Destekten yoksun kalma kararı sigortacıyı sevindirdi

 Destekten yoksun kalma kararı sigortacıyı sevindirdi

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu (HGK) geçtiğimiz yılın Kasım ayı başında 01.11.2017 gün ve 2017/1315 E., 2017/1239 K. sayılı kararıyla destekten yoksun kalma tazminatları konusunda yeni bir karara imza atmış bulunuyor.

Bu kararı önemi dolayısıyla aşağıda inceleme konusu yapmaktayız.

I. Karara konu olan uyuşmazlık ve değişik düzeydeki yargı organları tarafından söz konusu uyuşmazlık hakkında verilen kararlar

1- DAVA VE CEVAP

Davacıların miras bırakanı askeri kurumda sürücü olarak görevlidir. Aracı sevk ederken kaza yapmış ve hayatını kaybetmiştir.
Bunun üzerine davacılar destekten yoksun kalma tazminatı istemişlerdir.
Davalı idare hizmet kusurunun bulunmadığını, kazanın davacıların miras bırakanı sürücü ile diğer aracın sürücüsünün kusurlarından kaynaklandığını; davacıların miras bırakanının kusurunun illiyet bağını kestiğini ve bu sebeple sorumlu tutulamayacağını savunmuştur.

2- İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk derece mahkemesi kararı şu şekildedir:
Kazanın meydana gelmesinde davalı idarenin hizmet kusuru yoktur.
Kaza davacıların miras bırakanının %70 oranındaki ağır kusuruyla meydana gelmiştir.
İlliyet bağı kesilmiştir. Bu sebeple davanın reddi gerekmiştir.

3- YARGITAY’DAN ‘BOZMA’ KARARI

Temyiz başvurusu üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 17. HD (Hukuk Dairesi), aşağıdaki hususları içeren bir bozma kararı vermiştir:

  • Destekten yoksun kalma tazminatı, desteğin mirasçısı olarak geride bıraktığı kişilere değil, desteğinden yoksun kalanlarına aittir. Destekten yoksun kalma zararı, salt sürücünün desteğinden yoksun kalınması olgusuna dayalı, mirasçılık sıfatıyla bağlı olmaksızın uğranılabilen bir zarardır.
  • Destekten yoksun kalma tazminatı, salt miras yoluyla geçen bir hak olsa idi, desteğe karşı ileri sürülebilen savunmalar, ölenin desteğinden yoksun kalanlara karşı da ileri sürülebilecekti. Oysa destekten yoksun kalma zararı, desteklerinin ölümü nedeniyle destekten yoksun kalanların doğrudan kendileri üzerinde doğan zarardır.
  • Bu zarardan doğan hak desteğe ait olmadığına göre, onun kusurunun bu hakka etkili olması da düşünülemez.
  • Mahkemece davacıların desteğinin meydana gelen olayda ağır kusurlu olduğu ve illiyet bağının kesildiği değerlendirilmiştir. Ancak, kazaya karışan diğer araç sürücüsünün de kusuru bulunmaktadır. Şu halde, ağır kusurun söz konusu olduğu ve illiyet bağının kesildiği sonucuna varılamaz.
  • İlk derece mahkemesi kararı hatalı değerlendirme ile verilmiştir.

4- HGK DİRENME KARARINI KABUL ETTİ

Yargıtay 17. HD’nin bozma kararı üzerine dosyayı yeniden değerlendiren ilk derece mahkemesi, önceki kararında direnmiştir. Bunun üzerine dosya HGK önüne gelmiş ve HGK tarafından direnme kararı yerinde bulunarak onanmıştır. HGK direnme kararını onarken özetle aşağıdaki hususları belirtmiştir:

  • Zararın tazminini talep etmek hakkı doğrudan zarar görene tanınmıştır. Doğrudan zarar görenin dışında üçüncü bir kişinin tazminat talebinde bulunma hakkı, kural olarak yoktur.
  • Bu sebeple sözleşme dışı sorumluluk hukukunda üçüncü bir kişinin maruz kaldığı yansıma zararı, prensip olarak, tazmin edilemez niteliktedir. Zira sorumluluk hukukunun temel kurallarından birini, tazminat talebinde bulunabilecek olan kişi veya kişilerin sadece doğrudan zarara uğrayanlar olması oluşturur. Bunun istisnası ise destekten yoksun kalma tazminatıdır.
  • Bu bağlamda üzerinde durulması gereken en önemli husus, sürücünün kazanın meydana gelmesinde tam veya kısmi kusurlu olmasının, üçüncü kişi durumunda bulunan destekten yoksun kalmış olanlara karşı ileri sürülüp sürülemeyeceğidir.
  • KTK (Karayolları Trafik Sigortası) m.85’te araç işletenine yüklenen sorumluluk tehlike esasına dayanır. KTK m.86 ise işletenin hangi hususları kanıtlayarak sorumluluktan kurtulabileceğini düzenlemektedir.
  • Bundan başka BK, zarar görenin zararın doğmasına veya artmasına etki eden davranışının, hakimin takdirine bağlı olarak tazminat yükümlülüğünden kurtulma veya tazminattan indirim yapılması sonucuna yol açabileceğini öngörmüştür.
  • Bu sayılan hükümler ışığında kural olarak sürücünün ölümünden işletenin sorumlu olduğu, dolayısıyla davacıların işletenden talepte bulunma haklarının bulunduğu kabul edilmelidir.
  • Ancak, yansıma yoluyla zarar görmüş olan destekten yoksun kalan kişilerin, kendilerine destek sağlayan kişinin sahip olduğu haktan fazlasına sahip olmaları mümkün değildir.
  • BK m.52 fk.1 «hiç kimse kendi kusurundan yararlanamaz» ilkesine dayanmaktadır.
  • Desteğin ölümü sebebiyle meydana gelen zararın yansıma yoluyla destek görenleri etkilediği nasıl kabul ediliyorsa, desteğin kusurlu davranışlarının da aynı şekilde destek görenlere yansıyacağının kabul edilmesi gerekir.
  • Zarara uğramamak için gerekli özeni göstermeyen kimse, bu hareket tarzının sonuçlarına katlanmalı ve özen eksikliğinin zararın meydana gelmesinde oynadığı role, etkisine ve derecesine göre zararı kısmen veya tamamen üzerine almalıdır. Çünkü kendi kusuruyla sebebiyet verdiği veya artmasına neden olduğu zararın ödettirilmesini istemek Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesinde düzenlenen doğruluk ve dürüstlük kurallarına aykırı olacaktır. Somut olayda, dürüstlük kuralına göre, davacıların miras bırakanı sürücünün %70 kusuruyla meydana gelen kaza sonucu ölümü nedeni ile davacıların (destekten yoksun kalanların) talep ettikleri destekten yoksun kalma tazminatından davalı işletenin sorumlu olmadığı kabul edilmelidir.
    l Destekten yoksun kalma tazminatının yansıma zararı olması nedeniyle desteğin kusurunun davacılara karşı ileri sürülemeyeceği ve bozma kararının yerinde olduğu görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş HGK çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir
    l Tüm bu nedenlerle yerel mahkemenin yazılı şekilde karar vermesinde bir isabetsizlik görülmediğinden usul ve yasaya uygun direnme kararının onanması gerekmiştir.

5-HGK KARARI 

Karar ZTS (zorunlu trafik sigortası) poliçesini düzenleyen sigortacıya karşı açılmış bir davada verilmemiştir.
Ancak, sigortacı, sorumluluğunu sigorta etmiş olduğu kişiden daha fazla bir sorumluluk altında olmayacağından, kararda belirtilen gerekçeler, sigortacıya karşı ileri sürülen talepler bakımından da aynen geçerlidir. Her şeyden önce bu saptamayı yapmak ve altını önemle çizmek lazımdır.
Bundan başka, aşağıdaki noktaları da belirtmeliyiz:

HGK kararında yer alan “Zarara uğramamak için özen göstermeyen kişi, bu davranışının zararın meydana gelmesinde oynadığı role, etkisine ve derecesine göre zararı kısmen veya tamamen üzerine almalıdır. Çünkü kendi kusuruyla sebebiyet verdiği veya artmasına neden olduğu zararın ödettirilmesini istemek Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesinde düzenlenen doğruluk ve dürüstlük kurallarına aykırı olacaktır” şeklindeki değerlendirme kanımızca şu sebeplerle gereksizdir:

  • Yürürlükteki yasa hükümleri (BK 62; KTK 86) kazada yaralanan veya ölen kişinin kazanın meydana gelmesine olan etkisini zaten düzenlemektedirler.
  • Yasa hükümlerinin tazminat istemine yeşil ışık yaktığı hallerde, sorumlu işletenden veya onun sorumluluk sigortacısından tazminat istemiş olmak dürüstlüğe aykırı sayılamaz.
  • Eğer öyle olsaydı, sebep-sonuç bağının kopmuş olmadığı durumlarda tazminat isteme hakkının kullanılması hiç mümkün olmazdı.

6- GEREKÇELER ARASINDA YER ALMASI GEREKEN HUSUSLAR

Kazaya kusuruyla yol açan sürücünün o kazada hayatını kaybetmiş olması halinde, onun desteğinden yoksun kalanların açtıkları destekten yoksun kalma zararının tazmini davasında, sürücünün kusurunun duruma göre; sorumluluktan bütünüyle kurtulma, veya sorumluluktan kısmen kurtulma sonucuna yol açacağı çözümü benimsenirken kanımızca aşağıdaki gerekçelere de dayanmak lazımdır.

a) ‘ZARAR GÖREN’ KİMDİR?

Kazada ölen sürücünün ağır kusurlu olması durumunda araç işleteninin sorumluluktan kurtulacağı yolundaki çözüm öncelikle KTK m.86’nın açık hükmüne dayanmaktadır. “İşletenin sorumluluktan tamamen kurtulması” başlıklı KTK 86(1) uyarınca
“İşleten
– Kendisi veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerde bir kusur yoksa, ve
– Araçtaki bir bozukluk da kazanın meydana gelmesinde etkili olmamışsa
kazanın mücbir sebepten, zarar görenin ağır kusurundan veya üçüncü kişinin ağır kusurundan kaynaklandığını kanıtladığı takdirde sorumluluktan kurtulur.”
KTK m.86’daki “zarar gören” deyimi acaba kimi hedef tutmaktadır? Bu soruya söz konusu hükmün “kazada ölen veya yaralanan kişiyi kastettiği” yanıtının verilmesi gerekir.
Yasanın “zarar gören” hakkında hüküm getirirken trafik kazasında ölen, yaralanan veya sakat kalan kişiyi değil, (ölüm halinde) “destekten yoksun kalma zararına uğramış olan kişileri” kastettiğini düşünmek mümkün bulunmamaktadır. KTK m.86 yalnızca ölüm olasılığı ile ilgili değildir, her türlü can ve mal zararını kapsayan bir düzenleme içermektedir. Sürücünün sakat kaldığı durumlarda zarar gören deyiminin kendisini hedef tuttuğu kuşkusuzdur. Buna karşılık sürücü öldüğünde KTK m.86’daki “zarar gören” deyiminden maksadın sürücü değil, onun desteğinden yoksun kalanlar olduğunu benimsemek tutarlı olmaz.

b) DİĞER ALANLARA UYGULANABİLİR

Destekten yoksun kalma tazminatı davaları yalnızca trafik kazalarına bağlı ölümler sebebiyle açılmamaktadır. Bu davalarla başka birçok alanda da karşılaşılmaktadır: Örnek olarak, iş kazaları, tıbbi kötü uygulamalar, çevre felaketleri, deniz kazaları, hava aracı kazaları v.b. haller gösterilebilir.
Ölen desteğin kusurunun destekten yoksun kalma taleplerinde ne gibi etki meydana getirmesi gerektiği sorunu tazminat hukukunun “genel” bir sorunudur. Şu halde, çözüm de genel olmalıdır. Trafik kazalarından kaynaklanan ölümlerde diğer alanlardan farklı bir çözümün uygulanması doğru ve mümkün değildir.
İşverenin iş kazasından sorumluluğu alanında, iş kazasında hayatını kaybeden işçinin eşlik eden kusuru, destekten yoksun kalma davalarında tazminat yükümlülüğünden kurtulma, veya ödenecek tazminattan indirim sebebi olarak kabul edilmektedir. O halde trafik hukuku alanında da aynı çözüm geçerli sayılmalıdır.

c) TUTARLI DEĞİL

Şu olasılığı düşünelim: Sürücü tek taraflı ağır kusuruyla yapmış olduğu kazada, hayatını yitirmeyip sürekli tam sakatlığa uğramış ve kalan günlerini yatağa bağımlı ve sürekli bakıma gereksinim duyar bir durumda geçirmek zorunda kalmış olsun. Onun ağır kusuru işletenin sorumluluğunu ortadan kaldırmış olacağından, kendisine herhangi bir tazminat isteme hakkı verilmeyecektir. Sürücünün kendisine hiçbir tazminat hakkı tanınmazken, sakat kalma yerine hayatını kaybetmiş olması halinde onun desteğinden yoksun kalanların tazminat isteyebilmeleri tutarlı görünmemektedir. Şu halde, desteğin kusurunun, destekten yoksun kalanlara yansıyacağının kabul edilmesi lazımdır.

7. SİGORTACI NE YAPABİLİR?

Yeni HGK kararı ışığında, ZTS poliçesini düzenleyen sigortacı, kendisine zarar gören tarafından doğrudan istemde bulunulması halinde kanımızca özellikle şu savunmaları ileri sürebilecektir:

  • Kazanın zarar görenin ağır kusuru ile meydana gelmiş olması halinde sigortacının sorumluluktan kurtulacağına ilişkin KTK m.86 fk.1
  • Kazanın oluşunda zarar görenin (illiyet bağının kesilmesine yol açacak dereceye ulaşmayan) kusurunun bulunması halinde tazminattan indirim yapılabileceğine ilişkin KTK m.86 fk.2
  • Hangi hususların sigorta dışında kalacağına ilişkin KTK m.92
  • KTK hükümlerine uygun sözleşme hükümleri; özellikle KTK’dan aldığı yetki çerçevesinde kamu otoritesinin ZTS GŞ’nda öngördüğü sigortacının edim yükümlülüğünü daraltan veya tazminat hesabını zarar gören aleyhine sınırlayan hükümler.

II. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 01.11.2017 gün ve 2017/1315 E., 2017/1239 K. sayılı kararının uygulamayı nasıl etkileyeceği

Ülkemizde yargı kararlarının sürekli aynı çizgiyi izlemediği ve zaman zaman birbiriyle çelişen kararların çıktığı ve bu saptamanın Yüksek Yargı bakımından da geçerli olduğu bilinen bir durumdur.

Bu sebeple, HGK’nun 01.11.2017 gün ve 2017/1315 E., 2017/1239 K. sayılı kararının yeni bir dönemin başlangıcı olup olmadığı sorusu (yargı dahil) bütün çevrelerde sorulmaktadır.

Kanımızca hukuksal durum aşağıdaki gibidir.

HGK kararının destekten yoksun kalma tazminatlarına ilişkin “temel” bir soruna ilişkin bulunması sebebiyle:

  • Somut olay adaletini sağlama amacının ön plana çıktığı ve genel çizgiden ayrılan, deyim yerinde ise “kuralı bozmayan” ayrık nitelikte bir karar sayılması mümkün görünmemektedir. Tersine bu kararın, tartışmalar sonucu varılan kesin bir sonucu yansıttığını benimsemek doğru olacaktır.
    Kısaca, HGK’nın 01.11.2017 gün ve 2017/1315 E., 2017/1239 K. sayılı kararı bir “içtihat değişikliği” anlamına gelmektedir.
    Bundan sonra Yüksek Mahkeme’nin bu çizgiyi sürdürmesi en gerçekçi beklentidir.
    Böyle olacağı varsayımından yola çıkarak şunları saptayabiliriz:
  • Yüksek Yargı, destekten yoksun kalma taleplerinde desteğin kusurunun tazminat yükümlülüğünü kaldırıcı veya azaltıcı etki meydana getirmesi gerektiğini (yıllar sonra yeniden) kabul ettiğine göre, şu ana kadar yargı kararına konu olmamış bütün istemler kural olarak bu kabule uygun biçimde değerlendirilebilmelidir.
  • Anımsanacağı gibi, yakın zaman önce ZTS Genel Şartlarında yasa ile değişiklik yapılması yoluna gidilirken, Yargıtay’ca “sürücünün kendi kusuruyla yol açmış bulunduğu trafik kazasında hayatını yitirmesi üzerine, onun desteğinden yoksun kalanlar tarafından açılan destekten yoksun kalma tazminatı davalarında ölen sürücünün kusurunun sorumluluktan kurtulma veya tazminattan indirim sebebi sayılmayacağına karar verilmesi” etkili olmuştur. Değişiklik esas itibariyle destekten yoksun kalma tazminatlarında desteğin kusurunun dikkate alınmaması yolundaki yargı uygulamasına tepki olarak gerçekleşmiştir. Bu değişikliğin tek bir amacı vardı: Yargı tarafından sigortacıların hesapta olmayan şekilde aleyhine karar verilmesi ve bunun bir yandan adalete uygun bulunmaması diğer yandan ise altından kalkılması çok zor bir ekonomik yük oluşturması.
  • Getirilen değişiklik, esas olarak KTK’daki “sigorta teminatı dışında bırakılabilecek hallere” ilişkin 92. maddeyi desteğin kusurunun dikkate alınmasını sağlayacak şekilde yeniden oluşturmak yönünde olmuştur.
  • Şu anda ise yargı, yasal değişiklik yapılmasına yol açan sebeplerden en önde geleni hakkında kendi kararıyla yeni bir uygulamaya yönelmiş ve böylece yasada değişiklik yapılmasının dayanağı son bulmuş; değişikliği gerektiren hal ortadan kalkmıştır.
  • Bu yüzden, artık yalnızca yasal değişiklikten sonraki olaylarda değil, öncesinde gerçekleşen olaylarda da sürücü kusuru tazminat yükümlülüğünü sona erdirici veya azaltıcı etki meydana getirecektir.
  • Hatırlanacağı üzere, yasa değişikliği Yargıtay’ın aksi yöndeki uygulamasını önlemek amacıyla yapılmıştı. Bu değişiklik yapılırken, Yüksek Yargı’nın vermekte olduğu “destek sürücünün kusurunun destekten yoksun kalma istemlerinde dikkate alınmayacağı” yolundaki kararların hukuksal gereğe uygun bulunduğu varsayımıyla yola çıkılmış ve sürücünün ağır kusuru halinde de işletenin KTK hükümlerine göre o sürücünün desteğinden yoksun kalmış olanlara karşı hukuken sorumlu olacağı kabul edilmiş, buna karşılık bu sorumluluk sigorta teminatı dışında bırakılmıştı.
  • Araç işleteni, sürücünün ağır kusuru halinde sorumluluktan kurtulacağı için, bu hallerin sigorta dışında bırakılmasına artık lüzum kalmamıştır. Sigorta bundan böyle sorumluluk hiç gerçekleşmediği zaman hiç devreye girmeyecek; sorumluluk azaldığı zaman da aynı ölçüde devre dışı kalacaktır.
  • Yasal değişiklik, bu değişiklikten sonra gerçekleşen rizikolarda geçerli olduğu için, daha önce meydana gelmiş kazalara uygulanma yeteneği yoktur. Buna karşılık, HGK kararıyla gerçekleşen içtihat değişikliği, mevcut olması gereken hukuksal durumu saptadığından, kanımızca daha önce yargı kararıyla sonuçlandırılmamış durumlar hakkında da sonuç doğurması gerekecektir.

Sürücü, ağır kusuruyla yapmış olduğu kazada sürekli tam sakatlığa uğraRSA, ağır kusuru NEDENİYLE ÖDEME YAPILMAZ. Sürücünün kendisine tazminat hakkı tanınmazken, hayatını kaybetmiş olması halinde onun desteğinden yoksun kalanların tazminat isteyebilmeleri tutarlı DEĞİLDİR.

Prof. Dr. Samim Ünan

Prof. Dr. Samim Ünan

samim@sigortacigazetesi.com.tr

İlginizi Çekebilir

Yorum Yapabilirsiniz.