Faruk Ömrüuzak

Üçleme

BU sene üç gün içinde bir üçleme yaşadım; kutsal bir anlam taşıyan “Mübarek Ramazan Bayramı”, ticari amaçla oluşturulan “Babalar Günü” ve sizin için sıradan ancak benim için önemli bir gün olan “Doğum Günüm.”
Evet, üçlemenin son günü olan bu gün, 18 Haziran benim doğum günüm. Anacığım bundan tam 67 yıl önce, 23 yaşındayken yine bir pazartesi sabahı saat yedi sıralarında beni dünyaya getirmiş. Tam mesai saatinde doğmuşum. O gün, bu gündür mesai devam ediyor, durmadan…
Arşivimi karıştırdım, bundan 11 yıl önce 2007 yılında yine bu konuda yazmışım. Tesadüfe bakın, o yıl da Babalar Günü’yle doğum günüm art arda gelmiş. O gün de, bugün de doğum günüm Babalar Günü’nün hemen ardından pazartesi gününe denk geliyor. O tarihte bayram daha sonraki tarihlerde yaşanmış, yani üçleme değil de ikileme olmuş. Şimdi bayram da işin içine girerek bir üçleme yaşıyoruz. Yaşıyoruz ama bu üçlemeye rağmen, maalesef bir bayram sevinci yaşadığımı söylemek mümkün değil. Nedenini soracak olursanız, beni doğurduğunda 23 yaşında bir tazecik fidan olan anacığım da benimle beraber 67 yaş daha yaşlandı; şimdi 90 yaşında ve 90 yaşında olmanın bazı bedensel sorunları ortaya çıkmaya başladı. Maalesef yaklaşık bir aydır hastanede tedavi altında. Dolayısıyla tam olarak bayramı yaşayamadık. Ayrıca yine bu bayram çok sevdiğim meslektaşım, sınıf ve mesai arkadaşım Hilmi Üçsel’i kaybettik. Nur içinde yatsın.
Kısacası bayramı bayram sevinci içinde yaşayamadık.
Gerçi bayramlar eski bayramlar gibi değil. Belki de biz hak etmiyoruz. Herkes gergin, kişiler birbirlerini dost değil, düşman gibi görüyor. Eski bayramlar öyle miydi? Şimdi sahip olduğumuz birçok şeye sahip değildik ama mutluyduk. Çocukluğumuzda bizi mutlu eden şeyler çok başkaydı. Bakın Orhan Veli, o günün çocuğunun mutluluğunu nasıl dile getiriyor:
Kargalar, sakın anneme söylemeyin!
Bugün toplar atılırken evden kaçıp
Harbiye nezaretine gideceğim.
Söylemezseniz size macun alırım,
Simit alırım, horoz şekeri alırım;
Sizi kayık salıncağına bindiririm kargalar,
Bütün zıpzıplarımı size veririm.
Kargalar, ne olur anneme söylemeyin!

Şiiri hatırlatan Mehmet Kâhya üstadıma teşekkür ederim. Tek tek açıklamaya gerek yok. Çocuk, macunla, simitle, horoz şekeriyle, kayık salıncağına binmekle, zıpzıpla mutlu olabiliyor. Hatta çocuk evden kaçıp, harbiye nezaretinin bahçesinde oynamak uğruna, annesine söylememesi için tüm mutluluk kaynaklarını kargayla paylaşmaktan bile mutlu olacağını söylüyor. Gelin de bu mutluluğu iPad’ini, akıllı telefonunu elinden düşürmeyen günümüz çocuğuna anlatın. Ne mümkün…
Gelelim üçlemenin ikincisine; evet, dün Babalar Günü’ydü. Daha da önemli bir gün olan “Anneler Günü”nden esinlenerek, “bari bu güngörmez babaların da şu fani dünyada bir günleri olsun” görüşüyle; ama ille de aynı ticari zihniyetle ihdas edildiğini zannettiğim Babalar Günü geldi geçti. Çocuklar babalarına hediye almak için maddi bir külfete katlandılar. Ben ve benim gibi babaları çoktan rahmete kavuşanlar, hiçbir mali külfete katlanmadan, onların ruhuna birer fatiha hediye ederek manevi huzura ermeye çalıştık.
Üçlemenin sonunda ise benim doğum günüm var. Sizin için sıradan bir gün olabilir ama benim için önemli. Nasıl önemli olmasın ki? Hepimiz bu dünyaya geleceği kurtarmak için gelmedik mi? O halde göreve getirildiğimiz günü kutlamak istememiz en tabii hakkımız. Ama gelin görün ki; bırakın geleceği kurtarmayı, vakit ilerledikçe birçoğumuz paçamızı bile kurtaramadığımızın farkına varıyoruz. Bunu da bize en iyi doğum günlerimiz anlatıyor.
Aslında doğum günleri sadece bir kandırmaca, hayatın bir süslemesi, bir makyajı… Aile çevresinde ufak bir kutlama… Doğum gününüzü hatırlayacak kadar size yakın olan dostlardan hediyeler, kutlama mesajları… Bankalardan, benzeri yerlerden gelen anlamsız kutlamalar.
Hatırlayanlara ve hatırlatanlara candan teşekkürler. Hepsi iyi de neyi kutluyoruz? Niye kutluyoruz? Bırakın geleceği, bugünü dahi kurtaramayışımızı mı?

1 Temmuz 2018

İlgili Haberler

Yazarlar