Ali Erül

“Öğün, çalış, güven”

ÜYESİ olduğum bir iş ağının daveti ile İzlanda’ya gittim geçtiğimiz ay. 3 günlük bir etkinlik, muhteşem bir coğrafya, farklı ülkelerden düzinelerce kişi ile dopdolu birkaç günü birlikte geçirmenin keyfi…
Etkinliğin ikinci gününde ev sahibimiz olan şirketin düzenlediği toplantının özel konuşmacı konuğu da dünya (kadınlar) sıralamasında arka arkaya 117 hafta birincilik koltuğunda oturan Justine Henin idi.
Tenis takipçileri bu ismi iyi bilirler. “Kadınlar tenisinin Roger Federer’i”, “En güçlü tek el back hand’ci” gibi nitelemelerle diğerlerinden ayrı bir yere konulan bu başarılı sporcu çok küçük yaşta başladığı kariyerini ufak bir ara sonrası sadece 29 yaşında bitirip emekli olan gerçekten farklı bir şampiyon.
Bizim toplantımızdaki konuşmasının konusu da başarı nasıl kazanılır üzerineydi. Sorunlu aile ilişkileri, fiziksel dezavantajı gibi handikaplara rağmen bu ufak tefek Belçikalı kadın nasıl oldu da 2 yıldan uzun bir süre dünyanın 1 numarası olduğunu anlattı aslında bizlere.
Anahtar kelime inanmak, yapabileceğini hissetmek ve bu yolda ilerlemek. Teniste Wimbledon hariç tüm turnuvalarda şampiyonluk kazanmasına rağmen Wimbledon’ı hiç kazanamamasını da “Çünkü hiçbir zaman Wimbledon’ı kazanacağıma inanmadım, inanamadım” olarak açıkladı.
O gün öğleden sonra programda buzul tırmanışı vardı. 3-4 kişilik bir grup bir köşede tırmanışı konuşuyorlardı, endişeli olan 2 kişiyi diğer 2 kişi ikna etmeye çalışırken Henin yanlarına gitti ve “böyle bir tırmanışı daha önce hiç yapmadım ama yapmayı istiyorum ve yapabileceğimi biliyorum, sizler de aynı hisse sahip olun” dedi ve o gruptaki herkes öğleden sonraki tırmanışı Henin ile birlikte tamamladı.
Çok önemli bir şey daha söyledi. Başarı ve psikoloji ilişkisi. Ruh huzuru ve ruhsal denge olmadan başarının tesadüfi olduğu. Bunun içindir ki kurduğu tenis akademisinde geleceğin şampiyon adaylarını yetiştirirken sportif beceri ve çalışma kadar o gençlerin ruhlarının sağlığı ile de ilgilendiğini, yetkinliğini artırmak için psikoloji eğitimine başladığından da bahsetti Justine Henin.
Benim için öncelikli olan hep takım sporları olmuştur çünkü oldum olası başarıya ancak iyi bir ekip ile ulaşılabileceğine inanırım. Bunun içindir ki bizzat katılımcı ya da izleyici olarak takım sporlarını tercih ettim ve ön sıraları aldım hep. Ama bunun tek istisnası tenis oldu. Teniste özellikle tekler maçlarındaki o dayanıklılık performansları, zeka ile becerinin eşsiz uyumu, ve sonsuz rallilerin doyumsuz seyir zevki hep ayrı bir yerde oldu benim için. Fakat bu kadını tanıyıp dinledikten sonra gördüklerim kadar görmediklerimin de önemli olduğunu, gerçekçi ya da değil ama hedefe odaklanıp kendine inanmanın ne denli yüce bir ruh hali ve olgunluğu olduğunu idrak ettim.
Justine Henin ve benzerleri ülkelerinin gururu olurlar ve bizler böyle ortamlarda övgü ile bahsederiz kendilerinden. Ama sanırım esas öykünmemiz gereken bu başarılı sporcuların içinde oldukları fiziksel ve mental ortamları yaratmak geleceğin potansiyel kahramanlarına. Çünkü o ortamlar sağlandığında başarı ve ilerlemenin gelmesi kaçınılmaz.
Atatürk’ün söylediği gibi, “Aklını kullan, çalış ve güven”. Aklını kullanıp emek verirsen sonucunu alırsın, buna güven…
Görüşmek üzere.

30 Ekim 2019

İlgili Haberler

Yazarlar