Çetin Alanya’nın kaleminden: Osman Yücesan’ın ardından…

 Çetin Alanya’nın kaleminden: Osman Yücesan’ın ardından…

Sigorta sektörünün duayeni Çetin Alanya, sigorta brokerliği mesleğinin Türkiye’deki öncülerinden olan ve 16 Mayıs’ta vefat eden Osman Yücesan hakkında bir veda yazısı kaleme aldı.

“Sigorta sektörümüzün gerçek duayenlerinden, bana göre kilometre taşlarının en önemlilerinden biri olan Osman Yücesan’ı 16 Mayıs 2020 Cumartesi sabaha karşı kaybettik. Onun ardından bir yazı yazmak bana düşer mi acaba diye çok düşündüm. Hem meslek hayatıma hem de iş dışı özel hayatıma çokça dokunmuş olan Osman Bey’i anımsamak ve ilerde belki Türk sigorta sektörünün insan portreleri galerisini araştırıp öğrenmek isteyenlere ve sigortacılık tarihimize bir not düşmek için O.Y.’nin ardından yazmayı onun adına bir görev bildim. Bu yazı kendisine son bir teşekkürümü ifade eden bir yazı… O.Y., Osman Bey’in kendisinin de dahil olduğu bizim küçük grubumuzdaki adıydı. Ben ve Necdet Atakul hariç diğer grup üyeleri ona hep O.Y. diye hitap ederlerdi. O bizim O.Y.’mizdi. Şimdi yok. Nur içinde yatsın…

Osman Yücesan, Kırım’dan göçmüş bir ailenin oğlu olarak hayata yaklaşık 94 yıl önce başlamış, çok mütevazı şartlarda çocukluğunu geçirmiş ve Devlet Parasız Yatılı Sınavı’nı kazanarak orta öğrenimini Galatasaray Lisesinde tamamlamıştı. Daha sonra da İÜ İktisat Fakültesi’ni bitirmişti. Rastlantılar onu başlangıçta hayat sigortası satıcılığına sürüklemiş ve Anadolu’nun en ücra köşelerine kadar gidip hayat poliçesi satarak geçimini sağlamaya çalışmıştı. Daha sonra Milli Reasürans tarafından Londra’ya sigortacılık bilgi ve görgüsünü artırmak için gönderilmişti. Milli Reasürans, Genel Sigorta ve Doğan Sigorta’da çalışmıştı, Doğan Sigorta’dan ayrıldığında, Genel Müdürlük unvanının kullanılmadığı bu şirkette Şirket Müdürü idi.

Osman Bey çok zeki ve çalışkan bir insandı. Müdürlük görevinden ayrıldığında, ben de dahil birçok eski genel müdürün yaptığı gibi oturup iş teklifi beklememiş ya da köşesine çekilmemiş, San Sigorta Acenteliğini kurmuştu. Ben kendisini 1975 yılında San Sigorta’da tanıdım. Beni şirkete memur olarak almak isteyen Destek Reasürans’ın Genel Müdürü rahmetli Tacettin Aliefendioğlu bana “Sizi bir de bizim müşavirimiz Osman Bey görsün, o evet derse sizi başlatırım” demişti. O ilk görüşmeden bu yana 45 yıl geçti. Osman Bey önce bir meslek büyüğüm, sonraları arkadaşım ve dostum olarak hem iş hayatımda hem iş dışı hayatımda çok önemli roller oynadı, birlikte çok kaliteli zamanlar geçirmemize neden oldu.

Bu 45 yıl zarfında ilişkimiz hiç kesintiye uğramadan devam etti. Kendisi ile en son 6 Ocak 2020’de Arnavutköy’de bir akşam yemeğinde beraber olduk. Ondan sonra da bugüne kadar haftada en az iki kere telefonla görüştük. Bir ay kadar önce posta ile son okuduğu kitaptan bir nüsha adresime yolladı. İş Bankası Yayınlarından Fazıl Doğan’ın “Milli Mücadele Hatıralarım” isimli küçük bir kitaptı bu…

45 yıllık dostluğumuz süresince edindiğim izlenimlerden bir Osman Yücesan portresi çizmek isterim.
Öncelikle Atatürkçü biriydi. Bunu söylemem lazım zira bu özelliğinin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Son bir iki yılda okuduğu kitapların hemen hepsi Milli Mücadele ile ilgili kitaplardı. Alev Çoşkun’un eserlerini büyük bir beğeni ile okudu. İsmet İnönü’nün “Hatıralarım”ı üzerinde çok durdu. Vefatından üç dört ay öncesine kadar okudu, okudu… Çok okuyan, bu nedenle de çok bilen biriydi.

İkincisi müthiş bir genel kültürü olan bir insandı. Çok okuduğu için tarih bilir, sanat bilir, müzik bilirdi. Klasik Batı müziğini vefatından yaklaşık dokuz on ay öncesine kadar hemen her hafta bir ya da iki konsere gidecek kadar çok severdi. Aklımda Beethoven’in “Triple Concerto”sunu çok sevdiği kalmış. Klasik Batı müziğini çok iyi bilirdi. Yıllarca yurt dışındaki en tanınmış Klasik Müzik Festivallerine taşındı durdu. O festivallerden birinde 2013 yılında tanıdığı genç bir viyolonselist kızımızın elinden tuttu, bu günlere kadar getirdi. Çok az kişi ünlü kemancımız Cihat Aşkın’ın Londra’daki eğitiminin Osman Bey’in özel çabaları sonucu gerçekleştiğini bilir.

Osman Bey resim zevki de gelişmiş biriydi. Özel koleksiyonunda Türk resminin önde gelen isimlerinin tabloları var. Yurt dışında olduğu zamanlar ya müzelerde ya da konser salonlarındaydı. Alışveriş vs. bir anlamda nefret derecesinde sevmediği bir işti onun için.

Çok mu iddialı olacak bilmiyorum ama Osman Bey sektörde görebileceğiniz en cömert kişiydi desem yanlış olmaz. Şöyle bir örnek belki ne demek istediğimi anlatır. 1976 yılında Londra’da stajımı yapıyordum. Osman Bey Londra’ya geldi. Bana “Şu anda Londra’da stajda olan tüm arkadaşları topla, hep birlikte önce yemeğe gider, sonra da bir film izleriz, olur mu?” dedi. Yanılmıyorsam yedi sekiz stajyerdik o sıralar Londra’da olan. Hepimizi önce yemeğe, ardından sinemaya götürdü. O gün harcadığı para sanırım her birimizin birer aylık geliri kadardı. Sonraki yıllar ne zaman birlikte grup halinde bir yere gitsek, kesinlikle hesaba katılmamıza izin vermez, ödemeye kalksak ciddi ciddi kızar, üzülürdü.

Zamanla yarışırdı. Dakik desem hiç değildi zira kararlaştırılan saatten en az yarım saat-bir saat öncesinden orada hazır bulunurdu. Belki “acul” tanımlaması daha mı uygun olur? Osman Bey’le yaşıyorsanız her şeyin bir saati vardır ve mutlaka ona uyulacaktır. Örneğin tekne ile çıktığımız mavi yolculuklarda saat 11.00’de mutlaka cin tonik içilecek, başka bir şey içilmeyecektir. Bira 12.00’den sonra, akşam yemeği öncesi viski saati 18.00, akşam yemeği şarap veya rakı eşliğinde. Ben Alman eğitiminden gelen biri olduğum için sanırım onun bu programlı yaşamına en uyan kişilerden biriydim ve “sensiz mavi yolculuk hayatta yapmam” derdi…

Osman Bey gençlere çok önem verir, her zaman gençlerle çalışmayı tercih ederdi. Vefat ettiği gün çok sayıda yaşça benden daha küçük sektör mensubu tanıyan kişiler telefonla beni aradı. Dikkat ettim arayanların hemen tamamının ortak ifadesi kendisinin ne kadar alçak gönüllü biri olduğu, çok gençken dahi Osman Yücesan gibi bir meslek büyüğü ile tanışıp görüşmek ve sigorta konularını tartışabilmiş olmaktan duydukları memnuniyet hissiydi. Gençlerdeki cevheri hemen görür ve işini onlarla götürmeyi tercih ederdi.
Tüm bu özelliklerinin ötesinde Osman Yücesan bugün artık maalesef örneğine çok az rastlayabildiğimiz geniş bir sigorta teknik bilgisine sahip biri idi. Onu hiçbir şekilde bugünün teknik personeli ile karşılaştırmaya dahi kalkmam. Tüm Batılı sigortacılara öğretecek kadar derin bir bilgi sahibi idi. Kaçımız şimdi onun yüzlerce sayfalık ve nakliyat sigortalarının baş eseri olan Tempelman’ın kitabını tercüme ederek Türkçeye kazandırdığını biliyor merak etmekteyim. Bildiğini öğretmeye çok hevesli bir gerçek sigortacıydı. Yıllarca onca işinin arasında Boğaziçi Üniversitesi’nde dersler vermiş, öğrenci yetiştirmişti.
Şimdi yüksek sigorta bilgisi, çok iyi yabancı dil hakimiyeti, geniş bir genel kültür, çalışkanlık, zeka, iyi bir yemek/içki zevki, alçakgönüllülük, cömertlik gibi özellikleri kendisinde toplamış biri olursa o Osman Yücesan olur. Buna elbette başarmak hırsı ve azmini de eklemek gerek. Tüm bu nitelikleri şahsında toplamak zordur ve o yüzden Osman Yücesanlar çok ama çok enderdir.

Anlatacak çok şey var, eksik bıraktıklarımı diğer dostları elbette tamamlayacaktır. Bir hoşluk ile bitireyim. Osman Bey biraz renk körü idi. Yeşil diye gitmiş aynen limon sarısı bir Mercedes almıştı. O arabayla İstanbul’dan Bodruma giderken şehirlerarası yolda bile diğer şoförler “Bu ne renktir böyle?” diye arabaya baktılar hep, ben de Osman Bey’e ikide bir “Bu arabayı alırken ne renk düşündünüz Osman Bey ?”, “Osman Bey sizce şimdi giydiğiniz t-shirt ne renk acaba?”, “Osman Bey şu karşıdan gelen araç sizce ne renk?” diye yol boyunca takıldım durdum.

İyi ki Osman Bey’i tanıdım. Hem tüm meslek hayatım onun yönlendirmesi ile şekillendi, hem iş dışı yaşantım onun varlığı ile hep renklendi.

Yolunuz nurla dolsun Osman Bey…”

Çetin Alanya,
17 Mayıs 2020

İlginizi Çekebilir