ürünü. Oldukça ilginç olan bir senaryoya göre, bir siber güvenlik analisti, içinde küresel piyasanın yarısı tarafından kullanılan bir işletim sisteminin güvenlik açıklarına dair raporu trende unutuyor. Bu rapor “derin web” üzerinden satışa çıkarılıyor. Birisi de sistemdeki açıkları kullanarak maddi kazanç sağlamak amacıyla raporu satın alınıyor.

Yazarlar