Eşber Erülgen

Ustalardan alıntılar

“YILLAR evvel Roma’yı ilk defa gördükten sonra, bu şehir rüyalarıma bile girer oldu. Yollarını günlerce arşınladığım, sokak sokak gezdiğim bu şehri çok beğenmiştim. Daha o yıllarda kendime sordum. Böyle bir başka şehir var mıydı? Cevabı hemen buldum: İstanbul… O zamanlar bu kıyası daha rahat yapıyorduk. Şimdi neden zorlaştı? Romalılar, şehirlerine babalarının evi gibi bakıyorken, biz neden ‘Birinci Roma’dan daha görkemli olan ‘İkinci Roma’yı çirkinleştirmeye çalışıyoruz?
Siyaset ve iktisat dünyasında yolsuzluklarını çok duyduğumuz İtalyanlar ecdat mirasını korumakta fevkalade muhafazakârdırlar.
Aşırı yapılaşma, İstanbul’un her zaman için özgünlüğü olan küçük yeşil alanların yok olması, kargir ve ağacın kaynaması bugün artık yok.
Boğaziçi’nde erguvanlardan bahsetmeye utanıyoruz. Mayıs ayında Boğaz’ın erguvanları, denir ki, “Burada bizim ceddimiz, bize göre bin misli çoklukla var” demek için görünürler. Aklı başında hiçbir insan artık yüzü kızarmadan Boğaz’ın erguvanlarıyla övünemiyor.
Biz birinci Roma’dan daha görkemli olan ikincisinin camilerini gölgelemek için çirkin gökdelenler yapıyoruz. Birinciden daha yeşil ve onun kırmızıları kadar uyumlu taş yapıları yok etmek için plastik medeniyetini getirdik. Geçmişte Boğaz’ın kenarındaki yeni Roma’da nüfus bu kadar sorumsuz artmadı ve sorumsuz yaşamadı. O eski Roma’da yaşayan köleler bile kendileriyle anket yapsanız Roma’yı sevdiklerini söylerlerdi. Roma tarih ve edebiyatının kalıntıları bunu gösteriyor.
İSTANBUL hâlâ Akdeniz’in metropolü. Onun nüfusuna ve mazisine benzer bir başka metropole, Kahire’ye benzeyen bir kadersizliğe düşmemek için şehrimize iyi bakmalıyız.
Müteahhit hunharlığına karşı Roma’daki arkeoloji otoritesinin, kanunlarının benzeri uygulanmalı ve her şeyden evvel İstanbul’u sevenlerin İstanbul’u olmalıyız ki onun üstündeki her değişikliği gözleyelim ve tedbir alalım.“
(21 Mayıs 2017 tarihli Hürriyet gazetesi, İlber Hoca’yla PAZAR BULUŞMASI sayfasındaki 2 BAŞKENT 2 KADER yazısından özetledim.)
“Süleymaniye’de Ayrancı Sokağı var. Elbette çok değişmiş ama aşağı yukarı “böyleydi eski İstanbul” diyebileceğimiz bir yer. Bir de Zeyrek’in bazı sokaklarında bu duyguyu hissedebilirsiniz. Çelişkili bir hal var burada. Bu sokakları semtleri kendi haline bıraktığınızda çürüyüp gidiyorlar. Müdahale etmek isterseniz, iyi bir şeyler yapmayı bilen de bulamazsınız.
Amsterdam’daki Denizcilik Müzesi’nde sonradan yapılan o 18. yüzyıl gemisini görmüştüm. Orada öğrendim. Gemiyi yapan marangozlar, o yüzyılın âletleri neyse onları kullanmışlar. O koca, anıt gibi gemi bitince de bu alanda çok ustalaşmışlar. Ardından bu marangozluk biçimi onlara hayat boyu garanti olarak sunulmuş. Bu tür işler yaparak, karşılığında da yüksek ücretler kazanarak yaşayıp gitmişler. Bizim de meslek okullarımız var, böyle insanlar yetiştirmeliyiz. Zira bize 16’ncı yüzyıl marangozu lâzım.“ (13 Mayıs 2017 tarihli Hürriyet Cumartesi ekinde Yenal Bilgici’nin, adı İstanbul’la özdeşleşen, bu şehrin birkaç uzmanından biri olan MURAT BELGE röportajından aldım.)
Geçen ay bu köşede Galataport inşaatının nasıl eskiyle olan bağları kopardığından şikâyetle, bir tesadüfle ilgilendiğim, Shelbourne Hotel’in revizyonunu konu etmişken, yukarıda alıntılar yaptığım yazılar karşıma çıktı. Aynı görüşlere temas ettikleri için aktarmak istedim.
Bu şehirde doğup yaşamış bir insan olarak, plansız, programsız, ehliyetsiz kişilerin menfaat hırsı ile, tarihi dokuyu yok edişlerine şahit oldum. 1940’lı yılların sonu ve 1950’lerin başı itibarıyla, laz kalfalar dönemi başladı. Büyük İstanbul yangınlarında geriye kalabilmiş, biblo gibi küçüklü büyüklü İstanbul ahşapları bu kalfalarca katledildi. Basit yığma inşaatlarla kârgire dönüştürüldüler. En sonunda ucube görüntüleri ile gökdelenleri diken, lâz kalfanın mektep görmüş, ancak mantalitesi aynı olan torunlarının devri geldi. Başımız sağolsun!..
Sayın Murat Belge’nin “Bize 16’ncı yüzyıl marangozu lâzım“ feryadı bu konunun özünü ifade etmektedir.
Sayın İlber Ortaylı’nın, “Roma’daki arkeoloji otoritesinin kanunlarını uygulama“ tavsiyesini de unutmamak gerekir.
İstanbul için söylenecek ve yazılacak daha çok şey var…

29 Haziran 2017

İlgili Haberler

AvivaSA’dan Türkiye’nin 10 yılı araştırması: %67, çocuklarının geleceğine garanti istiyor

AvivaSA, 10. yıl iletişim çalışmaları kapsamında “Türkiye’nin 10 Yılı” araştırması ile geçmiş ve gelecek 10 yıla ışık tuttu. Araştırmaya katılanların %67'si gelecek 10 yıl içinde “çocuklarının geleceklerini garanti altına almanın” ilk tercihleri olduğunu belirtti. Geçmiş 10 yıla ilişkin “Ah Keşke!” denen şey ise, en yüksek oranda (%34) “Keşke boş zamanlarımı daha dolu dolu geçirseydim” oldu. Araştırmada ayrıca, son 10 yıl içinde, Türkçe pop şarkısı ve şarkıcısı, Türk filmi, Türk dizisi, Türk sinema ve tiyatro oyuncusu ve Türk sporcusu gibi alanlarda, Türk insanının en başarılı bulduğu isimlere de yer verildi. Tarkan, Kenan İmirzalıoğlu, Arda Turan, Ali Sunal isimleri ve Recep İvedik filmi ile Diriliş Ertuğrul dizileri ilk sırada yer aldı.

“Dünyanın yarısının kullandığı işletim sistemindeki güvenlik açıklarına dair rapor trende unutulur ve…”

Lloyd’s ve Cyence tarafından yayımlanan siber risk raporunda siber saldırıların mevcut sonuçlarını daha iyi anlamak için iki senaryo üzerinden ilerleniyor. İki senaryo da, siber saldırılara karşı alınan önlemleri sağlamlaştırabilmek için analistlerin hayal güçlerinin bir ürünü. Oldukça ilginç olan bir senaryoya göre, bir siber güvenlik analisti, içinde küresel piyasanın yarısı tarafından kullanılan bir işletim sisteminin güvenlik açıklarına dair raporu trende unutuyor. Bu rapor “derin web” üzerinden satışa çıkarılıyor. Birisi de sistemdeki açıkları kullanarak maddi kazanç sağlamak amacıyla raporu satın alınıyor.

Yazarlar