Artan doğal afetler sigortaya olan talebi artırıyor!

Küresel ısınma ve iklim değişikliği ile artan doğal felaketler birçok ülkede olduğu gibi ülkemizde de ciddi can ve mal kayıplarına yol açıyor. Ülkemiz genelinde son yıllarda yaşanan şiddetli yağışlar sigorta sektörünü de ciddi şekilde etkiliyor. TSB verilerine göre yılın ilk 5 ayında yangın ve doğal afetler branşı içinde yer alan sel, deprem ve sel dışındaki doğal afet ile toprak kayması teminatlarında geçen yılın aynı dönemine göre artış gözlemleniyor.

Küresel ısınma ve iklim değişikliği en önemli riskler içinde hızla zirveye tırmanıyor. Dünya genelinde son yıllarda meydana gelen doğal afetlerin büyük kısmını kasırgalar, dolu fırtınaları, sert fırtınalar, seller ve aşırı derecede sıcaklık artışları ile beraber yaşanan kuraklıklar oluştururken, bu doğal afetlerin en büyük sebebi küresel ısınmadan kaynaklanan iklim değişikliği olarak adlandırılmakta. Ülkemizde de başta kuraklık ve seller olmak üzere meteorolojik ve hidrolojik afetler oldukça sık meydana geliryor. Yapılan araştırmalarda tüm ekstrem olayların yarısını fırtınalar oluştururken bunları seller ve dolu olayları izliyor.

Söz konusu faktörlerden kaynaklanan yeni risklerin ortaya çıkışı ve bu risklerin öngörülemez oluşu ise kurumları, sektörleri hatta ülkeleri zor durumda bırakabilirken, risklerin öngörülemez oluşu ve artan sayıda olması riski üstlenen ve yöneten sigorta sektörünü de ciddi şekilde etkilemekte. Sektör temsilcileri küresel ısınma ve iklim değişiklinin mal, ürün, büyükbaş hayvan, iş aksaması, motor ve sağlık sigortalarındaki zararlar üzerinde doğrudan etkisi bulunduğunu, bununla birlikte sigortacılık sektörünün verimliliği ve geleneksel iş modelini tehlikeye sokacak dolaylı etkisinin olduğunun da altını çiziyorlar. Sektör temsilcileri artan doğal felaketlerle birlikte sigortaya olan ihtiyacın artmaya başladığının altını çizerek, bu yönde başta bilinçlendirme olmak üzere ürün ve teminat yönlü çalışmalara da hız verdiklerine dikkat çekiyorlar.

İLK 5 AYDA PRİMLER 78 MİLYON TL’Yİ AŞTI

Türkiye Sigorta Birliği’nin (TSB) verilerine göre yılın ilk 5 ayında yangın ve doğal afetler branşı içinde yer alan sel sigortalarında 39.8 milyon lira, doğal ve sel dışındaki doğal afet sigortalarında 19.2 milyon lira, toprak kayması sigortalarında 19.3 milyon lira ile toplamda 78.3 milyon lira prim üretildi. 2018 yılının aynı döneminde ise sel sigortalarında 32.7 milyon lira, doğal ve sel dışındaki doğal afet sigortalarında 15.1 milyon lira ve toprak kayması sigortalarında da 15.5 milyon lira ile toplamda 63 milyon lira prim üretilmişti. Her üç branşta da yılın ilk 5 ayında geçen yılın aynı dönemine göre prim artış oranı %22 ile %28 arasında gerçekleşti.

DENİZLER YÜKSELİYOR

Deniz seviyesinin yükselmesiyle birlikte, fırtına dalgalanmalarının iç bölgelere ulaşarak ekonomik zararlara neden olacağını belirten Swiss Re, potansiyel olarak salgınları veya toksik küf gibi diğer halk sağlığı sorunlarını tetikleyebileceğini kaydetti.

Swiss Re ek olarak, “Hem fakir hem de zengin ülkelerdeki sağlık tesisleri, aşırı hava olayları gibi değişen iklim koşullarında servis sağlayabilmelidir. Sıcak günlerde soğutma sistemleri, taşkın güvenliği, acil durum gücü ve su kaynakları dünya çapındaki tüm sağlık tesislerinde standart hale gelmeli” ifadelerine yer verdi.

NE GİBİ ÖNLEMLER ALINABİLİR ?

Swiss Re raporda alınması gereken önlemleri ise şu şekilde sıraladı:  

* İklim değişikliği sorununu karşılamak için gereken acil halk sağlığı faaliyetleri artırılmalı.

* İklime duyarlı sağlık risklerinin önlenmesi için yapılan çalışmalar güçlendirilmeli.

* İklim değişikliğinin getirdiği değişen, artan riskleri absorbe etmeye yönelik uyarlanabilir bir beceri geliştirilmeli.

İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ SAĞLIK İÇİN DE TEHDİT

Reasürans devi Swiss Re, küresel ısınma ve iklim değişikliğini bir dizi küresel sağlık riskine ve ilgili diğer tehditlere doğrudan bağlayan yeni bir rapor yayımladı. Hayat ve sağlık sigortası alanında sigortacıları uyaran raporda; gerekli önlemler alınmazsa, iklim değişikliğinin etkileri sıcak sulardan, taşkınlardan, kuraklıklardan, yangınlardan ve vektör kaynaklı hastalıklardan ortaya çıkan risklerin önemli sonuçları olacağına dikkat çekildi.

“İklim değişikliğine daha fazla dikkat edersek, milyonlarca hayat kurtarılabilir ve sağlık hizmetleri üzerindeki yük azaltılabilir” denilen raporda, önlem alınmazsa, ölüm oranları ve sağlık maliyetlerinin yükselebileceğini ve bunun sağlık, işçi tazminatı ve hayat sigortası iş kolları açısından önemli sonuçları olacağına vurgu yapıldı. 

YAŞLI NÜFUS RİSK ALTINDA

Hareketin gözle görülebilir etkilerinden birinin ısı dalgalarının ciddiyeti ve coğrafyasındaki artış olacağını belirten Swiss Re, hızla yaşlanan nüfusla birlikte etkilenen bölgelerdeki yaşlı insanlar için ciddi bir risk oluşturabileceğini belirtti. Raporda, 2018’deki Kaliforniya orman yangınlarında açıkça görüldüğü üzere, şiddetli kuraklık koşullarının küresel orman yangını riski ve hava kirliliğinde de bir artışa yol açabileceği ifade edildi.

Swiss Re; göç, şehirleşme, gıda güvenliği, beslenme ve su kıtlığı gibi iklim değişikliğinin potansiyel etkileri, gelecekteki sağlık sigortacılığı ve sigorta şirketleri için ciddi zorluklar doğurabileceğini de ortaya koydu.

Rapora göre, günümüzde 2 milyardan fazla insan ‘su stresi’ olan bölgelerde yaşıyor. Temiz içme suyuna erişiminin zor olduğu, temizlik ve kişisel hijyenin sınırlı şekilde yapılabildiği bu yerlerde hava sıcaklıkların artarak yükselmesi bekleniyor.

AXA SİGORTA CEO’SU YAVUZ ÖLKEN: İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ KONUSUNDA
FARKINDALIK YARATMALIYIZ

Axa Sigorta CEO’su Yavuz Ölken, 2018 yılında dünya çapında meydana gelen doğal afetlerin maliyetinin 225 milyar doları geçtiğini söyleyerek, “İklim değişikliğinin kontrol altına alınamaması durumunda 2050 yılında kadar 200 milyon insanın göç etme tehlikesiyle karşı karşıya olduğu öngörülüyor” dedi.

Axa Sigorta CEO’su Yavuz Ölken, Dünya Ekonomik Forumu’nun Risk Raporu’nda iklim değişikliği ve şiddetli doğa ve hava olaylarını en önemli riskler olarak gösterildiğini söyleyerek “Cana ve mala yönelik olumsuz etkileri olan pek çok olayda olduğu gibi sigortacılık çözümleri yalnızca hasar anında insanların aklına geliyor. Ülkemizde de bu bakış açısının bir sonucu olarak zorunlu durumlar dışında sigorta güvencesinden faydalananların sayısının oldukça az olduğunu görüyoruz. Sektör olarak öncelikli sorumluluğumuz riskleri öngörmek ve gerekli önlemler alınmasını sağlamaktır. Ancak sigorta güvencesinin yetersiz kaldığı, geri dönüşü olmayan şiddetli doğa olaylarının sayısız örneği var. Bunlara yenilerinin eklenmemesi için hem bireylerin hem de kurumların sorumluluk duyması ve önleyici adımlar atması şart” diye konuştu. “Axa olarak son beş yılda bu konuya 35 milyon doların üzerinde yatırım yaparak 150’den fazla araştırma ve proje gerçekleştirdik” diyen Ölken, “Sektörün tüm oyuncularının bu konuda adım atmasının konunun geleceği açısından önemli olduğunu düşünüyoruz. Ayrıca Axa grubu son yıl içinde hem parametrik sigortaları yönetmek hem de dünya üzerinde iklim değişikliğini ve etkilerini daha doğru analiz etme konusunda Axa Climate şirketini kurmuştur” ifadelerini kullandı. 

Kömür ve karbon salınımıyla ilişkili faaliyetleri olan şirketlere teminat verilmeyeceğini söyleyen Yavuz Ölken, “Yeşil yatırımlarımızı 2020’ye kadar üç katına çıkarma sözü verdik. Yenilenebilir enerji kaynaklarının çevreye etkilerini göz önünde bulundurarak sürdürülebilir, doğa dostu enerji kaynaklarına destek veriyoruz. Müşterilerimizi bilinçlendirme noktasında da önemli çalışmalarımız var. Örneğin risk mühendislerimizin katkılarıyla tarım arazisi olan müşterilerimizi kuraklığa karşı damla sulama sistemi kurmaya teşvik ediyor, gerekirse yatırımlarına destek veriyoruz. Böylece kuraklığın etkilerinin azaltılmasından, verimli üretimden, üretimden doğan gelirin sigortalanmasından bahsedebilir hale geliyor. Yani üretim süreçlerinin tamamında müşterimizin yanında yer alıyoruz. Benzer risk yönetimi uygulamalarının yaygınlaşmasıyla sigortacılığın doğanın, toprağın ve hatta ekonominin gelişiminde bile ne denli önemli bir rolü olduğunun anlaşılacağını düşünüyoruz” şeklinde konuştu.

“İklim değişikliğinin etkilerini azaltmak adına ürünler de geliştiriyoruz. Türkiye’de sadece Axa Sigorta olarak bizim sunduğumuz ve dünyada da öncülerinden olduğumuz parametrik sigortalarla turizm, enerji, havacılık, inşaat gibi iklim değişikliğinden etkilenen ve bu etkilere karşı özellikle savunmasız olan sektörleri ilgili risklere karşı koruma altına alıyoruz. Çünkü iklim değişikliğinin etkileri artık fiziksel hasarların da önüne geçmiş durumda” diyen Ölken sözlerini şöyle sürdürdü: “Sıcaklık, yağış gibi hava olayları sektörlerin iş yapış şekillerini, cirolarını, gelirlerini doğrudan etkiliyor. Parametrik sigorta ürünlerimizle yağış miktarı, sıcaklık, alan verimi, kuraklık endeksi gibi parametrelerde farklı teknolojilerle elde ettiğimiz verileri kullanıyoruz. Örneğin hidroelektrik santrallerde elektrik üretimi için önemli bir faktör olan yağışların az olması durumlarına karşı parametrik sigorta ürünümüzle müşterimize destek verebiliyoruz.”

İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ EVRENSELDİR

“Küresel ısınma ve iklim değişimi tek bir kurum veya kuruluşun üstesinden gelebileceği bir konu değildir, evrensel bir konudur ve hepimiz üzerimize düşeni yapma gayretindeyiz. Sigorta sektöründe bu konuda birçok şirketin farkındalık yaratma çabalarını da destekliyoruz ve bizde bu konuda odağımızı arttırarak sürdürmeye devam edeceğiz” diyen Yavuz Ölken, “Geçtiğimiz 3 ay boyunca enerji sektöründen tarıma turizmden sağlığa doğal yaşam korumadan yeşil binalara birçok örneği yerinde gördük sorunları anladık. Kurumsal sorumluluk haftamız temmuz başında gerçekleştireceğiz bu kapsamda da iklim değişimi ve çevre konularında farkındalık yaratacak aksiyonları görüyor olacağız” diye konuştu.

Bireysel olarak alınabilecek en büyük önlemin kaynakların doğru kullanımı olduğunu belirten Ölken, “Su ve elektrik tüketimine dikkat edilmesi, tüketim ve beslenme alışkanlıklarını değiştirmek, geri dönüştürülebilir malzemelerin doğru ayrıştırılması, mümkünse atıkların yeniden kullanım yoluyla azaltılması gibi basit adımlar bile büyük fark yaratabilir. Karbon emisyonunun azaltılmasına katkı sağlamak en önemli başlık gibi duruyor , daha az araç kullanmak , klimaları kullanmamak gibi başlıca basit önlemler dikkat çekmelidir. Çamaşırları soğuk suda yıkamak karbon emisyonunda yıkama başına 0.5 – 6 kg arasında azalma sağlayacaktır. Daha kısa süreli duşlar, daha çok toplu taşımadan faydalanmak… Bunların tümü farkında olmasanız da iklim değişikliği için değerli adımlar olacaktır. Ancak en önemlisi çocuklarımızın ve gençlerin mutlak suretle farkındalığını artırmak durumundayız. Bu konuda çok çaba sarf etmeliyiz” diye konuştu.

“İklim değişikliğinin sebep olduğu ya da etkilerini derinleştirdiği birçok doğa olayı olduğu çeşitli araştırmalarla ortaya konmaktadır. Bu kapsamda kar ağırlığı, dolu, sel, fırtına olarak ortaya çıkan bu doğa olayları, sigorta şirketleri tarafından sigortalıların can ve mal güvenliğini korumak için sigortalanmaktadır. Teminat verme sürecinde her sigorta şirketinin kendi risk kabul esasları, risk değerlendirme haritaları ve fiyatlama modelleri bulunmaktadır.

Bu riskler genel itibariyle birçok teminatı aynı anda içeren paket poliçeler içerisinde verilmektedir. Bu sebeple sigortalıların, satın aldıkları paket poliçe içerisinde bu teminatların yer aldığını aracılarından teyit etmeleri ve teminat şartlarının neler olduğunu öğrenmeleri önem teşkil etmektedir. Ayrıca doğal kaynaklara ihtiyaç duyulan enerji yatırımları başta olmak üzere doğa olaylarından direk etkilenen sektörler için parametrik sigortalar artık gündemde olmak durumundadır” diyen Yavuz Ölken sözlerini şöyle noktaladı: “İklim değişikliği temel olarak sigorta sektörünün geçmişte tecrübe ettiğinden daha farklı bir hasar gelişimi ve maliyeti ile karşı karşıya kalmasına neden olmaktadır. Bu noktada sektör fiyatlama ve reasürans modellerini bu değişikliklere karşı güçlendirmekte big data ve yeni modellemeler ile öngörü becerilerini artırmaktadır ancak geç kalınırsa tabii ki finansal zorluklarla karşılaşması muhtemeldir, sektör oyuncularının mutlak suretle rezervlerini doğru saklamaları gerekmektedir.”

TARSİM GENEL MÜDÜR VEKİLİ ZEKİ KARAKURT: ÜRETİCİLERİ TEDBİR ALMAYA ÇAĞIRIYORUZ

TARSİM Genel Müdür Vekili Zeki Karakurt, iklim değişikliği sonucunda meydana gelen afetlerin sonunda ortaya çıkacak zararların minimize edilmesi ve risklerin yönetilmesinin, modern tarımın ayrılmaz bir parçası olduğunu belirtti. 

TARSİM Genel Müdür Vekili Zeki Karakurt, iklim değişikliğinin son yılların en önemli global sorunlarından birisi haline geldiğine dikkat çekerek, “İklim değişikliği sonucunda ortaya çıkan doğal afetler, yıllar itibarıyla gerek frekans gerekse verdikleri zarar açısından şiddetini artırmaktadır. Ülkemiz, hem verimli topraklara ve su kaynaklarına sahip olması hem de dört mevsimin yaşanabildiği bir konumda olmasından ötürü birçok tarımsal ürünün anavatanı olup, bu anlamda, dünyada söz sahibi olan ve küresel ölçekte rekabet edebilen güçlü ülkelerden birisidir. Bu nedenledir ki; tarım faaliyetlerine etki edebilecek risklerin etkin bir şekilde yönetimi konusu, ülkemiz açısından çok daha kritik bir öneme sahiptir” diye konuştu. 

Karakurt, son dönemde Antalya’da yaşanan hortum ve fırtına sebebiyle seralar ve açık alanda turunçgiller, Mersin, İzmir ve Hatay’da sel-su baskını nedeniyle ıspanak, buğday ve narenciye ağırlıklı olmak üzere pek çok ürün, Malatya’da don sebebiyle kayısı, Manisa’da önce dolu, takip eden günlerde ise don sebebiyle üzüm, Adana ve Mersin’de dolu nedeniyle şeftali, nektarin ve erik grubu meyvelerin etkilendiğini söyledi. Karakurt, “Takip eden günlerde şiddetli fırtına, Giresun ve Ordu’daki fındık bahçelerine zarar vermiştir. Yine dolu nedeniyle, Çorum, Kırşehir, Amasya, Kırıkkale ve Kastamonu’da başta tahıllar olmak üzere sebze ekilişleri ve tarla ürünleri ile pek çok ürün zarar görmüştür. Son olarak, Ordu’da dolu nedeniyle fındık ve Eskişehir’de yine dolu nedeniyle tahıllar ve sebze ekilişleri ciddi anlamda zarar görmüştür” dedi. 

“Tüm bu yaşananlar, insanoğlunun doğaya karşı koymasının mümkün olmadığını gözler önüne sermektedir” diyen Karakurt sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu nedenden ötürü, afetlerin sonunda ortaya çıkacak zararların minimize edilmesi ve risklerin yönetilmesi, modern tarımın ayrılmaz bir parçasıdır. Ülkemizde TARSİM, tam da bu noktada üreticilerin hayatında çok önemli bir role sahiptir. Ulusal ve yerel televizyon kanallarındaki çeşitli programlara ev sahiplikleri yapılarak sigorta branşları, kapsam, üretim-hasar süreçleri ve yenilikler hakkında bilgilendirmelerde, tarım sigortası yaptırılması konusunda çağrıda bulunulmaktadır. Bilgilendirici nitelikte hazırlanan kitapçık, broşür gibi basılı ürünlerle de tanıtım çalışmaları desteklenmektedir. Tüm bunlara rağmen, en etkili tanıtım araçlarından birinin, yaşanan hasarlar ve çevreden alınan tavsiyeler olduğunu ifade edebiliriz. Üreticilerimize şiddetle önerimiz, başlarına herhangi bir tabii afet gelmeden harekete geçmek ve ilgili sigorta acentelerine giderek tarım sigortasının sağladığı avantajlar hakkında bilgi sahibi olmak ve poliçe talebinde bulunmaktır.” 

TEKNOLOJİ İLE TARIM BİR ARADA

Teknolojinin gelişmesiyle birlikte modern tarımın da çıtasının yükseldiğine vurgu yapan Karakurt, “Tarım alanında teknolojik gelişmelerin en önemlilerinden birisi de tahmin ve erken uyarı sistemleridir. Bu sistemler yöre çiftçisine, ilçe halkına ve sonuç itibarıyla ülke ekonomisine önemli katkılar sağlamaktadır. Bunun yanı sıra üreticiler, tarımsal faaliyetlerini sürdürürken can ve mal kaybını azaltmak ya da önlemek için ve doğal afetlerin etkisinden korunmak üzere çeşitli önemler alabilmektedir. Örneğin, ‘dolu’ riski için dolu ağı ve örtü sistemleri, ‘don’ riski için rüzgâr pervaneleri, sisleme ve yağmurlama sistemi meydana gelebilecek zararları engelleyici ve belirli ölçüde azaltıcı etkiye sahiptir. Yine seralar için, çevre betonu olmasının, hasarın etkisini belirli ölçüde azalttığı ya da ortadan kaldırdığı bilinmekte ve bu doğrultuda önlemler alınmaktadır. TARSİM, bu kapsamda üreticileri bu tedbirleri almaya teşvik etmek üzere kolaylıklar sağlamakta ve bunları alanlara sigorta primlerinde indirimler sağlamaktadır. Tüm bunlara rağmen, az önce de ifade ettiğimiz gibi; doğaya karşı konulabilmesi, doğal afetlerin ve çeşitli risklerin beraberinde getireceği zararların tam manasıyla engellenebilmesi mümkün değildir. Ancak meydana gelecek zarar ve ziyanın telafi edilmesi ve kayıpların yerine konulması anlamında üreticiler için tek ve en etkili yöntem, tarım sigortasının ihmal edilmeden ve zamanında yapılmasıdır” diye konuştu. 

SİGORTA BİLİNCİ SAĞLANIRSA TARİFELER DE DÜŞER

Devlet Destekli Tarım Sigortalarında, tarife fiyatları ve uygulama esaslarının sigorta prensipleri çerçevesinde detaylı analizler sonucunda belirlendiğine işaret eden Karakurt, “Devlet Destekli Tarım Sigortalarında sigorta bilincinin artırılması, sigortanın yurt geneline yaygınlaştırılması ve dolayısıyla sigortalılık oranının artırılması ile mevcutta uygulanan tarife fiyatlarının daha da aşağıya inmesi mümkün olabilecektir. Özellikle de sigorta primine devletimizin %50 ile %67 oranında yaptığı prim desteği ile uygulanan tarife fiyat ve şartların sigorta tekniğine uygun olduğu düşünülmektedir. Mali yeterliliğimiz ile birlikte özellikle ulusal ve uluslararası reasürörler ile yapılan anlaşmalar ile ödeme kapasitesi artırılmakta ve mali yeterlilik bir bakıma koruma altına alınmaktadır. Ayrıca devletimizin prim desteğinin yanı sıra ‘Hasar Fazlası Desteği’de sistemin en büyük ve önemli gücü ve güvencesidir” diyerek sözlerini sonlandırdı.

DOĞA SİGORTA GENEL MÜDÜRÜ COŞKUN GÖLPINAR: DÜNYAYI İKLİM DEĞİŞİMİ KAYNAKLI KRİZLER BEKLİYOR

Doğa Sigorta Genel Müdürü Coşkun Gölpınar, iklim değişikliği sonucunda aşırı yağmurlar ardından sel ve su baskını; fırtına, hortum ve dolu hasarlarıyla daha sık karşı karşıya kalındığını söyledi. 

Doğa Sigorta Genel Müdürü Coşkun Gölpınar, aşırı hava olaylarının önceden tahmin edilebilmesinin çok zor olduğunu, bu sebeple hasardan kaçınabilmek için önlem almanın zorlaştığını söyledi. Gölpınar, “İklim değişikliği, zincirleme olarak hayatın akışını sekteye uğratıp ekonomiye de zarar veriyor. Dünyayı iklim değişikliği kaynaklı gıda ve su krizleri bekliyor. Bu durumda iklim değişikliği kaynaklı hasarlara karşı en iyi korumanın sigorta olduğu ortaya çıkıyor. Sigorta sektörü olarak hasarı ödeyerek daha büyük krizlerin ortaya çıkmasını engelliyoruz. İklim değişikliği kaynaklı hasarlar, eğer sigorta yoksa zincirleme olarak daha büyük krizler yaratabiliyor. Bunun önüne geçmenin en uygun yolu sigorta olarak görünüyor” dedi.

“İklim değişikliği ve küresel ısınmanın hayatımızı ve insanlığı etkileyen önemli bir problem olduğu aşikardır. Bilimsel verilere göre, Türkiye de küresel ısınmanın ve iklim değişikliğinin zararlı etkilerini yaşayacaktır. Bu etkinin şiddetinden korunmak adına ağaçlandırma çalışmalarının yapılması ve ormansızlaşmanın önüne geçilerek sera etkisinin en aza indirilmesi gerekmektedir” diyen Gölpınar, “Doğa Sigorta olarak, çalışanlarımızın da işbirliği ile ağaçlandırma faaliyetlerine destek olmaktayız. Şirket çalışma prosedürlerimiz maksimumda bilgisayar sistemleri üzerinde çevrimiçi olarak gerçekleşmekte, böylece büyük ölçekte kağıt tasarrufu yapmaktayız” diye konuştu.

İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ ARTIK HAYATIMIZIN BİR PARÇASI

İklim değişikliğinin hayatımızın bir parçası olduğunu ve mücadele etmenin uzun yıllar süreceğini kaydeden Coşkun Gölpınar sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu süre içinde iklim değişikliğine adapte olup kendimizi korumanın yollarını aramalıyız. Doğa Sigorta olarak hasar sonrası hızlıca ödemeleri gerçekleştirerek sigortalılarımızın hayatına kaldığı yerden devam etmelerine destek oluyoruz. Kasko sayesinde araçlardaki hasarın giderilmesi ile birlikte mini onarım, yol yardım, ikame araç gibi hizmetlerle sigortalının hayatına sorunsuz bir şekilde devam etmesine yardımcı oluyoruz. Doğa Konut Paket Sigorta Poliçesi’ne sahip olan sigortalılarımızın herhangi bir hava olayı sonucu gördükleri zararı karşılıyoruz. Bunun yanında; boya, badana veya dekorasyon masrafları, elektronik cihaz, hasar nedeniyle yapılacak ikametgah değişikliği masrafları ve mal sahibi veya kiracının kira kaybı teminatlarına da sahip oluyorlar. Serası veya tarlası zarar gören çiftçilerimizi de Devlet Destekli Tarım Sigortaları ile güvence altına alıyoruz.”

Coşkun Gölpınar, küresel ısınma ve iklim değişikliğine karşı alınabilecek önlemleri şöyle sıraladı: “Küresel ısınmanın en büyük nedenlerinden karbondioksit ve sera gazlarının salınımının artışı ve tarım arazisi elde etme, imar alanı açma gibi sebeplerden dolayı ormansızlaştırma oluşturmaktadır. İlk önce ısıtma, soğutma ver ulaşımda kullanılan benzin doğal gaz ve kömür gibi fosil yakıt kullanımını azaltmak, karbondioksitin atmosfere salınımını engellemek için, karbondioksitin tükenmiş gaz sahalarına ve eski tuz madenlerine gömülmesi gerekmektedir. Fosil yakıtlar yerine, tarım ve organik atık ve artıklardan oluşan katı biyokütle, biyogaz ve biyo sıvılardan elde edilen bioenerji kullanılmalıdır. Bireysel olarak biz vatandaşlar ise; evlerimizde merkezi sıcaklığı azaltarak, duvar çatı zemin ve ısıtma borularımızı yalıtarak, laptop, bilgisayar gibi elektrikli cihazlarımızı bekleme konumunda bırakmak yerine kapatarak, geri dönüşüm atıklarımızı ayırarak, küresel ısınmaya karşı mücadelede destek olabiliriz.”

İklim değişikliğine bağlı olarak; sel,fırtına, erozyon, kuraklık gibi olayların arttığını, deniz seviyesinin yükselmesiyle tarım alanlarının daraldığını; çığ, sel, taşkın gibi doğal afetlerin sayısının ve şiddetinin artmasına neden olduğunu belirten Coşkun Gölpınar, “Bu durum, sigorta teminatı kapsamındaki hasarların büyük boyutlara ulaşmasını, sigorta sektöründeki şirketlerin finansal açıdan zor duruma düşmelerine neden olmaktadır. Kârlılığın düşmesi, beklenmedik ve büyük kayıpların yaşanmasıyla birlikte, sağlanan teminatlar bedelleri, bu hasarlar karşısında yeterli olmayacaktır. Beklenen ve gerçekleşen hasarlar arasındaki bu uçurumu kapatmak için sigorta şirketleri; bazı riskler için özel şartlar ve muafiyet eklenmesine karar verebilmektedir. Bu yüzden, iklim değişikliğinin sonuçları günümüz şartları ile değerlendirilirse, doğru fiyat ve şartlar sunulduğu düşünülmektedir” şeklinde konuştu.

Gölpınar sözlerini şöyle noktaladı: “Sigorta şirketleri yapmış oldukları reasürans anlaşmaları ile kendilerine koruma satın almakta ve tüm riskleri paylaştırmaktadır. Riskin hepsinin sigorta şirketinin üzerinde kalmaması ve paylaştırılması, katastrofik hasarlar için ayrı bir korumanın daha devreye giriyor olması sebebiyle, bu tür hasarlar sigorta şirketlerini mali olarak sıkıntıya sokmamaktadır.”

KÜRESEL ISINMA ENERJİ TALEBİNİ %50’DEN FAZLA ARTIRABİLİR

Avusturya Uygulanmış Sistemler Analizi Merkezi (IIASA), Boston Üniversitesi ve Venedik Ca’Foscari Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırmaya göre küresel ısınma makul bir şekilde ilerlese bile 21. yüzyılın ortalarına doğru enerjiye olan ihtiyaç küresel bazda ciddi oranda artacak.

Nature Communications dergisinde yayınlanan araştırmada, 2050 yılına gelindiğinde aşırı küresel ısınma gerçekleşmemesi durumunda bile enerji ihtiyacının %11-27 bandında artacağı, yüksek seviyede bir ısınma durumunda ise enerji ihtiyacının %25-58 seviyelerine kadar çıkabileceği sonucuna ulaşılıyor.  

Esra Nur Mocu
esra@sigortacigazetesi.com.tr

Hande Bostanoğlu
hande@sigortacigazetesi.com.tr


16 Temmuz 2019

İlgili Haberler

Yazarlar