Sema Tüfekçiler

Beynin mutluluk ayarları

BEYNİMİZ tıpkı bir kas gibi çalıştırdıkça daha güçlü hale gelen bir fiziksel sistemdir. Biz insanlar da dahil olmak üzere bütün memeliler kendilerini güvende, tatmin olmuş ve bağlantılı hissettiklerinde mutlu, neşeli, meraklı ve yaratıcı hale gelir. Bütünüyle uyumlu tarzda kalabildiğimiz sürece beynimizin alt tabakalarında yatan nörobiyolojik stres, korku, hayal kırıklığı ve acı çekme yavaş yavaş yok olur. Beynimizde nefret, açgözlülük ve bağımlılık için (kısacası ihtiras için) çok daha az bir zemin olur.
Stresli olduğumuz zamanlarda beynimizin ve vücudumuzun kırmızı alarm durumuna geçtiğini hepimiz yaşamışızdır. Böyle durumlarda olumsuz duyarlılık baskın hale gelir. Kötü haberlere karşı daha duyarlı hale geliriz. Olumsuz duyarlılık, hayatta kalmamıza yardım etmek amacıyla vardır, bu haliyle gayet masum görünüyor fakat aynı zamanda bizim kendimizi kötü ve kederli hissetmemize ve olaylara aşırı tepki vermemize sebep olur.
Beynimizi yeşil alarm haline sokabilmek ise büyük ölçüde bizim elimizdedir. Riskleri ve acıları görüp sürekli onlara tepki vermek yerine fırsatları ve hazları görüp beynimizi onlara karşı duyarlı hale getirebiliriz.
Primatlar ve ilk insanlar hayatta kalmak için tutkuyla istemeye ve acı çekmeye hazır bir beyin geliştirmişlerdir. Beynimizin genleri iletmeye yönelik olan bu yapısı günümüzde neredeyse bir tasarım hatası olarak karşımıza çıkmaktadır. Çünkü artık olumsuz duyarlılığın maliyeti kazançlarını büyük ölçüde aşıyor, hem sağlığımız, hem de ilişkilerimiz açısından yıpratıcı oluyor.
Bu durum dünyaya pembe gözlüklerle bakmak değil, beynimizin puslu gözlüklerle bakma eğilimini azaltmak olarak düşünülebilir. Bu bakış açısını sürekli bir şekilde özümseyerek zamanla bir nöral altyapıya dönüştürmek mümkün. Bu sürecin en önemli yapıtaşlarından biri kendimize iyi bir dost olmak, kararlılık ve inanç ile üzerimizdeki baskıyı, gerginliği ve kendini tüketme duygusunu rahatlama, tatmin ve değer duygusuna dönüştürebilmekte yatıyor.
Modern dünya ve ekonomi sürekli tüketimi pompalıyor, bu sebeple beynimiz sürekli daha çok ödülün peşine düşmek için teşvik ediliyor. Haberleri izlediğimizde dünyanın tehlikelerle ve acılarla dolu bir yer olduğunu görüyoruz ve bunlara müdahale edemiyoruz büyük ölçüde. Bütün bunlar beynimizi sürekli kırmızı alarm durumunda tutuyor. Beynimiz sürekli Taş Devri kodlarında çalışıyor. Sonuç, sürekli yaşanan stres ve bir kısırdöngü gibi vücudumuzda dolaşan kortizol hormonu.
Günümüzde aşırı yeme, uyuşturucular ve alkol, bilgisayar oyunları, teknolojik bağımlılık ve diğer bağımlılıklar yoluyla kendimizi iyileştirmeye ve stresimizi hafifletmeye çalışıyoruz. Oysa beynimiz olumlu bir döngü içinde olduğunda kendimizi daha iyi hissederiz ve beynimizde bağımlılıklar için daha az açlık duyarız.
Hayatı bir fırsat olarak görmek, tüm zorluklara rağmen güzel şeylerin olduğunun da farkına varmak, zorlukların ve acının ortasında bile içsel güçlerimizi devreye sokmak giderek beynimizi yeşil alarm durumunda tutacak ve iyi bir yaşantının potansiyel temelini oluşturacaktır.
Bütün bunları yaparken nerden başlasak acaba diye düşünüyorsanız eğer benim önerilerim şöyle olacaktır; başkalarının mutluluğunun öncelikle siz değil onların elinde olduğunu düşünün, bedeninizi yoga, spor ve nefes ile rahatlatın, sakin olun, daha az mükemmeliyetçi olmaya çalışın, bir süre teknolojiden, e-postalardan ve sosyal medyadan uzak durun, zihninizin sizi kontrol etmesine izin vermeyin, siz onu kontrol edin, kalbinizdeki boşluğu doldurmak için her zaman sevildiğinizi ve değer gördüğünüzü bilin.

29 Ağustos 2019

İlgili Haberler

Yazarlar