Ali Erhan Tamer

Duvara doğru

25 yıldan fazla bir süredir kullandığım tüm otomobillerin kış lastikleri de oldu. Bundan 10 yıl öncesine kadar Kasım ayının sonlarına doğru “zamanı geldi” deyip bir hafta içinde de kış lastiklerini taktırmış olurdum. Son yıllarda bu aksiyon ertelenmeye başladı. Önceleri Aralık ayının ikinci yarısı oldu birkaç yıl boyunca. Sonra da Aralık sonu, Ocak başı oldu.
İstanbul için Ocak ayı meteoroloji tahminlerine göre ay sonuna kadar acele etmem için bir neden de yoktu aslında ama bu yıl kış lastiklerimi Ocak ayının 15’inde taktırdım, belki Şubat’tan utandığım için, belki de gidişatın bende yarattığı travma daha da uzun soluklu olmasın diye.
Yukarıdaki aksiyona geçme zamanlamam ile ilgili gözlemim. Bir de fayda ile ilgili gözlem paylaşayım. İlk yıllarda o lastikleri takınca 3-4 aylık bir sürede epey karlı / yağmurlu günler olur ve insana “iyi ki yaptım bu işi” dedirtirdi. Oysa ki son birkaç yıldır kış lastiği gerektiren yol ve hava koşulları koca bir kış boyunca azami 8-10 gün, daha fazla değil gerçekten.
Bu durum yollardaki mühendisliğin gelişmesi, ilgili kurumların kötü hava koşulları ile başarılı mücadelesi ve yaptıkları çalışmalar ile açıklanacak gibi de değil.
Gidişat gerçekten kötü. Bundan kısa süre öncesine kadar en az 50 yıl / 100 yıl süre verilen can sıkıcı gelişmeler öngörülenden çok daha erken meydana gelmeye başladı ve korkarım artan bir şekilde şahit olacağız bu kötü gelişmelere.
Doğayı bozduk. Hep birlikte, düşünmeden, endişe duymadan, kısa vadeli kazançlı kazançlar veya kısa süreli konfor uğruna binlerce yıllık dengeleri değiştirdik ne yazık ki. Sadece buradaki bizler de değil tüm dünya vatandaşları olarak yaptık bunu hem de!
Yeterince kar yağması lazım; hem doğa, hem de insan sağlığı için. Yeterince yağmur da almamız lazım. Güneş de lazım, bulutlu günler de. Bu kadar gelişmediğimiz, üremediğimiz, sık yolculuk yapmadığımız, plastik ve naylon kullanmadığımız, betonlaşmadığımız o eski dönemlerde tüm doğal olaylar belirli bir uyum ve denge içinde gerçekleşirdi ve evet o zamanlarda epey sıkıntı çeksek de kokulu sebzelerimiz, lezzetli meyvelerimiz, sobada kestane, TV karşısında leblebili boza keyiflerimiz vardı.
Matematik dersinde “2 işçi bir duvarı 4 günde yapıyorsa 4 işçi aynı duvarı 2 günde yapar”ı öğrenmiştik “ters orantı” konusunu işlerken. 50 kişi/1 bina/1 tutam teknoloji 500 m2’yi 50 yılda kirletiyorsa 100 kişi/2 bina/2 tutam teknolojinin aynı 500 m2’yi kirletmesi 25 yıldan da aşağı geldi maalesef, belki 15 yıl, belki 10 yıla düştü bu süre. Yani doğa ve çevre konusundaki duvara gidiş şeklimiz ters orantının aritmetik değil geometrik versiyonu ne yazık ki!
İnsan hiç olmadığı kadar çok ve çeşitli bilgiye ulaşabiliyor. Bilim bundan önceki 50 yılda başardığı gelişimin fazlasını önümüzdeki birkaç yılda yapacak büyük olasılıkla. Her birey bir şekilde değişen iklim koşulları ve gitgide kirlenen çevre nedenleriyle az ya da çok mağduriyet yaşıyor. Hatta gelişmiş ve seçilmiş bazı ülkeler eksantrik lokasyonlarda bir araya gelip çevre ve iklim konusunda ahlar vahlar çekiyorlar ara sıra.
Oysa duvara doğru hızla gittiğimizi görmek için temel üretim ve tüketim sistemlerini dürüstçe sorgulamak, basit gözlemler yapmak, biraz bilgi sahibi olmak ama en önemlisi en az kendisi kadar gelecek kuşakları da düşünme becerisi ve sağduyusu gerekiyor.
Hani o meşhur düello mizanseni vardır. 2 kişi arabalarını son hız ilerideki duvara doğru sürerler, frene ilk basan iddiayı kaybetmiş olur. Oysa biz bir toplum, bir coğrafya, bir gezegen olarak son hız duvara doğru gidiyoruz ve artık frene basmanın bile bazılarımızı kurtaracağı noktayı da geçmek üzereyiz.
Umarım durum daha da kötüleşmeden bu konuda geniş tabanlı bir uzlaşı sağlanır ve kapsamlı hareket planları uygulamaya konulur da çevremiz daha yaşanılır, iklimimiz de daha öngörülebilir olur yeniden.
Görüşmek üzere.

31 Ocak 2020

İlgili Haberler

Yazarlar