Türkiye’de sigorta bilinci

SWISS RE’NİN 2017 yılında hazırladığı 3/2017 sayılı raporuna göre 2016 yılı dünya toplam sigorta prim üretimi yaklaşık
5 trilyon dolardır. Bu üretimin içinde; ABD 1.352 milyar, Japonya 471 milyar, Çin 466 milyar, İngiltere 304 milyar, Fransa 237 milyar, Almanya 215 milyar, Güney Kore 170 milyar, Tayvan 101 milyar, İspanya 70 milyar, Türkiye ise 11 milyar dolar üretimle yer almışlardır. Görüldüğü gibi gelişmiş ekonomilerin yıllık sigorta üretimiyle ülkemizin yıllık sigorta üretimi arasında uçurum bulunmaktadır.
Gelişmiş ekonomiler dediğimiz Avrupa ülkeleri ve ABD, ikinci dünya savaşından hemen sonra sigorta sektörünün yurt içinde yarattığı büyük mali kaynağı görmüşler ve sigorta sektörünün gelişmesini devlet politikası haline getirerek çeşitli çalışmalarla sektörü büyütmüşlerdir. Sektörün içeride yarattığı büyük kaynak bu ülkelerin dış borca fazlaca ihtiyaç duymadan kısa sürede gelişmelerini sağlamıştır.
Türkiye ise geçtiğimiz 100 yılda sigortacılığın önemini bir türlü kavrayamamıştır. Muadil ülkeler 200-300 milyar doların üzerinde yıllık üretimler yaparken Türkiye’nin yıllık üretimi aynı dönemde 11 milyar dolarda kalmıştır. Oysa ülkemizin sigorta konusunda büyük bir potansiyeli vardır ve kısa sürede bugünkü üretimin 8-10 katını, hatta çok daha fazlasını yapacak güce fazlasıyla sahiptir. Ancak sektör, hâlâ “toplumda sigorta bilinci yok” gibi söylemlerle kendi kendini oyalamaktadır. Sigorta bilincinden kasıt sigorta yaptırma alışkanlığı ise, dünyada hiçbir toplum kendi kendine sigorta bilinci sahibi olmamıştır. Olamaz da. Pek çok ülkede bu konu kamunun yaptığı sistematik çalışmalarla çözülmüştür. Ayrıca Türk toplumunun sigorta bilinci Batılılardan daha az değildir. Sorun bilinç eksikliği değil, güven eksikliğidir. İçi boş bireysel ürünler, hasar ödeme esnasında sürekli ortaya çıkan sorunlar, teminat verilmeyen onlarca sektör gibi burada saymaya gerek duymadığımız pek çok hatalı uygulama sistemin büyümesini engellemiştir ve engellemeye de devam etmektedir. Hatalı uygulamalar bellidir. Bu uygulamalar kolayca düzeltilebilir. Toplumun kısa sürede güven duygusuna ve sigorta alışkanlıklarına sahip olması sağlanabilir. Bunun için köklü değişikliklere de ihtiyaç yoktur.
Bugünkü anlamda sigortacılığın 2. Dünya Savaşı’ndan sonra başladığı Avrupa’da insanlar 74 yıl içinde, sosyalist rejimden yeni çıkan Çin ve sigortacılığın yeni geliştiği Japonya, Güney Kore, Tayvan gibi ülkelerde ise 25-30 yıl içinde ileri derecede sigorta bilinci sahibi olmuşlardır. Ülkemizin bağımsızlığını kazandığı tarihten bu yana 100 yıl geçmesine rağmen Türk halkı sigorta bilinci sahibi olamamıştır.
Avrupa ülkeleri, 2. Dünya Savaşı’ndan sonra, fon oluşturma özelliği ile 1900’lü yılların başında keşfettikleri sigorta sektörünü destekleme kararı almışlardı. Başta Almanya, İngiltere ve Fransa olmak üzere birçok ülke oluşan fonları daha da büyütmek için toplumun tepki vermeyeceği alanlarda sigortayı zorunlu hale getirdiler. Zorunlu sigortasını yaptırmayana devlet eliyle ciddi cezalar uyguladılar. Ceza uygulaması toplumun sigorta konusunu ciddiye almasını sağlamıştı. Herkes zamanı geldiğinde sigortasını yaptırıyordu. Sigorta şirketleri ciddi fonlar topluyor ve hasar ödemelerini hemen yapıyordu.
Tazminat ödeme sırasındaki hız ve eksiksiz ödeme, sisteme duyulan güveni pekiştirmişti. Birkaç yıl içinde insanlar, sigortanın hayatlarını kolaylaştırdığını görmüştü. Kısa sürede zorunlu olmayan ürünler de ilgi görmeye başladı. İnsanlar tüm ürünlere ihtiyaç duyuyor, sistem kazan-kazan mantığıyla işliyordu. Toplum kısa zamanda sigorta alışkanlığı sahibi olmuştu.
Sektörün oluşturduğu fonlar bu ülkelere kaynak olmuş, ekonomiye ve topluma can vermişti. Sigorta şirketleri bankalar kurmuş, bir kısmı yurt dışında da faaliyet göstermeye başlamıştı. Tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan çıkar misali, sigorta, ekonomiyi, ekonomi sigortayı beslemiş ve büyütmüştü.
Avrupa’da sektörün büyümesini sağlayan unsurlar zorunlu sigorta, ciddi cezalar, ürünlerin içeriklerinin net, içlerinin dolu olması, ürünlerin ihtiyaçları karşılayacak nitelikte olması, sigorta şirketlerinin hasarları çok hızlı, eksiksiz, kolayca ödemeleri ve her zaman müşteri memnuniyetini ön planda tutmaları olmuştur.
Ülkemizde ise sektörün büyütülememiş olması gerçekten de büyük bir kayıptır.

28 Mayıs 2019

İlgili Haberler

Yazarlar