Emin Özcan

Yazar yaşadığını yazar…

Türkiye’de bir deyiş vardır: “Yazar yaşadığını yazar” diye. Bu ay biz de öyle yapalım ve yaşadıklarımızı yazalım…

Geçen ay tatil için iki haftalığına Datça’ya gittik, hayat arkadaşım Işıl Özgüner’le birlikte. Yola çıkmadan önce internetten Bodrum-Datça-Bodrum feribot seferlerine rezervasyonumuzu ayarlayıp, sabah erkenden İstanbul’dan düştük yola. Ben yıllardır ehliyet almaktan kaytardığım için arabayı Işıl kullanıyor…

İstanbul heyula gibi bir kent. Böyle olunca İstanbul’dan çıkmak bile saatler alıyor.  Erken yola çıkmanın faydasını gördük ve erkenden Eskihisar feribot iskelesine ulaştık. Evde sadece kahve içmiştik, feribotta tost ve çayla karnımızı doyurup Topçular’dan ücretli otoyola geçerek fazla zorlanmadan Bursa’ya ulaştık. Ardından yollar, yollar, yollar. Susurluk’ta kahve, Akhisar’da yemek molası, sonra yine yollar, yollar…

Akşam üzeri Bodrum’a vardık. Bizim planımıza göre, akşam Güvercinlik’te kalacak ve sabah feribotla Datça’ya geçecektik. Fakat evdeki hesap çarşıya uymadı ve biz geceyi Bodrum’da geçirmek zorunda kaldık. Gam değil, kaldığımız otel feribot iskelesinin tam karşısındaydı ve sabah erkenden ve kolayca feribota bindik…

Bodrum-Datça feribotu İDO’nun feribotlarına göre oldukça küçük, yaklaşık 13 araç ve yüze yakın yolcu taşıyor. Bodrum-Datça arası 1 saat 45 dakika sürüyor; 1 çay, bir kahve 2 sigara derken Datça’ya ulaştık. Açık deniz lacivert ve çok güzeldi, feribota eşlik eden yunuslar da yolculuğun piyangosu oldu.

Feribottan Datça’nın Karaköy’ünde indik ve yaklaşık yarım saat sonra Işıl’ın ablası Alev’in evindeydik. Ondan sonra denizli günler başladı. Her gün başka bir koy, başka bir bük.

Datça’da bütün koylara karadan ulaşmak mümkün olmuyor. Öyle olunca biz de bir gün tekne turu yapıp karadan ulaşılamayan koyları dolaştık. 6 kişilik küçük bir tekne kiraladık ve 6 kişilik neşeli bir ekiple ver elini Datça’nın koyları dedik.

Uzunca bir yol gittikten sonra ilk durağımız Domuz Çukuru’nun hemen yanındaki küçük bir koy oldu. Deniz alabildiğine berrak, kıyıdaki taşlar rengarenkti. Ekipçe yüzdük, kıyıya çıktık. Bazı arkadaşlar taş topladı. İkinci durağımız Domuz Çukuru oldu. Masmavi bir deniz, anlatılamaz. Sahil, yemyeşil orman. Yeşillikler arasında tatlı su olduğu için buraya domuzlar iniyormuş ve koyun adı da buradan geliyormuş.

Domuz Çukuru’ndan sonra hemen koyun yanındaki Dilek Mağarası’nı ziyaret ettik. Orada da deniz muhteşemdi. Arkadaşlar önce mağaraya para atıp dilek tuttular, sonra da masmavi sularında yüzdüler… Kaptanımız Ayhan Çıralık da palet ve gözlükle dalıp, hem bizlerin hem de daha önce gelenlerin dilek paralarını toplayıp yevmiyeyi doğrultmaya çalıştı, ama bereketli bir gün olmadı…

Domuz Çukuru Datça’nın denizden gidilen en uzak koyu. Dilek Mağarası’ndan sonra dönüş yoluna girdik. İnceburun’da feneri dönüp, daha az çırpıntılı koylara doğru yol aldık. Teknemiz küçük olduğundan, büyük tur teknelerinin giremediği küçük koylara da rahatça girebiliyorduk. Dönüş yolunda ilk durağımız Kunta Kinte Koyu oldu. Yıllar önce burada zeytincilik ve hayvancılık yapan bir Rum yaşıyormuş, lakabı Kunta Kinte’ymiş ve koyun adı da buradan geliyormuş. Köfte, makarna ve salatadan oluşan öğle yemeğimizi bu koyda yedik.

Ardından adı konulmamış birkaç küçük koyda daha mola verdikten sonra Datça’nın en ünlü koylarından Akvaryum’a geldik. Akvaryum gerçekten görülmeye ve yüzülmeye değer muhteşem bir koy. Zaten dalış ekipleri de Akvaryum’da dalarak denizaltını inceliyorlarmış.

Akvaryum’da yüzdükten sonra, Kargı ve Mandalya koyları üzerinden deniz yolculuğumuz hız kazandı ve akşam üzeri biz Datça’ya döndük.

Tekne turu ve Datça’da karşılaştıklarım konusunda iki şeye dikkat çekmek isterim. Birincisi; Datça’da tekneler kıyıya çok yakın yerde sintine çektikleri için karadan gidilen koyların hemen hemen tamamında belli saatlerde köpüklenme oluyor ve insanlar denize giremiyor. İkincisi; tekne turuyla denizden gittiğim koyların tamamında kıyıdaki çam ormanları hastalanarak kurumaya yüz tutmuştu. Acaba orman mühendislerimiz buna bir çare bulamıyor mu? Yazık o çamlara…

Sayılı gün çabuk geçti ve bizim tatil bitti. Aslında dönüş yolculuğu gidişten daha eğlenceliydi. Ama yerimiz kalmadı. Esen kalın…

31 Temmuz 2017

İlgili Haberler

Yazarlar