Ekonomist Alkin: Acenteler dijital brokerliğe doğru kendini geliştirmeli

 Ekonomist Alkin: Acenteler dijital brokerliğe doğru kendini geliştirmeli

Sektörün dijitale doğru seyrinin durdurulamayacağını ifade eden ekonomist Prof. Dr. Emre Alkin, acentelere tavsiyelerde bulundu. Alkin, “Durum sigorta sektörünü ve acenteleri korkutuyor olsa da; acentelerin kabuk değişimine gitmeleri, bu programları kendileri yazmaları, bir firmanın acentesi olmaktansa dijital bir brokerliğe doğru gitmeleri gerektiğini ortaya koyuyor” diye konuştu. 

Ekonomist, danışman, yazar ve Altınbaş Üniversitesi Rektörü Yrd. Prof. Dr. Emre Alkin ile sigorta sektörünün bugününü, geleceğini ve Bireysel Emeklilik Sistemi’nin Türkiye için önemini konuştuk. Başta, düşük faiz ortamında sigortacılık uygulamaları hakkında bilgi veren Alkin, hükümetin son dönemde sigorta tarafındaki büyük ilgisini de değerlendirdi. Sigorta sektörünün 2020 yılında iş yapış biçimlerini teknik kârlılık ekseninde gözden geçireceğini ifade eden Alkin, “Daha kaliteli daha verimli çalışılması, hazırlanan poliçelerin daha dikkatli kesilmesi, hasar/prim oranlarının gözden geçirilmesi gerekecek” dedi. SEDDK’nın kuruluşun gecikmiş bir adım olduğunu belirten Alkin, devletin sigorta sektöründe ölçek oluşturmak için gerçekleştireceği adımları doğru bulduğunu dile getirdi. Alkin, BES ve OKS tarafında da değerlendirmelerde bulundu. Kendisinin gönüllü BES katılımcısı olduğunu söyleyen Alkin, BES’in değerinin tam olarak anlaşılabilmesi için vatandaşın sistemden nemalanması gerektiğini söyledi. Prof. Dr. Emre Alkin’in Sigortacı Gazetesi’ne yaptığı açıklamalar şöyle:

TEKNİK KÂRLILIK ARAYIŞI BAŞLAYACAK

2020 yılında düşük faiz oranları nedeniyle sigortacılıkta teknik kârlılığın öne çıkacağı konuşuluyor. Bu durum sektörü nasıl etkileyecek?  

1990’lardan beri Sigorta sektörünün içindeyim. Özellikle reasürans servislerinde ve çeşitli büyük şirketlerde hem danışmanlık hem de yönetim kurulu üyeliği yaptım. O dönemin faizleriyle bugünün seviyelerini karşılaştırırsak, komik seviyeler tartıştığımızı görüyoruz. Yine de toplanan primlerin nemalandırılması sigorta şirketlerinin kârlılıkları için çok önemliydi. Fakat bir süre sonra aktiflerin yönetimi farklı bir yöne doğru kaymaya başladı. Sadece Türkiye’deki sigorta şirketleri değil, bütün şirketler sabit getirili menkul kıymetlerden ve faiz getirisinden faydalanmaya başladılar. Otomatik bir bağlantı iddia edemeyeceğim. Faizler düştü, yaşasın teknik kârlılık gibi bir şey söylemem çok zor. Faizler düştü diye mecburen teknik kârlılıkta ilerlemek isteyecek olan firmalar olacak. Yani daha kaliteli daha verimli çalışılması, hazırlanan poliçelerin daha dikkatli kesilmesi, hasar/prim oranlarının gözden geçirilmesi gerekecek. Eskiden ciroya oynayan bir sektör vardı. Fakat ciroya ne kadar oynarsa oynasın milli gelirden çok küçük pay alıyordu. Bu durum değişmedi. Dolayısıyla faizler düşer düşmez mecburiyetten dolayı teknik kârlılık arayışı başlayacaktır diyebilirim. Faiz düştü, şimdi teknik kârlılık başlayacak çok iddialı bir açıklama olur, bunu yapamam. 

HÜKÜMETİN ATTIĞI ADIMLAR ÇOK ÖNEMLİ

Hükümetin açıklamaları, YEP’teki vurgu ve SEDDK’nın kurulması, kamudan sigortacılığa büyük bir ilgi olduğunu gösteriyor. Bunun sebebi sizce nedir? 

Kurumsal yatırımcı hem sermaye piyasaları hem de para piyasaları için çok önemli. Bir kurumsal yatırımcı sadece hisse senedinde alım satım yapan bir portföy yöneticisi değil aynı zamanda kocaman bir sigorta şirketi veya portföyü yöneten devasa bir emeklilik şirketi de olabilir. Fonların birikmesi tasarruf birikimi açısından çok değerli. Diğer taraftan da katma değer yaratmak ve fon talep edenle fon arz edeni buluşturmak için de önemli bir gelişme. Bu havuzlarda ne kadar çok para toplanırsa sigorta şirketlerinin elinin o kadar rahatlayacağına inanıyorum. Bireysel emeklilikten tutun da hayat sigortalarına kadar olan çok geniş yelpazede; bir zamanlar burun kıvırdığımız, cirosunu beğenmediğimiz, hep elementere kaçtığımız zamanlardan başka bir zamana doğru atlayabileceğiz. Gerçek fon büyüklüğü aslında bu bahsettiğimiz yerlerde kuruluyor. Yoksa hasar/prim oranlarının çok yüksek olduğu yerlerde ciro büyük fakat zarar bile oluşturabiliyor. Dolayısıyla hükümetin attığı adımların, özellikle bir düzenleyici otorite etrafında sigorta sektörünü birleştirmesinin çok önemli olduğuna inanıyorum. Hatta bence gecikmiş bir adımdır, daha önce atılması gerekiyordu. 

BİRLEŞMELER SEKTÖRÜN LEHİNE OLACAK

Kamu şirketlerinin birleşmesi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Konsolidasyon sadece sigorta sektöründe değil, otomotiv sektöründe de başlayan bir şey. Yapılar konsolide olmadan ölçeğe ulaşmak çok mümkün değil. Her ne kadar kamu destekli olsalar da gerekli prim/fon üretimine ulaşamıyorlar. Dolayısıyla; kamu şirketlerinin birleşerek, piyasayı da fazla bozmadan yeni davranışlar göstermesi sigorta sektörünün lehine olacaktır. Çünkü ölçeğe ulaşmak için birleşmek gerekiyor. Keşke Türkiye’de de bazı sigorta şirketleri birleşerek ölçeğe ulaşsalar. Ölçeğe ulaşmadan sigortacılık yapılamıyor. Biliyorsunuz, reasürans zorunlu ve zorlayıcı bir mecburiyetimiz. Keşke ülkemizde de büyük bir sigorta sektörümüz olsa ve özel sektörün de büyük bir reasürans şirketi olsa ama olamıyor. Bu da ölçek sorunuyla doğrudan doğruya alakalı. Yurt dışında sigorta şirketlerinin bankaları vardır. Bizde ise bankaların sigorta şirketleri var. Çok tuhaf bir durumdur bu. 

BES ÇOK ÖNEMLİ BİR TASARRUF ARACI

BES hesabınız var mı? BES’te gelinen noktayı nasıl buluyorsunuz? 

Zorunlu olmadığım hale, 45 yaşın üzerinde olduğum halde BES’i kullanıyorum ve BES’i önemli bir tasarruf aracı olarak görüyorum. Bunu zorunlu hale getirmek, devletin zorlayıcılığını ortaya çıkarmak belki herkesin itiraz ettiği bir durum oldu fakat devletin zorlayıcı hükümlerinin ne kadar haklı olduğu ortaya çıktı. Yani, BES’te azımsanmayacak bir noktaya gelindi. Arzu edilen seviyeye belki ulaşılamadı ama en azından zorunlu bir şekilde tasarruf edin denerek bireyler BES’e sokuldu ve büyük bir katılım sağlandı. Bundan sonra insanların BES’in nemasını görüp, “BES gerçekten iyi bir şeymiş, biz buna canıgönülden katılalım” diyerek ihtiyari olarak katıldığı bir seviyeye geliriz diye umut ediyorum. 

KULLANILABİLİR GELİR YOKSA SİGORTACIYA PRİM DE YOK

OKS’den bu kadar çıkış olmasını neye bağlıyorsunuz? 

Ekonomi zor durumda. İnsanlar tasarruf etmekte çok zorlanıyorlar. Bugün baktığımızda 4 kişilik bir ailenin yoksulluk sınırı belli. Aynı zamanda açlık sınırı da belli. Bu sınırlar çok yüksek. Açlık sınırı 3 bin liraya yaklaşmış durumda. İnsanlar sistemden çıkış yapmadan hayata nasıl devam edecekler? O 100-150 liranın bile ihtiyacında olanlar var, bunu anlayışla karşılamak lazım. Devletin görevi, vatandaşa tasarruf ettirecek, kullanılabilir geliri ortaya çıkarmaktır. Bu kadar çok verginin olduğu, bu kadar çok zorunlu mal ve hizmet üzerinde kesinti olduğu bir ülkede kullanılabilir gelir olmaz. Kullanılabilir gelir olmazsa sigorta için de prim üretilmez. Durum bu kadar basit. Sistemin zorunlu olması başta iyi sonuçlar verse de bu kadar çıkış yapılmasının sebebi sefalet ve fakirlik. Türkiye çocuk yaşta sefaletin en çok yaşandığı OECD ülkesi. Ailelere yapılan sosyal yardımın milli gelire oranı açısından da sonuncuyuz. ABD’den bile kötü olmak mucize. Bu konuda kötü olarak bilinen ABD’den daha da kötüyüz. Vatandaş ne yapsın, güzel bir şey olsa bile bundan faydalanamıyor. 

DEVLET GARANTİSİ ÖNEMLİ

Tamamlayıcı emeklilik sistemi konuşuluyor. Kıdem tazminatı da bu tarafa gidecek. Bunun yanında yeni sistemde işveren katkısı olması gerektiğini söyleyenler var. Bu konuda ne diyorsunuz? 

İşe başladığım ilk günden itibaren bu kıdem tazminatı sorununu çözemedim. Belli bir rakam birikiyor fakat bu rakam özel sektörü ödeme gücünün ötesine geçen bir duruma geliyor. Bunun bir garanti altına alınması lazım. İnsanların yıllarca çalışarak elde ettikleri, emeklerinin birikimi olan bu parayı işten çıktıkları zaman kullanmaları gerekiyor. Burada devlet tarafından garanti altına alınan bir formülle devam edilmesi önemli. Bu nedenle birikimlerin bir fona aktarılması “bu paralar başka yere harcanak” şeklinde bir muhalefet gördü. Doğrudur, harcanıyor. Ben bunu biliyorum ama devletin güvencesi altında olmak da insanları rahatlatıyor. Mesela konkordato ilan etmiş, batmış bir şirkette işten çıkarılan kişilerin kıdem tazminatlarını ebediyete kadar alamama durumları da var. Bunun kimden hesabını soracaksınız? Devlet de diyor ki; benden hesabını sor, bundan sonra ben sana vereceğim bu parayı. Şirketten de ziyadesiyle alacağını söylüyor. Şirket konkordatoya gittiğinde devlet el koyuyor ve borçları bir şekilde tahsil ediyor. Böylece kıdem tazminatı patronun devlete borcu haline geliyor. Bence bu nokta çok önemli. Devlet, bu benim vatandaşa borcumdur ama senin de bana borcundur diyor. Bu çok önemli bir aşamadır bence, kesinlikle yadsımamak gerekiyor. 

ACENTELER DİJİTAL BROKERLİĞE YOL ALMALI

Hem sigorta tarafında bir dijitale kayma var. Acentelerin bundan endişeli olduğunu biliyoruz. Sigorta sektörü nasıl bir dönüşüm yaşayacak? 

En son satıcı satar. Bunu asla unutmayın. Satıcının mahareti aslına poliçenin başarılı şekilde satılmasını sağlar. Milyonlarca dolar reklam veren şirketler olsa da son noktada acentedeki satıcı kime gönlü yakınsa onun poliçesini satıyor. Ben fintechlerin, dijital ortamın, uygulamaların; sigortada, bankalarda ve sermaye piyasasında çok etkin olacağına inanıyorum. Bu yazılımlar o kadar kuvvetli ki, kendi arzunuza ve isteklerinize göre hangi poliçeyi hangi şirketlerden almanız gerektiğini bu uygulamalar söyleyecek, prim kredi kartınızdan çekilecek ve iş bitecek. Bu kaçınılmaz durum sigorta sektörünü ve acenteleri korkutuyor olsa da, acentelerin kabuk değişime gitmeleri, bu programları kendileri yazmaları, bir firmanın acentesi olmaktansa dijital bir brokerliğe doğru gitmeleri gerektiğini ortaya koyuyor. Dijitalleşmenin önüne geçemeyiz. Bu nedenle, bizim yeni döneme ayak uydurmamız ve çalışan sayısıyla ölçtüğümüz iş değerlerini artık dijitallikle ölçemeye başlamamız gerekiyor. Aksi taktirde işsiz kalan çok olacak. En azından genlere bir firmada gelecek vadedip sonra 5 sonra kapatmak gibi nahoş bir durumla baş başa kalınabilir. O gençlerin gelecekleri bize emanet. Biz geleceği görmeden yatırım yapıp, insanları işe alıp, dijital çağın gereksinimleri karşısında firmaları kapatmaya başlarsa bu gençleri hangi işe koyacağız. Dolayısıyla biraz daha işin teknolojik tarafına eğilsek fena olmaz gibi geliyor bana. 

Umut Deniz Elçi
umut@sigortacigazetesi.com.tr

Avatar

Umut Deniz Elçi

İlginizi Çekebilir