Faruk Ömrüuzak

Üçleme

SİGORTACILIĞIN en önemli özelliklerinden biri de seyahat etmektir. Ben de işim gereği yıllardır yurt içinde ve yurt dışında sayısız iş gezisi yaptım. Mesleğim nedeniyle yurt içinde ve dışında birçok yer gördüm.
Önce yurt içi gezilerinden başlayalım. Yöneticiliğini yaptığım sigorta şirketinin yurdumuzun her bölgesinde faaliyet gösteren acentelerin ihtiyaçlarını dinlemek, onları teşvik etmek, fikirlerini paylaşmak, varsa problemlerini çözmek üzere belli aralıklarla ziyaret etmek, temel görevlerimin arasında daima önemli bir yer aldı. Sigortacılık, insan ilişkilerinin çok üst düzeyde ele alınmasını gerektiren sosyal ağırlıklı bir meslektir. Ben de bu konuya önem vererek, yurdumuzun en batısından en doğusuna, en kuzeyinden en güneyine kadar uzanan alan içinde faaliyet gösteren 300’ü aşkın acentemizi defalarca ziyaret ettim, her yöreden birçok dost edindim, mesleğim sayesinde birçok yer gördüm.
Şimdi kendi kendime soruyorum; bu kadar yer dolaştım ama acaba gerçekten birçok yer gördüm mü? Bu gün farkına varıyorum ki cevap, hayır. Kısa bir zamana sığdırılmış seyahat programı içinde gittiğiniz şehirde görebileceğiniz yer acentenizin ofisi, sonra diğer acentenizin ofisi ve sonra diğeri… Sonra? Sonrası hangi şehirde konaklayacaksanız acentenizin sizi ağırlayacağı yerde beraber yemek yiyebileceğiniz lokanta ve kalacağınız otel. Ertesi gün tekrar yola çıkıp, komşu şehirdeki acentenizin ziyaret edilmesi ve ertesi gün bir başka şehir, başka ziyaretler… Ritüel böylece sürüp gider. İş amaçlı bir seyahat programı olması nedeniyle görüşmeler sadece iş odaklı. Bu seyahatler ömür boyu sürecek dostlukların temelinin atıldığı, ancak yörenin güzelliklerine tarihi değerlerine neredeyse hiç zaman ayırma fırsatının bulunmadığı iş seyahatleridir. Bu nedenle yaptığınız seyahatleri bu boyutta değerlendirirseniz, aslında hiçbir yeri görmediğinizin farkına varırsınız.
Aktif yöneticilik hayatımız sona erip kendimize daha fazla zaman ayırma fırsatını bulduğumuz bu günlerde, ben de geçmişte defalarca seyahat edip de aslında göremediğimiz yerleri gerçek anlamda görebilmek ve tadına varabilmek amacıyla tekrar ziyaret etmeyi arzuladım. Bu arzumu oğlum Çınar ve sevgili dostum, meslektaşım Ali İzzet Börü ile paylaşıp, onların da desteğini alınca “Üçleme”den oluşan ilk seyahatimizi gerçekleştirme imkânını bulduk. Hedefimiz, Gaziantep, Urfa ve Mardin. Bu sefer, iş ve ofis yok. Odak noktamız, yörenin doğal ve tarihi güzellikleri ile mutfağı. Oğlum işin biraz daha ‘gurme’ tarafında.
Sağ olsun Ali kardeşim, transferleri ve otel rezervasyonlarını önceden yaptırdı. Beş günlük seyahatimizin ilk durağı Antep. Kurtuluş Savaşı’nda Fransızlara karşı vermiş olduğu mücadele sonunda kendisine ‘Gazi’ ünvanı verilen Gaziantep. Karayılan’ın hikayesinin yazıldığı Gaziantep.
Nazım, Karayılan’ın hikayesini Kuvayi Milliye Destan’ında uzun uzun yazmış. Maalesef benim yerim dar. Bu nedenle Nazım’dan kısa bir alıntıyla Karayılan’ın hikayesini hatırlayarak seyahatimize başlıyoruz.

Karayılan
Karayılan olmazdan önce
Antep köylüklerinde ırgattı.
Belki rahatsızdı, belki rahattı, bunu düşünmeğe vakit bırakmıyordular,
yaşıyordu bir tarla sıçanı gibi
ve korkaktı bir tarla sıçanı kadar.
Yiğitlik atla, silâhla, toprakla olur,
onun atı, silâhı, toprağı yoktu.
Boynu yine böyle çöp gibi ince
ve böyle kocaman kafalıydı
Karayılan
Karayılan olmazdan önce.

Gelecek sayıda. üçlememizin ilk durağı olarak Gaziantep’i ve Karayılan’ı tanımaya ve tanıtmaya devam edeceğiz.

23 Kasım 2018

İlgili Haberler

Yazarlar