Fazıl Karaman

Teminat tutarının şüpheli alacak karşılığına etkisi

Vergi Usul Kanunu’na göre; ticari faaliyetle ilgili olmak kaydıyla dava veya icra safhasındaki alacaklar şüpheli alacak olarak kabul edilmektedir. Öte yandan, yapılan protestoya veya yazı ile bir defadan fazla istenilmesine rağmen borçlu tarafından ödenmemiş bulunan dava ve icra takibine değmeyecek derecede küçük alacaklar da şüpheli alacak sayılmaktadır. Bu şekilde tanımlanan şüpheli alacaklar için değerleme gününün tasarruf değerine göre pasifte karşılık ayrılabilecektir. Teminatlı alacaklarda, karşılık teminattan arta kalan kısım için ayrılabilmektedir.

Vergi idaresinin genel yaklaşımı (aksi yönde yargı kararları mevcut olmakla birlikte) dava veya icra takibine başlanıldığı yılda şüpheli alacak karşılığının ayrılması gerektiği yönündedir. Bu açıdan, şüpheli alacak karşılığının tutarının doğru olarak belirlenmesi ve süresi içinde ayrılması mükellefler açısından önem arz etmektedir. Yazımızda, vergi idaresi özelgelerinden de hareketle konuyla ilgili görüşlerimize yer verilmiştir.

Alacak için haciz uygulanmışsa, hacizli malın değeri teminat sayılacağından bunun üstünde kalan alacak tutarı varsa buna karşılık ayrılabilecektir. Danıştay 4. Dairesinin 29.12.1972 tarihli ve E.1970/8143, K.1972/8342 sayılı Kararında; ne kadarının teminatlı ne kadarının teminatsız olduğunun kesin olarak bilinememesi durumunda alacağın tamamının teminatlı sayılacağı gerekçesiyle karşılık ayrılamayacağı yönünde hüküm verilmiştir.

Gelir İdaresi Başkanlığı’nın internet sitesinde yer alan 2 özelge, teminat tutarının belirlenmesi hususuna ışık tutmaktadır. İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı’nın 29.4.2016 tarihli 48699 sayılı özelgesinde özetle; tahsil edilemeyen çekle ilgili olarak ihtiyati haciz konulan taşınmazın vergi değerine kadar olan kısmının teminatlı olarak kabul edileceği bu nedenle bu kısma isabet eden alacak için karşılık ayrılamayacağı belirtilmektedir. Kayseri Vergi Dairesi Başkanlığı’nın 19.6.2012 tarihli ve 78 sayılı özelgesinde de özetle; icra takibindeki alacak için borçlunun elindeki anonim şirket hissesine ihtiyati haciz konulmuş olması ve bunların gerçek değerinin tespit edilememesi halinde, hisse senetlerinin nominal değeri kadar kısmın teminat tutarı olarak kabul edileceği, kalan kısım varsa buna karşılık ayrılabileceği, hisselerin kesin bedelinin bilirkişi tarafından tespit edilmesi durumunda ise bu değerin nihai teminat bedeli olarak kabul edileceği belirtilmektedir.

Tabiatıyla, hacizli ya da ipotekli mal üzerinde daha önceki derecelerde başka hacizler varsa hacizli mal değerinden öncelikle bu alacakların bedellerinin düşülerek kalan tutar varsa bunun teminata esas kabul edilmesinin daha doğru olacağını düşünüyoruz

Özetlersek; dava veya icra safhasındaki alacak için haciz konulmuş bir mal söz konusu ise, bunun icra memurluğunca takdir edilen bedelinin teminat olarak kabul edilmesi, böyle bir değer belirlenmemişse ve gerçek değerinin kesin olarak belirleyecek başkaca bir tespit te yoksa taşınmazlarda vergi değerinin, hisse senetlerinde hissenin nominal değerinin teminat olarak kabul edilmesi, daha sonra yapılacak kesin bedel takdirinde ise teminat tutarının buna göre düzeltilmesi, hacizli mal üzerinde önceki derecelerdeki alacakların bu teminattan öncelikle düşülerek kalan tutarın teminat olarak kabul edilmesi dolayısıyla da karşılık tutarının buna göre belirlenmesi uygun olacaktır diye düşünüyoruz.

Dava veya icra safhasındaki alacak için taşıt üzerine haciz konulmuşsa, kişisel kanaatimizce burada da (eğer icra memurluğundan takdir edilen bir değer yoksa) kasko sigortasına esas değeri teminat olarak kabul edilebilir.

Alacak sigortası diye de bilinen kredi sigortalarında, ticari alacakların belli bir tutarı sigorta şirketince sigortalanmaktadır. Bu nedenle, bu kapsamdaki alacakların sigorta şirketince teminat altına alınan kısmı için de kanaatimizce şüpheli alacak karşılığı ayrılması doğru değildir.

31 Temmuz 2017

İlgili Haberler

Yazarlar