İlkay Aydoğdu

Teknoloji ve etik kavramları

TEKNOLOJİ günlük hayatımızın her alanında daha fazla yer almaya devam ettikçe, farkında olduğumuz ya da olmadığımız mahrem alanlarımıza daha çok dahil oluyor. Geçen senenin sonundan beri Amerika’da seçim süreci ile ilgili devam eden Facebook ve Google davalarını takip ettiyseniz, aslında teknoloji devlerinin hayatımıza etkisinin ne boyutlarda olabileceğini siz de takdir etmişsinizdir. Söz konusu davalar sırasında, teknoloji şirketlerinin müşterilerine (hatta topluma) karşı ne kadar etik davrandığına dair şüpheler giderek arttı. Özellikle, bireyin mahremiyetine ve verilerin gizliliğine verdikleri önemin az olması; hatta verileri bireylerin davranışını manipüle edecek şekilde başka şirketlerle de paylaşmış olmaları teknolojinin (özellikle yapay zeka teknolojilerinin) etik değerler ile çatıştığı birçok konuyu gündeme getirdi. Bahsettiğim firmaların sunduğu çoğu “bedava” hizmet “büyük veri” denilen milyonlarca kişisel kaydın üzerinde çalışan algoritmalar sayesinde çalışıyor, bize sundukları bedava hizmetlerin karşılığında aslında onlara çok değerli bir “meta” teslim ediyoruz, kendi kişisel verilerimiz, gün içindeki davranış ve düşüncelerimiz hatta bizimle bağlantılı diğer kişilerin verileri…Tabii ki mahremiyetimizi korumak için hayatımızı kolaylaştıran teknolojilerden vazgeçmeye gerek yok, ancak tüm bu örnekler gösteriyor ki, birey olarak tüm bu teknolojik/dijital hizmetleri kullanmadan önce “gizlilik” ayarlarına mutlaka göz atmak ve sunulan aydınlatma/bilgilendirme metinlerini/gizlilik sözleşmelerini iyice okumak gerek. Daha önceki yazılarımda detaylıca bahsettiğim Kişisel Verilerin Korunması Kanunu ve Avrupa’daki versiyonu GDPR (bu noktada Amerika’da henüz bu kadar geniş kapsamda bir regülasyon olmadığını da belirtmeliyim) aslında tam da bu sorunlara çözüm getirmek ve “şeffaflık” ile “etik davranma” değerlerini şirketlerin ürün/hizmetlerine daha çok entegre etmek için yayınlandı. Örneğin artık müşterinin izni olmadan, dış kaynaklardan temin edilen e-mail listelerine reklam içeren mesajlar göndermek, servisi sunarken farklı bir ürün ya da servis önermeye çalışmak mümkün olmayacak. Dolayısıyla, artık şirketler ürün/hizmet tasarımı aşamasında “daha etik” kararlar almak, müşteriye hizmeti/ürünü ilk sundukları andan itibaren tüm yaşam döngüsü boyunca daha “müşteri odaklı”, “şeffaf” olmak ve müşterinin mahremiyetini göz önünde bulundurmak durumundalar. Söz konusu regülasyonların müşteri deneyimini negatif etkilediğini düşünenler olsa da, müşteriye aslında kendilerinin de faydasına olan bir “gizlilik” seviyesi oluşturulduğu iyi anlatıldıktan sonra memnuniyet seviyesi çok da düşmeyecektir hatta bu durum şirket için rakiplerden farklılık yaratacak bir avantaja dönüşecektir diye düşünüyorum. Ayrıca; “müşteri odaklılık”, “şeffaflık” ve “etik davranış” gibi değerleri şirketin her seviyesinde benimsek ve içselleştirmek, şirketin tüm süreçlerini ve işlediği tüm verilerini iyi analiz etmesinden geçer. Dolayısıyla, şirketler müşteri ile bağlantıya geçilen tüm süreçleri ve anları iyileştirme fırsatı ve operasyonel süreçleri daha etkin hale getirme fırsatı da yakalayacaktır. Sonuç olarak, teknoloji gelişmeye devam ettikçe, bireyler daha çok kişisel verilerini paylaşmaya devam edecekler, ancak hem bireysel mahremiyet hem de toplumsal değerlerin korunması için hem bireylerin hem de şirketlerin mahremiyet ve etik konularında bir farkındalık oluşturması çok önemli diye düşünüyorum.

28 Şubat 2019

İlgili Haberler

Yazarlar