Eğitim düzeyi yükselirse sigortaya talep de artar

SAB Başkanı Reşit Çakas, sektörün içinde bulunduğu sorunların birçoğunun sigorta eğitiminin yetersizliğinden kaynaklandığını belirterek, “Eğitim ile sigortalılık seviyesi birbirine doğru oranlı, dolayısıyla eğitim düzeyi ne kadar yükselirse toplumda sigortaya talep de o kadar artar” dedi.

Sigorta Acenteler Derneği (SAB) Başkanı Reşit Çakas, sigorta sektörü olarak üniversite ile işbirliklerine fazlasıyla önem verdiklerini belirterek, “Sektörün içinde bulunduğu sorunların birçoğu sigorta bilincinin olmaması ve sigorta eğitiminin yetersizliğinden kaynaklanıyor” diye konuştu.

Acente sorunları üzerine ettiğimiz sohbette, göreve başladıktan sonra gerçekleştirdikleri ziyaretlerden bahseden Çakas, “Meslektaşlarımıza, üyelerimize yapmamız gereken önemli dokunuşlar olduğunu düşündük. Eğitim düzeyi ne kadar yükselirse sigortalılık talebi de o derece artar. Eğitim ile sigortanın içeriği birbiriyle doğru orantılı gidiyor. Sektöre ve bu branşta okuyan öğrencilere faydalı olmak adına Marmara Üniversitesi ile de işbirliği yapıyoruz. Bu çalışmaların acente sorunlarına da faydası var. Acentelere ziyaretlere gittiğimizde sektör üzerine sohbetler gerçekleştiriyoruz, bizlerle sorunlarını paylaşıyorlar” şeklinde konuştu.

SEKTÖRÜN SORUNLARINDAN BİRİ HAKSIZ REKABET 

“Sigorta şirketleri işi alabilmek için fiyatları aşırı derecede düşürerek inilebilecek son fiyata kadar iniyorlar” diyen Çakas sözlerini şöyle sürdürdü: “En düşük fiyat teklifi alınsa bile komisyondan feragat eden acenteler de var. Piyasada maalesef bu durumlar acenteleri zor durumda bırakırken müşteriyi memnun ediyor. Müşteri aynı poliçeyi aynı şartlarla nereden alabilirim diye düşünüyor. Bankalar da rekabet ediyor. Müşteri ise acentelere ‘Tamam sizinle 15 yıllık bir geçmişimiz var ama banka bana aynı teminatla, hem de mil vererek aynı poliçeyi sunuyor’ diyor. Bu sefer acenteler sıfır komisyonla çalışmaya başlıyor. Tüm branşlarda karşımıza çıkabiliyor bu durum. Bu hem fiyatı son derece düşürüyor hem de acenteler arasındaki rekabeti olmaması gereken yere götürüyor.”

Başta bankalar olmak üzere mesleklerde karışıklığın söz konusu olduğunun altını çizen Reşit Çakas, “‘Bankalar sigortanızı ben yaparsam kredinizi de öyle veririm’ diyor. Müşteri kredi çekerek bir araç satın almak istediğinde kaskosunu ya da trafik sigortasını da banka yapıyor. Örneğin hayat sigortası yapıyor ama üç yıllık yapıyor. Dördüncü yıl krediyle beraber alındığı için hayat sigortasının da süresi bitiyor. Böylece hayat sigortası da gelişmemiş oluyor. İstatistiklere bakarsak iki yıl öncesine kadar dünyada sigortaya harcanan para 5.1 trilyon dolardı. Bunun %60’ını hayat sigortası branşı oluşturuyordu. Dünya üzerinde gelişmiş ülkelerdeki oran bu. Türkiye’de ise bu rakam %14. Bunun çoğunluğu ise kredi endeksli, bankalar tarafından yapılan hayat sigortaları” diye konuştu.

HAVUZ SİSTEMİNDE HAKSIZLIK VAR

Trafik poliçesinde fiyatların sürekli yükseldiğine değinen Çakas, “Havuz denen sistem geldi ve dendi ki herkes için fiyat aynı. Fakat burada bir haksızlık var. Aracı iyi kullanan ile kötü kullanan kişi arasında bir fark olması gerekiyor. Taban fiyat belli fakat tavan fiyat belli değil. Sigorta şirketleri arasında böyle bir problem de söz konusu. Zorunlu sigorta alanlarında yeni düzenlemeler ve serbest tarife gelmeli. Kasko fiyatı gibi zorunlu sigortalar bireye yönelik olmalı. İyi kullanıcı ve kötü kullanıcı zorunlu sigortasını kendi kullanımına göre ödemeli. Eğer böyle devam ederse bu iş sektöre çok zarar vermiş oluyor. Trafik sigortası çok önemli bir paya sahip. Zorunlu sigortada bu kadar inisiyatif kullanılmasına rağmen hâlâ %35 oranlarında trafik sigortası yaptırmayanlar var. Bu da tüm sektöre ve bizlere önemli zararlar veriyor” ifadelerini kullandı. 

Sağlık sigortalarında çok önemli sıkıntılar yaşandığından da bahseden Çakas, “Müşteri sigortalı olduktan sonra prim oranlarının %60 – %70 artırılması çok yanlış bir durum. Sağlık sigortaları uzun vadeli olduğu ve şirketlerin en sadakatli portföyü. Ayrıca hayat sigortaları en önemli sigorta branşı. Kişiyi birikime ve tasarrufa yönlendiriyor. Devlet katkısı olmaması ise eksik yanı” dedi.

SDDK İLE BİRLİKTE YENİ DÜZENLEMELER DE GELMELİ

Gündemin en önemli konularından biri olan SDDK’ya da değinen Reşit Çakas, “Temennimiz şudur ki bankacılık sektöründe nasıl BDDK denetlemelerine göre hareket ediliyorsa sigorta sektöründe de yeni kurulacak SDDK ile yeni düzenlemeler gelmeli” şeklinde konuştu.

TAMAMLAYICI SAĞLIK SİGORTALARI ÖNEMLİ  

Çakas, sözlerini şu şekilde tamamladı: “Tamamlayıcı sağlık sigortaları yeni başlarken düşük fiyatla piyasaya çıktı. Sonraki seneler de yenilendikçe, fiyatlar yükseldikçe sistemden ayrılmalar oldu. Ancak uzun vadede önemli bir branş olduğunu ifade etmek isterim. Başlangıçlarda %45 – %50 olan yenileme oranı gittikçe yükselmeye devam ediyor. Anlaşmalı hastaneler yaygınlaştırılmalı ve hasta katkı payı da artırılmalı. Uzun vadede  sektörde önemli bir paya sahip olacak.”

RİSK KABUL SÜREÇLERİ GÜNLERCE SÜREBİLİYOR

Risk kabul süreçlerinin acenteler ve sigorta şirketleri arasındaki en problemli süreçlerden birisi olduğunu söyleyen SAB Başkanı Reşit Çakas, bu süreçlerin günlerce belki de aylarca sürebildiğini belirtti. Örnek olarak yangında risk kabul sürecini anlatan Çakas sözlerini şöyle sürdürdü: “Sigortalı yaşadığı sorunlarda acenteleri keyfi şekilde kullanmaya çalışabiliyor. Sağlık sigortalarında da risk kabul süreçleri de uzun. Sigortalının mevcut sigortasını şirketinden bir başka sigorta şirketine taşımak istediğinde bu süreç çok uzun ve meşakkatli oluyor. Bu süreçleri kolaylaştırmalıyız.”

DEVLET ÖZEL SİGORTALARI TEŞVİK ETMELİ

BES’e verilen desteğin bir benzerinin diğer sigortalar için de olabileceğine değinen Reşit Çakas, “Devlet; vatandaşı özel sigortalar için teşvik etmeli. Nitekim Japonya’da örnekleri var bunun. Konut sigortası, DASK gibi branşlarda devlet hatırlatmalar yapmalı. Öte yandan BES’te Otomatik Katılım Sistemi’ne başlanırken acenteler de bu sisteme dahil edilmeliydi. Sistemden ayrılmalar da bu denli yüksek olmazdı. Ayrıca sistemden ayrılan her kişi veya kişiler maalesef sigortaya karşı hep olumsuz yaklaşıyor. Acentelere de oluşturdukları fon üzerinden pay verilmeli. Böylece acenteler de sisteme sahip çıkmış olacak. Teşvikler bazen de yetkililerin beyanıyla da mümkün” dedi.  

1 Ağustos 2019

İlgili Haberler

Yazarlar