Oğul Doğa Gökşin

Toplumun risk bilincini artırmalıyız

Sektörün duayen isimlerinden Mehmet Aydoğdu, toplumda sigorta bilincini artırmak için devlete ve medyaya da görevler düştüğünü söyledi. Aydoğdu “Toplumun risk bilincini artırmalıyız. Bir insan arabasına sigorta yapıyor, ama hayatına yaptırmıyor. Şimdi bu insan sigorta bilincine sahip mi, değil mi? Toplumumuz riski umursamıyor” diye konuştu.

Sektörün duayen isimlerinden Mehmet Aydoğdu, sigortacılıkta yarım asırı geride bıraktı. Aydoğdu, 1966’da sektöre ilk adımını Güneş Sigorta’da attı. 24 yılı genel müdürlük olmak üzere 40 yıl boyunca Güneş Sigorta’da çalışan, ardından Groupama Sigorta Yönetim Kurulu Üyeliği ve Dubai Group Sigorta Yönetim Kurulu Başkanlığı yapan Aydoğdu, Sigortacı Gazetesi’nin “Duayenlerle Dünden Bugüne” başlıklı söyleşi dizisinin ilk konuğu oldu. 

Türk sigorta sektörünün değişime ön ayak olmuş sigortacılarından biri olan Aydoğdu, sigortacılığa nasıl bir tesadüfle başladığını, ilk yıllarındaki acenteleri, sektörün dönüm noktalarını, yıllar içinde sigorta bilincinin nasıl geliştiğini anlattı.

Çalışma hayatı boyunca birçok yenilik sunan Aydoğdu’nun sektörün gelişmesi için hâlâ fikir ürettiğini, acentelere ve sigorta şirketlerine tavsiyelerde bulunduğunu belirterek sözü kendisine bırakalım.

Çocukluluğunuzda sigortacı olmayı hayal etmiş miydiniz? 

Çocukluğumda sigortacılığı hayal etmediğim gibi sigortanın ne olduğunu bile bilmiyordum. Okuduğum yıllarda sigorta mesleğine dair hevesim de olmadı. Üniversitede ve yüksekokulda okurken de sigortacılıktan bihaberdim. 

Peki, sigortacılığa nasıl başladınız? 

Yüksek ticari ilimlerde okurken Şeker Sigorta’nın Genel Müdür Muavini rahmetli Bedii Artun benim sınıf arkadaşımdı. Ben 19 yaşındayken Bedii 40 yaşındaydı. O bana “Sigortacı olur musun?” diye sordu. O dönem meşhur Kazova’nın Beyoğlu mağazasında çalışıyordum. O zamanın parasıyla bin liraya yakın maaş alıyordum hem de ticaret yapıyordum. Para kazandığım için “Hayır” dedim. Üçüncü sınıfa geçtiğimde iş ve okulu aynı anda yürütmek zor gelmeye başladı. Bedii’ye “Beni şirketinize alır mısınız?” dedim. “Askerliğini yapmamış olanları almıyoruz” diye cevapladı. Ardından Güneş Sigorta’nın genel müdürüyle konuştu ve benim için bir iş görüşmesi ayarladı. O hikâyemi anlatayım da sigortacılıktan ne kadar habersiz olduğum iyice anlaşılsın. Genel müdür muavini beni muhasebeden imtihan etti. Beğendi, “Seni kaza servisine alacağız” dedi. Tam olarak anlayamadım. Dışarı çıktım, “Kaza servisi nedir? Acaba kazan mı?” diyorum. Şeker Sigorta’da çalışan bir ağabeyim vardı. Hemen onu aradım. Durumu anlattım. “Güzel kardeşim, kazan değil, kaza. Hani otomobillere trafik sigortası yapılıyor ya ondan bahsediyorlar” dedi. Sigortacılığı işte o gün öğrenmeye başladım. 1966’nın 25 Temmuz’unda Güneş Sigorta’da işe başladım. Başlayış o başlayış, hâlâ sigortacılık yapıyoruz.  

‘BENİ ELEKTRİK SİGORTACISI SANIYORLARDI’

Sigortacılığa başladığınız dönem toplumun sektöre bakışı nasıldı?

1966’da özel sigorta bilinmiyordu. Hatta biri “Ne iş yapıyorsun?” diye sorduğu zaman “Sigortacıyım” derdim. Herkes aynı soruyu sordu: “Sosyal Sigortalar Kurumu’nda mı çalışıyorsun?” “Hayır” cevabını verdiğimde “O zaman elektrik sigortacılığı yapıyorsun” derlerdi. Özel sigortacılık olduğunu söylediğimde de “Nedir o” diye sorarlardı. Trafik sigortası veya kaskodan bahsederdim. Bu arada özel araç sahiplerinin büyük bölümü trafik sigortasını bir nevi vergi gibi kabul ettiği için ufak tefek kazalarda gelip şirketlerden tazminat istemiyordu. O yüzden yıllarca korkunç kârlı bir branş olarak devam etti. 

O yıllardaki sigortacılığı da değerlendirir misiniz?

1980’e kadar sektör kendi içine kapalıydı. Kasko ve trafik yaptıranlar vardı. Ticari ve sanayi kesimindeki birinci nesil iş adamlarımız da sigorta yaptırmıyordu. Daha çok bankalardan kredi alanlar sigortalanıyordu. Ayrıca o zaman eksik sigortalar ile daha fazla karşı karşıya kalıyordunuz. Yangın ve nakliyat sigortaları çok azdı. Hayat sigortaları yoktu. 60’lı yılların başında yapılması denendi. Fakat enflasyon nedeniyle başarılı olamadı. 

Sigorta şirketlerinin sayısı 28’di. 14 tanesi, yabancı şirketlerin temsilcilikleriydi. Geriye kalanlar yerli sermaye şirketleriydi. Son derece küçük sermaye ile kurulmuş şirketlerdi. 

70’li yılların ortalarına kadar profesyonel acente sayısı son derece azdı. Otomobil satan bir yere giderdim, acentelik verirdim. Diyelim ki bin tane acente var. Sadece 40 tanesi profesyoneldi. Sigortacılık geri kalanının ikinci mesleğiydi. Ek gelir için yapılıyordu. Sektör 1980’e kadar yavaş gelişti. 

Primlerin önemli kısmı bankalardaki kredilerden geliyordu. Artık trafikten kaskodan acenteler vasıtasıyla ne kadar prim gelirse… Büyük bir portföy oluşmuyordu. 

‘ÖZAL, JAPONYA DÖNÜŞÜ İKİ VEKİLE TALİMAT VERDİ’

“Sektör 1980’e kadar içine kapalıydı” dediniz. 1980’de ne değişiyor? 

1980’den sonra sigorta yöneticilerinde, acentelerde ve satış kanallarında ciddi bir değişim yaşandı. Ayrıca Türkiye yurt dışına açılmaya başladı. Rahmetli Turgut Özal’ın büyük payı vardır. Hatta Japonya’dan dönüşünde iki milletvekiline talimat verdi. Sigorta sektörüyle temasa geçip nelere ihtiyaç olduğunu araştırdılar. Japonya’daki büyük yatırımların arkasında sigortacıyı gördüğü için böyle bir talimat verdi. Sigortayı çok iyi bilen bir insandı. Daha çok destek verilmesini istedi. 

1986’dan sonra sektör ekonomik olarak Devlet Bakanlığı’na bağlandı ve Hazine’nin içerisinde yer aldı. O sayede birçok şey de değişti.

Zamanla teknolojiye karşı ilgi arttı ve satış kanallarını geliştirme çabası göstermeye başladık. Acenteleri profesyonelleştirmeye başladık. Toplumu sigortaya karşı bilinçlendirmek, ilgilerini çekebilmek için pazarlama stratejileri üzerine eğitimler düzenledik. Acenteleri, satış organlarını, toplumu geliştirmek için çok çabaladık. Sonuçlarını yavaş yavaş vermeye başladı.

Bugünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sanayi ve büyük ticari kuruluşlarda sigorta belli bir yere gelmiş vaziyette. Ama KOBİ’lerin hiçbirinde bir yangın sigortası bile yok. Sağlık sigortalarında sistem bir türlü oturmadı. 

Hayat sigortaları 1980’de başladı, daha sonra bireysel emekliliğe döndü. Bireysel emeklilik belli bir yere geldi ama yeterli değil. Önümüzde 80 milyonluk büyük bir pazar var. Emeklilikte, bireyin geleceğinin garanti altına alınması, ülkeye fon yaratması söz konusu. 

Acentelerin eğitimleri tam olarak istenen düzeyde değil. Brokerlik gelişmeye başladı. Sigorta şirketlerinin içerisinde IT sistemleri son derece gelişmiş seviyede. İnsan kaynakları, satış organları açısından gelişmiş ülkelerdeki seviyenin altında değil. Ama bu yetmiyor. Talep istenen düzeyde değil. Talep yaratmak da o kadar kolay olmuyor. Burada sigorta bilinci devreye giriyor. 

Talebi istenen düzeye çıkarmak için sigortacılar ne yapmalı?

Talep yaratamamanın tek sebebi sigortacılar değil. Burada medyaya ve devlete görev düşüyor. 

Geçen sene trafik sigortalarında fiyatlar yükseldi diye televizyonda kıyamet koptu. Benim çok hoşuma gitti. Sigortacılık yıllarca televizyonda bu kadar çok gündeme gelmemişti. Dolaylı olarak sigortanın, riskin ne olduğu konuşulmaya başlandı. 

Öte yandan sigorta talebi yaratabilecek yöntemler üzerine araştırmalar yapılmalı.

Güneş Sigorta’nın sizin dönemdeki başarısını çapraz satışla ilişkilendiriyorsunuz. Bunu biraz açar mısınız? 

Güneş Sigorta’da arkadaşları “Daha çok satalım” diye sıkıştırdığım bir gün Nakliyat Müdürüm bana “Trafik poliçelerinin her biri potansiyel müşteri değil mi?” diye sordu. O zamanlar trafikte ya birinci ya da ikinciyiz. Elimde büyük bir portföy var. O sıra aklıma çapraz satış geldi. Acentelere tavsiyem; trafik poliçelerinin yenilemesini mutlaka takip etsinler. Yangın ya da kasko gibi sigortalara ulaşabilecekleri en iyi yol trafik sigortası. Senin elindeki her bir poliçe yenisi satmak için bir fırsat. 

SİGORTA BİLİNCİNİN DÜŞÜK OLMASININ 3 NEDENİ 

Sigorta bilincinin düşük olmasını hangi sebeplere bağlıyorsunuz?

Sigorta bilincinin toplumda istenen seviyede olmamasını üç nedene bağlıyorum. Bunlardan ilki ekonomik, kişi başına düşen milli gelire bağlı. Geçimini zor sağlayanlar, sigortadan uzaklaşıyor. İkinci sebep Türkiye’de şu anda sahip olduğumuz portföyün, sahip olmamız gerekenden düşük olması. Diğer sebep de şu: Riski yeteri kadar görmedikleri için yaptırmıyorlar. Kişi önce riski görmeli, sonra da sigortalanmayı düşünmeli. 

Sigorta dersinin ilköğretimde müfredata girmesini nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Kesinlikle olması lazım. Toplumun riske karşı bilincini artırmalıyız. Bir insan arabasına sigorta yapıyor, hayatına yaptırmıyor. Şimdi bu insan sigorta bilincine sahip mi, değil mi, tereddüt ediyorum. Basına da, devlete de iş düşüyor. Nerede deprem olsa devlet gidip yaraları sarıyordu. Ne zaman ki büyük bir deprem meydana geldi, bizleri dinlediler ve DASK kuruldu.

‘OTO PLAZALAR SİGORTA TAZMİNATLARIYLA GELİŞTİ’

“Toplum riski umursamıyor” dediniz. Peki, toplum şirketlere ne kadar güveniyor? 

Başına hasar geldiği zaman tazminatı alan insanlarda ciddi bir güven oluşuyor. Ama başına hasar gelmeyen insanlarda hâlâ bir güvensizlik söz konusu. Burada da “Şirketler hasar ödemede hata yapıyor” demek doğru değil. 52 yıllık sigortacıyım. Otomobil plazalarının büyük bir bölümü sigorta şirketlerinin tazminatları sayesinde gelişti. Özel hastaneler de sigortacılar sayesinde bu kadar cazip hale geldi.   

Satın alma alışkanlıklarını artırmak için acentelere ve diğer satış kanallarına ne söylemek istersiniz? 

Türkiye’de en önemli satış kanalı acente. Artık bu yerleşmiş, bunu kaldıramazsınız. Bağlı acentelik sistemi mutlaka getirilmeli. Acentelerin imkanları sigorta şirketleri tarafından artırılmalı. Şirketler satış konusunda acentelere ciddi eğitimler vermeli. Ayrıca acentelerin küçük küçük portföylerle de satış yapması gerekiyor.

‘DEVLET BES FONLARI İÇİN ÖZEL TAHVİL ÇIKARABİLİR’

Daha fazla insanı bireysel emekliliğe yönlendirmek için ne yapmak gerekiyor?

Bireysel emekliliğin getirisini artıracak enstrümanları daha iyi hâle getirmek lazım. Devlet, bireysel emekliliğin fonlarıyla ilgili özel bir tahvil çıkarabilir. Öte yandan işveren az da olsa bir katkı payı vermediği sürece istenen sonuç alınamaz. 

Sağlık sigortasında yapılmasını istediğiniz düzenleme var mı?

Evet, biz zamanında özel sağlık primi ödeyemeyecek olanların priminin devlet tarafından ödenmesini istiyorduk. Bir müessese kurulmasını ve devletin ödediği primler ile ortaya çıkan hasarların sigorta şirketleri arasında paylaştırılmasını talep ettik. Böylelikle bütün sigorta şirketleri üretime dahil olacaktı. Bu düzenleme özel hastanelerin daha canlı bir hale gelmesine de yol açacaktı.

GENÇLER ÇALIŞKAN VE DÜRÜST OLMALI

40 yıl aynı şirkette çalışmış biri olarak iş hayatına yeni atılan gençlere önerileriniz var mı?

İşin başında bir defa çok iyi eğitim lazım. Gençlerin hırslı ve dürüst olmaları lazım. Hedefe ulaşabilmek için her şeyi mübah görmesinler. Çalışkan olmalılar. Bir hedef koyup o hedefe odaklanmaları gerekiyor. 

ŞİRKETLER İNSANLARA DOKUNABİLMEK İÇİN SOSYAL KONULARDA HARCAMA YAPMALI

Sigortacı sponsorluğunda kurulan ilk spor takımı Güneş Sigorta Bayan Voleybol Takımı’ydı. 1986’da, sizin dönemizde yapılan bir yenilikti. Şu an sektöre baktığımızda spora ve sanata destek arttı. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sigorta şirketlerinin, bir yerlere dokunabilmek için kârın bir kısmını sosyal konularda harcaması gerekiyor. Peki ben nelere dokundum? Öğrencilere büyük oranda burslar vermeye başladım. Spor alanına girdim. Bugün Türk bayan voleybol takımı bu kadar başarılı ise Eczacıbaşı ve Güneş Sigorta sayesindedir. İnsanlara, çocuklara dokunuyorsunuz. Üçüncü projem de sağlık üzerineydi. Mümkün olduğu kadar hastanelere yardımcı olmak için odalar yaptırdık. Bu gibi işlerle oradaki hastalara dokunuyorduk. Bu şekilde sosyal olayların içine sigorta şirketinin ismini sokarak bir yerlere ulaşabilirsiniz. 

DASK POLİÇESİ OLMAYANA CEZA ÖNERİSİ

Zorunlu deprem sigortasında sigortalılık oranının %50 civarında olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? 

İnsanımız tapuyu aldıktan sonra poliçeyi iptal ettiriyor ya da bir yıl sonra yenilemiyor. DASK kurulduğu zaman hedefimiz ilk yılda %100’e ulaşmaktı. Ama olmadı. Bunun primle de alakası yok. Konutu olan bir insanın maddi imkansızlığından bahsedemezsiniz. Kadercilik de demeyeceğim. Zamanında kaç defa anket yaptırdım. Sonuçlarda dini inançlar çıkmıyor. Yaptırmamasının nedeni “Bana bir şey olmaz” düşüncesi. Tek cevap şu kalıyor: Riski umursamamak.

Önerim şu: Mecburi olan şeyleri trafik sigortasındaki gibi daha sıkı gündeme getirelim. Yaptırımları çok ciddi boyutlara getirmek, bir mekanizma kurup kontrolleri sıklaştırmak lazım. Kimin DASK poliçesi yok, ona cezai müeyyide uygulayacaksın. Ben de istemem ama tek yolu bu.

Oğul Doğa Gökşin

ogul@sigortacigazetesi.com.tr 

22 Haziran 2018

İlgili Haberler

Yazarlar